25. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı sonuç bildirgesi yayımlandı
25. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı sonuç bildirgesi yayımlandı

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı 25’inci kez düzenlendi. Diyarbakır’da Rosa Kadın Derneği’nin ev sahipliğinde yapılan kurultayın sonuç bildirgesi 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlandı. Sonuç bildirgesinde mücadele başlıkları ve talepler sıralandı.

25. KADIN SIĞINAKLARI VE DA(YA)NIŞMA MERKEZLERİ KURULTAYI SONA ERDİ

Sonuç bildirgesinin tamamı şu şekilde:

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nın yirmi beşincisi için 12-13-14 Kasım 2022 tarihlerinde, Rosa Kadın Derneği’nin ev sahipliğiyle Diyarbakır’da bir araya geldik. “Aile Odaklı Devlet Politikaları Kadına Yönelik Erkek Şiddetiyle Mücadeleyi Nasıl Güçsüzleştiriyor?” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz kurultayın ilk gününe aralarında kadın örgütleri, LGBTİ+ örgütleri, kamu kurumu ve belediyelerden katılımcıların olduğu farklı illerden 310 kadın katıldı.

Bu yıl uzun bir süredir mevcut kazanımlarımıza ve haklarımıza yapılan saldırılar ile beraber, İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin imzasını çekmesi sonrası toplumsal cinsiyet eşitliğinden gittikçe uzaklaşan ve yerine aile odaklı/aileci politikaları getiren yaklaşımı ve bu politikaların kadına yönelik erkek şiddeti ile mücadelemizi güçsüz kılan yanlarını değerlendirdik. Özellikle son dönemde yapılması planlanan anayasa değişikliğine yönelik tartışmaların ailenin tanımı üzerine yoğunlaşmasının devletin bu konuya yaklaşımının açık bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Devlet ailenin tanımını yapamaz, devletin sorumluluğu kadınları aile içerisinde maruz kaldıkları şiddete karşı korumaktır. Kadınları aileye indirgeyen, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini normalleştiren, LGBTİ+ karşıtı politikalar üzerine kurulan bu yaklaşımı neredeyse tüm politika ve uygulamalarda ana akımlaştırmaya çalışan ve nihayetinde kadınları şiddete mahkum eden aileci politikalara itirazımız var. Kadınların şiddet gördüğü aileyi ne olursa olsun kutsal kabul eden yaklaşımın yargı kararlarında kendini gösterdiğini, kadına yönelik şiddet suçlarının cezasızlıkla sonuçlandığını ya da aile mahkemelerince kadınlar aleyhine kararlar alındığını görüyoruz. Erkek şiddetiyle mücadele aileyi korumak, muhafaza etmek ve kutsallaştırmak üzerine değil kadınları ve LGBTİ+’ların güçlenmesi üzerine kurgulanmalıdır.

Aileci politikaların sosyal politikalar üzerindeki etkisinin, kadınların şiddetten uzaklaşma mücadelelerinde ve çocukların korunmasında önemli bir engel oluşturduğunu görüyoruz. Yoksullukla mücadeleyi kadınların üstüne yükleyen devlet politikaları, kadınlara sosyal yardımları sadaka dağıtır gibi veriyor. Kadınlar yoksullukla cebelleşirken bir diğer yandan ev işleri ve bakım yüküyle baş etmek zorunda kalıyor. Şiddetten uzakta kendi hayatlarını kurmak için ihtiyaç duydukları kaynaklara erişemiyorlar. Yerel yönetimlerin sunduğu destekler kadınların hayatlarında önemli değişimler yaratabiliyor fakat pek çok belediyede kadından yana yaklaşımı görmekte güçlük çekiyoruz. Kürt illerinde ise kayyum politikalarının kadına yönelik şiddetle mücadeleyi olumsuz etkilemeye devam ettiğini kadınların ve kadın örgütlerinin deneyimlerinden görüyoruz.

Bize dayatılan aile odaklı/aileci politikalara inat, toplumsal cinsiyet karşıtı, kadın düşmanı politikalara karşı Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde feminist direniş ve dayanışmamızla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı olarak, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadelemizin devamlılığını etkin bir şekilde sağlayabilmek için ortaklaştığımız ve öne çıkan mücadele başlıklarımızı/ taleplerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz:

1. Hukuksuz bir şekilde alınan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı iptal edilmeli ve İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden imzacı olunmalı.

2. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın adı değiştirilerek, “Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı” olmalı.

3. Devlet sığınaklarının ve ŞÖNİM’lerin işleyişinde ve denetiminde kadın örgütleri de söz sahibi olmalı ve denetim mekanizmalarına dahil edilmeli. Bu kurumlarda kadın bakış açısına sahip kişiler çalıştırılmalı ve çalışanlar ile şiddet alanında çalışan kadın örgütleri arasında düzenli toplantılar yapılmalı ve şiddet verileri paylaşılmalı.

4. Kadına yönelik şiddet alanında nitelikli veri tutulmalı ve kamuoyuyla düzenli şekilde paylaşılmalı.

5. Sadece şiddete maruz kalan kadınlara hizmet sağlamak üzere uzmanlaşmış destek sağlayan, 7/24 ulaşılabilir bir telefon hattı oluşturulmalı. Hattı yanıtlayanlar sadece polise ya da başka kuruma yönlendirme işlevi görmemeli, kadının ihtiyaç duyduğu bütüncül desteği sağlayabilmeli.

6. Sığınaklar ve dayanışma merkezleri için uzmanlaşmış personel istihdamı sağlanmalı ve personelin güçlendirilmesi için sürekli eğitimler, süpervizyon ve psikoterapi destekleri sunulmalı. Çalışacak personelin tamamı kadınlardan oluşturulmalı. Personeller arasındaki rol dağılımı adil yapılmalı, kadınların ihtiyacına göre belirlenmeli ve psikolog, sosyal çalışmacı, idareci gibi ayrımlar net şekilde yapılmalı.

7. Kadınlara destek veren tüm kurumlar ve mekanizmalarda (sığınak, dayanışma merkezleri, 7/24 telefon hattı, sosyal hizmet merkezleri, barolar vb. birimlerde) çok dilli destek sağlanabilmeli.

8. Kadınlara çocukları için sağlanan sosyo-ekonomik destek (SED) sığınakta kalan kadınlar için de sağlanmalı. Şiddete maruz kaldığı ve ihtiyaç duyduğu halde düzenli bir ekonomik destek alamayan evlenmemiş ya da çocuksuz kadınların ihtiyaçları gözetilerek düzenli ekonomik desteklerden yararlanabilecekleri sosyal hizmet modelleri oluşturulmalı. ŞÖNİMler kurumlar arası koordinasyonu sağlayarak kadının ihtiyaç duyduğu sosyal desteklere erişimini mümkün kılmalı.

9. Sığınaklarda kadınlar ve çocuklar için düzenli ve nitelikli sosyal çalışma yürütülmeli. Her kadının ve çocuğunun mutlaka bir sosyal çalışmacısı olmalı. Sığınakların ve dayanışma merkezlerinin fiziki yapısı çocuklar da düşünülerek planlanmalı. Özellikle kadın ve çocukların farklılaşan ihtiyaçları ve engellilik durumları da bu doğrultuda göz önüne alınmalı.

10. 12 yaş üstü oğlan çocuklarının sığınaklara kabulünü engelleyen yönetmelikteki ilgili madde tüm çocukların cinsiyetleri fark etmeksizin sığınaklara kabulünü mümkün kılacak şekilde değiştirilmeli. Sığınakta yaşaması mümkün olmayan kadın ve çocuklar için yönetmelikteki ev desteği de fiili olarak sağlanmalı.

11. Trans, mülteci ve göçmen, kimliksiz, 60 yaş ve üzeri kadınların sığınak kabullerindeki engeller ve belirsizlikler ortadan kaldırılmalı.

12. Sığınakta kalan kadınların çocukları için kreş desteği sağlanmalı. Özellikle 0-3 yaş arasındaki çocuklar için olan kreşlerin sayısı, ücretsiz kreş desteği, okul sonrası etüt ve eğitim merkezlerinin sayısı artırılmalı. Yerel yönetimler ve sosyal hizmet merkezleri kadınların bu desteklere ulaşabilmesini kolaylaştırmalı.

