Çürük tohumlardan büyüyen zehirli sarmaşıklar
Menekşe Toprak'ın Peri kitabı, hayatın çürük tohumlarından filizlenen tehlikeleri ve kadınların üzerindeki görünmez yükleri fark etmeye davet ediyor.

Menekşe Toprak'ın son romanı Peri, Doğan Kitap'tan Ocak ayında raflara çıktı. Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım metninde "Bu roman, bireysel bir yasın içinden geçerek, çocukluğun korunmamış alanlarını, sınıfsal ve cinsel sömürünün iç içe geçtiği o karanlık eşiği yokluyor. Menekşe Toprak, Peri’de zor bir meseleyi yüksek sesle değil, derinlikli ve edebi bir sezgiyle ele alıyor; okuru, suskunluğun en çok konuştuğu yere davet ediyor" diyor. Tanıtım metnine atıfla; Menekşe Toprak'ın bu karanlık eşiği yoklama biçimi 224 sayfalık, kısa denilebilecek bu romanı okuru için çok katmanlı bir sorgulamaya çeviriyor.

Kitabın başında, göl kıyısında geçen çocukluğunun son günlerinde tanıdığımız 13 yaşındaki Peri, yine aynı gölün kıyısında kız çocuklarının ve çocukluk arkadaşı olan genç kadının el vermesiyle, 23 yaşında genç bir kadın olan Perihan; kitaplığın raflarından bize, bıraktığı sorular ve cevaplarla son derece tanıdık biri olarak, hayatın içinden merhaba diyor.
Toprak'ın kalemi, tüm karakterleri gündelik hayatın akışı içinde önümüze seriyor. Peri, herkesin hayatında isimleri, görünümleri farklı kız çocuklarından, yaz tatili arkadaşlarından, memleketteki uzak bir akrabanın kızından, komşunun torunundan, sokakta her gün karşılaşılan liselilerden, bir kahve içip laflanan tanışlardan biri gibi.

Her dikkatli okuyucunun ilk satırlardan itibaren romanın gidişatını kestirmesini sağlayan bir akışta ilerliyor anlatım. Büyük sürprizler, ters köşeler olmaksızın Peri'nin korunmamış çocukluğunun sızısını, gerilimini okuduğumuzu ve bu gerilimin vardığı sonucunu tahmin ettiğimizi sanacağımız bir okuma deneyimi sunuyor. Açıkçası ilk sayfasından itibaren de “Bu işin sonu böyle bitecek” gibi bir fikre sayfalar boyunca ikna ediyor Menekşe Toprak okuyucusunu. 

Yazarın çok küçük gündelik detayları bu hikayenin içine yerleştirmesi tüm karakterleri çok aşina hale getiriyor. Peri'yi Kurtuluş’un sokaklarından Osmanbey Metro durağına doğru sırtında çantası ile yürüyen herhangi bir ortaokullu kız çocuğu, Hande'yi turistik tatil kasabalarının yerlisi olup kıyafetiyle denize kaçamak giren bir arkadaş, Kaan'ı Eşrefefendi Sokak’ta kaldırıma konmuş masalardan birinde bir tanışı ile bira içerek laflayan bir genç adam, A.'yı, olgun yaşının yakışıklı hatları ile evrak çantasını taşıyan hali vakti yerinde bir avukat olarak zihnimizde canlandırıyor. Bilinen mekanların, sokakların içinden bu hikayeyi okumak metni hem lezzetlendiriyor, hem de her gün geçilen sokakları kitabın ortaya attığı çelişmelerin mekanı yapıyor. Yazar, gündelik hayatın sessiz ve sıradan anlarını kurgunun bir parçası hâline getirerek, bu sadelik içinde hikayesinin katmanlarını teker teker açıyor.

Karakterlerin sınıfsal pozisyonları

Özellikle son yıllarda yayımlanan, kadınları merkezine alan öykü ve romanlarda sınıfsal okumalar giderek daha yaygın hâle geliyor. Bu durum, çelişkilerin bunca arttığı ve elle tutulur hâle geldiği bir dönemde, çocukluk anılarını, yetişkinlik yalpalamalarını ve “kişisel yaşamın” düğümlerini verili toplumsal koşullardan bağımsız anlatmanın neredeyse imkânsız hâle gelmiş olmasından kaynaklanıyor gibi de okunabilir. Ama Toprak’ın kaleminin bunu bir zorunluluk olarak değil, bilinçli bir tercih olarak işlediğini de eklemek gerekir. Çünkü kendi deyimiyle "Bu hayatı yazarak kavramayı, toplumu ve bireyi edebiyat aracılığıyla anlatmayı seçmiş biri" Menekşe Toprak. 

Görünmeyen detaylar

Akdeniz'in tarım ve turizm ile geçinilen bir kasabasında, babasının ölümünün ardından, küçük yaşta annesi ile birlikte hayat kavgasının içinde, yoksun ve yoksul koşullarda bir kız çocuğu Peri. Kasabanın yaşlı ve varsıl kadınlarından biri tarafından, annesi ile kendisine ev sahibesinin yardımseverlik niyetine sığıntı hizmetçilik rolü biçilmiş, yaz tatili ziyaretlerine bu eve gelen çocukların ve torunların imkanlarla bezeli yaşamının kıyısında, türlü duygu yoksunluklarının güvencesiz bir yaşamın içinde korumasız kıldığı çırpı bacak bir kız çocuğu. Saygı göreceği bir statüleri olsun isteyen ve otellerde hizmetli olarak çalışıp didinen annesi... 