13. Kolluk kuvvetleri ve adli mekanizmalar 6284 kapsamındaki koruyucu ve önleyici tedbirlerin gereğini yerine getirmeli. 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruyucu ve önleyici tedbirlerin takibi kolluk kuvvetleri ve ŞÖNİM tarafından yasal mevzuata uygun şekilde yapılmalı, tedbirleri ihlal edenler hakkında şikayet süreci işletilmeli. Şiddet uygulayan aile üyeleriyle işbirliği yapma, kadınları faille barışmaya zorlama, tutanak tutmama, suç duyurusunu işleme almama, darp raporu vermeme gibi kötü uygulamalar cezalandırılmalı.

14. ŞÖNİM’ler üzerinden yapılan kabuller veri olarak doğru ve sağlıklı tutulmalı. Bunun yanında kadın örgütleri ve ilgili kuruluşlar ile sayısal olarak düzenli veri paylaşılması sağlanmalı.

15. Adli yardıma başvuran şiddete maruz kalmış kadınlara belge istenmeden hızlıca avukat atanması yapılmalı, kadının bilgilerinin gizliliği ilkesine önem verilmeli. Aynı şekilde şiddete maruz kalmış kadınların, mülteci ve LBTİ+ olarak ayırt edilmeksizin eşit biçimde adalete erişebilmesi için adli yardımdan dava alan avukatlara özel meslek içi eğitim verilmeli, süpervizyon almaları sağlanmalı. Atama listesinde sadece kadın avukatlar olmalı ve şiddet konusundaki yaklaşım ve çalışmalar standartlaştırılmalı.

16. Yerel yönetimler kadına yönelik şiddetle mücadele için uzmanlaşmış sosyal hizmetler sunmayı önceliklendirmeli. Sığınak açması gereken belediyeler sığınak açmalı ve buna göre personel istihdam etmeli. Nüfusu 100.000’i geçen belediyelerin sığınak açma yükümlülüğüne benzer şekilde, nüfusu ne olursa olsun her belediyenin kadın danışma merkezi olması gerekliliği mevzuata eklenmeli. Her belediye kendi yerelinde şiddete maruz kalan kadınların erişebileceği mekanizmaların bilgisinin yaygınlaştırılması için görünürlük çalışmaları yapmalı.

17. Yerel yönetimler kadına yönelik şiddetle mücadelede aile odaklı politikaların etkisini azaltacak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine duyarlı somut adımlar atmalı, alanda çalışma yürüten bağımsız kadın ve LGBTİ+ örgütleri ile etkin işbirlikleri geliştirmeli, stratejik planlarının ve yerel eşitlik eylem planlarının oluşturulmasında bu örgütleri aktif olarak dahil etmeli. Bu planlamalarda mutlaka kadına yönelik şiddetle mücadele özelinde bütçe ayrılmalı. Özellikle sığınak ve dayanışma merkezi çalışanlarının Kurultaylara katılımları politik olarak desteklenmeli, engellemelerin önüne geçilmeli ve katılım için bütçe ayrılmalı.

18. Kürt illerinde kayyum uygulamalarının yerel yönetim sistemi içerisindeki kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarını tamamen ortadan kaldırdığı görülmektedir, bu uygulamalara son verilmeli.

19. Çocukların evlilik yoluyla istismarı konusunda çocuğu evliliğe zorlayan aileye, kişilere, evliliği gerçekleştiren memurlara cezai yaptırımlar uygulanmalı ve Medeni Kanun’da evlilik yaşı 18 yaşına yükseltilmeli.

20. Şiddete maruz kalan çocuklar için okullarda destekleyici mekanizmalar geliştirilmeli, Milli Eğitim Bakanlığı’nın personel kadrosuna sosyal hizmet uzmanları eklenerek, okullarda okul sosyal çalışmacısı istihdam edilmeli.

21. Şiddet faili ile karşılaşmak istemeyen ve uzman desteğine ihtiyaç duyan kişiler için işletilmesi gereken Adli Görüşme Odaları, yalnızca cinsel istismar davalarında değil, boşanma davalarında da çocukların görüşlerinin alınması için kullanılmalı.

22. Çocuk istismarının önlenmesi ve istismara uğrayan çocuklara bilinçli ve etkin bir şekilde destek verilmesi amacıyla kurulan Çocuk İzlem Merkezleri yönetmeliğe uygun şekilde işlemeli, bu merkezlerin kapasiteleri ve sayıları arttırılmalı, ifade alma süreci tek elden ve hızlı bir şekilde yürütülmeli.

23. Göçmen çocuklar dahil tüm çocukların doğrudan başvurabileceği ve destek alabileceği 7/24 çalışan bir acil yardım hattı olmalı.

24. Çocukla temas eden her alanda çalışan kamu personelleri için (sağlık, eğitim, kolluk kuvvetleri, göç birimleri, adli vs.) toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet, çocuklarla iletişim, çocuk hakları, çocuk odaklı yaklaşım ve şiddetin çocuklar ve ebeveynler üzerindeki ruhsal etkileri üzerine meslek içi eğitimler düzenlenmeli. Bu eğitimler bağımsız olarak çocuk hakları alanında çalışan uzmanlar tarafından verilmeli ve uzman havuzu oluşturulmalı.

25. Babası tarafından şiddete ya da istismara maruz kalmasına rağmen babasıyla görüş kararı verilen çocuklar, çocuk teslim merkezleri üzerinden babaya teslim edilirken merkezde bulunan uzmanların görüşü dikkate alınmalı ve uzmanların uygun bulmadığı durumlarda çocuğun şiddet uygulayana teslimi engellenmeli.

26. Kadınların cinsel şiddete dair hizmet aldığı baro, hastaneler, aile ve toplum sağlığı merkezleri, okullar, sosyal hizmet merkezleri ve adliyeler başta olmak üzere tüm kurumlardaki ilgili çalışanlar cinsel şiddet ve cinsel şiddetin etki ve dinamiklerine dair bilgi sahibi olmalı. Bu kurumlar kadından yana bakış açısı ile çalışmalı.

27. Cinsel şiddet konusunda bütüncül ve uzmanlaşmış desteği bünyesinde toplayan ve önleyici çalışmalar da yürüten, acil ve kısa dönem desteğin yanı sıra uzun süreli sosyal destek veren, acil tıbbi ve adli müdahale desteği verebilen, uzman personelin çalıştığı tecavüz kriz merkezleri/cinsel şiddet kriz merkezleri kurulmalı, bu kurumların nasıl çalışması gerektiğine dair, kamu kurumlarının yanı sıra kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin da dahil olduğu çalışma grupları kurulmalı.

28. Cinsel şiddet sonrası hukuki, sosyal, sağlık, ruhsal alanlarında destek veren tüm kamu kurumları bu süreci birbirleri ile koordinasyon içerisinde yürütmeli. Cinsel şiddet sonrası verilen tüm destekler içine psiko-eğitim ve psikolojik ilk yardım da dahil edilmeli. Verilen destekler şiddetin dinamiklerine hakim ve feminist perspektifle çalışan kadınlar tarafından sağlanmalı.

29. Cinsel şiddetle mücadele kapsamında kadınlara destek veren profesyoneller, kadınları sürece, süreç içinde neler olabileceğine dair bilgilendirmeli, fakat ne yapmak istediğine kadın kendisi karar vermeli.

30. Cinsel şiddet ile ilgili şikayet sürecinde kadının beyanı esas alınarak soruşturma süreci başlatılmalı, soruşturmaya başlaması için somut delil aranmamalı, etkin soruşturma yürütülmeli. Delil olması durumunda, fiziki ve ruhsal deliller şiddetin etki ve dinamiklerine dair deneyimli olan kolluk ve sağlık profesyonelleri tarafından nitelikli bir şekilde toplanmalı ve raporlanmalı, şiddete maruz kalanın ifadesi yalnızca bir defa alınmalı, tekrar tekrar ifade vermek zorunda bırakılmamalı.

31. Kadınlara cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ve olası gebelikle ilgili muayene ve bilgilendirme yapılmalı, istenmeyen gebeliği önleme ve sonlandırma ile ilgili araçlar ve seçenekler sunulmalı. İstenmeyen gebeliği önleyici yöntemler ve kürtaja erişim önündeki engeller kaldırılmalı. Evli kadınların kürtaj işleminde koca izni kaldırılmalı.