Koşulların, sınıfsal pozisyonlarına göre kadınların davranışlarına, zihinlerine, düşünce sistematiklerine etkisinin nasıl farklılaştığını; bir ev sahibinin bakışı, bir yazlık ziyaretçisinin tavrı, kasaba yerlilerin bir diyaloğu ile incelikle anlatıyor Toprak.

Karakterler böyle bir zeminde inşa edildiği için de istismarın bir hastalık, saplantı, sapma vb. tanımlarla toplumsal koşullardan bağımsız bir kriminal vaka gibi ele alındığı okumaları bir çırpıda çöpe attırıyor. Ataerkil kodlarla birleşmiş yoksulluğun, kız çocuklarının çocukluklarını nasıl çaldığını ortaya koyuyor. Her türlü yaşam güvencesinden yoksun kadınların ve kız çocuklarının iradelerinin hangi koşullar altında nasıl şekillenebileceğini de... 

Ve kitap, (okuru hele de bir kadınsa) okurunun bakışlarını bir plaja, okul bahçesi çıkışına, kırtasiye kasa kuyruğuna ya da bir mağazanın deneme odasına girenlere yönelten, küçük ve görünmez detaylara çekme güdüsü uyandırıyor denebilir. Peri'nin "beni görsünler, fark etsinler" diye tüm o hayat karmaşasına içten içe kırılarak yürüdüğü okul yolunda onu görecek bir çift göz olma isteği ile birlikte. 

Epstein; ölü sanılan tohumların zehirli sarmaşıkları

Epstein dosyası, yer yer komplo teorileriyle desteklenerek günlük hayatın sohbetlerinde yer buluyor kendine bugünlerde. Çocuk bedenlerinin, dünyanın tahayyül edilemez zenginlikte olan güçlülerinin tahayyül edilemez lükslerinin karanlık dehlizlerinde nelere uğradığı, sıradan insanların, emekçilerin yaşamları ve koşulları ile bağı yokmuş gibi servis ediliyor üstelik gelişmeler ve belgeler. Böyle bir tartışma biçimi örgütleniyor. Romanın yayımlandığı tarih ile bu tartışmalarının zamanlama olarak denk gelişi tesadüfün ötesinde. Kitabın sonunda yer alan, Güngör Çabuk'un İnsan Ticareti Gerçeği: Türkiye'de İnsan Ticareti Kapsamında Cinsel Sömürüye Maruz Kalanların Mağduriyet Süreçleri Tezine teşekkürü bu zamanlamanın öylesine bir denk geliş olmadığını kanıtlıyor zaten.

Yoksunluk ve yoksulluk içinde büyüyen Peri, iyi bir okulda okuyabilmesi ve eğitim masraflarının karşılanması amacıyla, annesi tarafından İstanbul’a gönderilir, yaşlı kadına ev işlerinde yardımcı olması beklenir. A. ve annesine emanet edilir. Bu gönderilişin arkasındaki tüm zemin, A. tarafından inşa edilmiştir. Peri’nin çocukluğunun ve koşullarının bu şekilde kullanılarak A.’nın sistematik istismarının hedefi haline gelmesini Toprak, iyi bir olay örgüsüyle anlatıyor. A.’nın Peri'yi hedef alan sistematik istimarının cüretini, onun yoksulluğunda, sahipsizliğinde, korumasızlığında ve kendi ailesinin suskunluğunda, görmezden gelmesinde buluyor. Tıpkı Epstein dehşetinin güvencesi ve cüretini emekçilerin bugünkü toplumsal koşullarından alıyor olması gibi.

Deprem enkazları arasından, savaşın sıçradığı bölgelerden kaçırılan çocuklar ile Peri’nin  İstanbul’a getirilişi aynı vahşet örgüsü ile gerçekleşmemiş olsa da aynı köke sahip olduğunu söylemek gerek: insanlık tarihinin tüm egemenlerinin, köle sahiplerinin, krallarının, derebeylerinin ve bugünki adıyla sermayedarlarının dünyanın tüm topraklarında gömülü olan çürük tohumu. Bu tohumdan yetişen zehirli sarmaşıklar, bugün kız çocuklarının ve kadınların yürüdüğü yolları bezemiş halde. Peri'nin sırtında okul çantası ile “beni görseler” diye umarak yürüdüğü o sokaklar işte bu bezenmişliği tasvir ediyor adeta.  Peri’nin satırlarını, bu zehirli sarmaşıkları ve çürük tohumları hakkıyla tanımak; kız çocuklarının ve kendi ayak bileklerimize dolanmalarını önlemek için harekete geçme çağrısı olarak da okuyabiliriz.

Bu davetiye ise yazar tarafından romanın final kurgusuyla veriliyor okuyucuya. Peri'nin aracılığı ile Menekşe Toprak da bugüne dek ataerkil kodlarla yazılagelmiş hikayelere, çekilmiş filmlere de bir cevap veriyor. Peri'nin, kendisine Lolita'nın "su periciği"ne atıfla seslenen A. ile yüzleşmesi bu bakımdan kitabı okuyan tüm kadınların kendini dahil edebildiği bir son oluyor. Bu dahlimiz Hande'nin Perihan'ı iyileştirecek tek bir cümlesi ile kendine vücut buluyor ve yazar çürük tohumdan yetişen zehirli sarmaşıkların hiçbir çocuğun bileklerine dolanamayacağı bir dünya üzerine düşündürüyor.

Kolaj: Canva


Editörden