32. Kadın ve çocuklara yönelik şiddetle mücadelede ilgili tüm kurumların cinsel şiddete dair yaklaşımını, izlenecek destek çalışmalarının ilkelerini belirleyen tutum ve politika belgeleri geliştirmeli ve cinsel şiddetle mücadelede sunulacak hizmetler için kamu kurumlarında yeterli bütçe ayrılmalı.

33. Kadına yönelik şiddete dair hukuki süreçler etkin bir şekilde yürütülmeli, kanunda yazılı metne bağlı kalınmalı, tedbir nafakası, velayet vb. konularda hakim keyfiliğinin önüne geçilerek, failler hukuka uygun bir şekilde, gerektiği gibi cezalandırılmalı.

34. Şiddet davalarında arabuluculuk sistemi olamayacağı ve boşanma davalarında arabuluculuğun yasak olduğu bilgisi yaygınlaşmalı. Ayrıca kadın, arabulucu istemediğini talep ederse arabulucu tarafından kesinlikle aranmamalı ve ikna edilmeye çalışılmamalı.

35. Nafaka ve velayet taleplerinden istenen belgelerin temini gibi boşanma davasının süresini uzatan, tedbir ve nafaka kararlarında kadınları zorlayan aile bütünlüğü odaklı uygulamalar ortadan kaldırılmalı.

36. Yaşadığı şiddetle mücadele etmeye çalışırken kendi işini kuran ya da var olan işini sürdürmeye çalışan kadınlara vergi indirimi, işyeri kira desteği gibi kolaylaştırıcı destekler sağlanmalı.

37. Yaşadıkları şiddet sebebiyle kadınların çalışma hayatının olumsuz etkilenmesinin önüne geçen düzenlemeler iş sözleşmelerine eklenmeli, işyeri davranış kuralları oluşturulmalı. Kadın personellere yönelik erkek şiddeti söz konusu olduğu durumda kadının yerinin değiştirilmesi ya da iş akdinin sonlandırılması gibi kadına yönelik düzenlemeler değil faile yönelik yaptırımlar uygulanmalı.

38. Şiddete maruz kalan kadın iş yeri değişikliği talep ediyorsa somut delil aranmaksızın talebi yerine getirilmeli.

39. Kamu görevlileri veya nüfuzlu kişilerin fail olduğu şiddet olaylarında, failin ve/veya başvurulan idari/adli mekanizmalarda çalışanların (mağdur suçlayıcı, ırk, inanç, yaşam tarzı, düşünce biçimi gibi insani değerlere ve kişilik haklarına dönük) nefret söylemi ve şiddet içeren yaklaşımları cezalandırılmalı.

40. Kamu görevlileri ya da nüfuzlu kişilerin fail olduğu şiddet başvurularında, faillerin devlet görevlileri tarafından korunmasından vazgeçilmeli. Şiddete maruz kalan kadın ve çocukların gerekli desteklere ve adalete erişimi sağlanmalı, idari ve yargısal birimlerin cezasızlık pratiklerinin önüne geçecek tedbirler alınmalı.

41. Ekonomik krizin derinleştirdiği yoksulluk koşullarında kadınları aileden alabileceği desteklere mahkum etmeyen ve ekonomik olarak güçlendirecek politikalar geliştirilmeli. Kadınların aile ilişkilerinden bağımsız bir hayat sürebilmelerini garanti altına alacak sosyal destekler garanti altına alınmalı.

42. Devletin aileyi koruma adı altında kadınları ve LGBTİ+’ları hedef gösteren, 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasının önüne geçen, yasayı uygulamaktan sorumlu olan kamu aktörlerinin kanaatini kadınlar aleyhine etkileyen, şiddeti meşrulaştıran politika ve söylemlere, kadın ve LGBTİ+ örgütlenmelerine yönelik polis ve yargı tacizine, baskı, çıplak arama gibi şiddet ve tutuklamalara son verilmeli.

Fotoğraf: Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı

İlgili haberler
24. Kadın Sığınakları Kurultayı: Kadınlardan aldığ...

Bu yıl yirmi dördüncüsü gerçekleşen Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı sonuç bild...

'Sığınak İstiyoruz'

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezi Kurultayı bileşenleri sığınağın her kadının ve çocuğun hakk...

22. Kadın Sığınakları ve Dayanışma Kurultayı gerçe...

22. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı 29 ilden, 50 kadın ve LGBTİ+ örgütünden, 3...