Yoksulluk, şiddet, istismar üçgeninde kadınlar ve çocuklar (3)
Mahallede 4300 hastaya bakan bir aile hekimi “İstanbul’un ve ülkenin küçük bir panoraması” dediği Esenyalı’yı anlatıyor: Tevekkül kadınların tek sığınağı olmuş!

Esenyalı, dört büyük mahalleden oluşan büyük bir semt. Bu dört mahallenin ortasındaki sağlık kurumunda 5 yıldır, 4 bin 300 kişiye hizmet veren, kendisi de bu mahallede yaşayan aile hekiminin, söylediği gibi burası; “İstanbul’un ve dolayısıyla da ülkenin küçük bir panoraması.”
Yoksulluğun, şiddetin ve istismarın iç içe geçtiği ve giderek artan, bir yandan da görünmez kılınan bir sorunlar yumağı bu küçük panorama. Bu yumak, ucundan işini iyi yapmaya çalışan görevlilerce sarılmaya çalışılsa da, kadınların ve çocukların boynuna dolanan ve onları nefessiz bırakan bir çileye dönmüş durumda. “Ucu kaybolursa bir çile, nasıl sarılır” Sarılamıyor…
İşte İstanbul’un ve ülkenin küçük panoraması Esenyalı’dan bir aile hekiminin anlattıkları:

2008’DEN SONRA EV BİRLEŞTİRME ARTTI
Benim hasta popülasyonum göçle gelmiş. İkinci, üçüncü, dördüncü kuşak da göçle gelen anne-babalarının yaşadığı gibi yaşıyor.
İş bulma umudu, yanı sıra evde bakım parası alabilecekleri bilgisiyle, çocuk yardımı, yoksulluk ödeneği, belediyelerin sağladığı maddi yardımlar dolayısıyla köyden buraya göç eden çok hastam var.
Özellikle 2008’den sonra ev birleştirme, birlikte yaşama oranı arttı. Hastalarımın yüzde 60’tan fazlası aile apartmanlarında ya da büyük aile bireyleriyle yaşıyor. Hastalarım arasında bir evde 3 erkek kardeş, eşleri, çocukları, babaanne ile yaşayan bir aile var. Göçmüşler, bir ev satın almışlar, evin borcu bitince satıp iki ev alacaklar ama kimse kendi hayatını kuramamış...
Kadın hastalarımın yüzde 80’i evlere temizliğe gidiyor, merdiven siliyor. Kadınlar kazandıkları parayı büyük oranda erkeklerin eline sayıyor. Ama; ekonomik geliri biraz kendi ayakları üzerinde durabilecek noktaya gelen kadın, hemen bir çıkış yoluna yöneliyor.

KADINLARIN YÜZDE 90’I ŞİDDET GÖRÜYOR, YÜZDE 60’I CİNSEL ŞİDDET YAŞAMIŞ
Hasta grubumdaki kadınların yüzde 90’ı şiddet görüyor. Kadınların hepsi önce babalarından; evlenince kocalarından ve kocalarının ailelerinden şiddet görüyor. Ve ne yazık ki büyük kadınların hiçbiri çözümcül taraf olmayı düşünmüyor. O yemiş dayağı, kızı da yiyecek, gelini de, torunları da... Bu, çok normal görülüyor.
Hastalarım arasındaki kadınların evlenme yaşı ortalaması 17. İlk 2 sene içinde muhakkak çocuk doğuruyorlar. Eğer doğurmazlarsa ev içinde horlanıyorlar.
Hasta popülasyonumdaki kadınların en az yüzde 60’ı eşleri tarafından anal sekse zorlanmış. Kadınlar için bu ‘olağan’ bir şey. Onlar için mesele bu nedenle ortaya çıkan sağlık sorunlarını halletmek. Bir vakamda kadın artık burasına kadar geldiği için ailesine anlattığında annesi ona ‘Ne var, bütün erkekler ister’ yanıtını veriyor. Evet, kadınların cinsel ilişkiye ilişkin öğrenilmiş bilgileri arasında bu normalleştirme var! Örneğin bir hastam, evliliğinin ilk ayından beri sadece anal yoldan ilişkiye girmiş. Zaten ilişkinin bu olduğunu düşünüyor. İkinci çocuğunu doğuran bir hastam da gebeliğin ancak anal yoldan gerçekleşeceğini, vajinal yoldan gerçekleşmeyeceğini düşünüyor.

KENDİLERİ DEĞİL, KOCALARI İÇİN SAĞLIK
Doğum kontrol yöntemlerine karşı inanılmaz bir tepki var. Mesela kadınlar spirallerini çıkarttırıyor. Nedeni de “Kocam istemiyor.” Rahim içine yerleşmiş küçücük bir aygıtı hissediyor bizim memleket erkeği! Yok böyle bir şey… Kondom da doğum kontrol hapı da istemiyor… Kadınların gebeliği önlemesi kendi yaratıcılıklarına kalmış durumda.
Kendileri için değil, kocaları rahatsız olduğu için sağlıklarını düzeltmeye çalışıyorlar. Genital sağlıklarını düzeltmek, genital görünümlerini düzeltmek, kilo sorunlarını düzeltmek... Bunlar hep ‘kocalar için.’ Çünkü evlilik denen müessese beleşe seksin adı gibi. Eğer kadın bunları düzeltmezse erkeklerin dışarı gitmesi ‘olağan’ sayılıyor. Bu durumda erkeğin kadına istediği her şeyi yapması mübah sayılıyor.

DEĞERSİZLİK HİSSİ YILDAN YILA ARTIYOR: 'KİMSE BANA ELİNE SAĞLIK BİLE DEMİYOR'
Depresyon görülme oranı yüzde 80’i aşıyor. Depresyon, genel sağlık durumunu çok etkileyen ve bozan bir şey. Kadınların ya sürekli kolu, bacağı, başı ağrıyor, ya da hep halsizler, uyku bozuklukları yaşıyorlar.
Depresyonun temel nedenleri arasında yoksulluğa bağlı nedenler birinci sırada, kendisini atıl ve gereksiz hissetme, hiçbir takdir görmeme ikinci sırada. Kadınlardan duyduğum en büyük şikayet; “Bana kimse bir eline sağlık bile demiyor.” Hekimlik hayatımın ilk gününden bugüne yaptığım gözlemimle şunu söyleyebilirim, kadınların mutsuzluğu ve kendilerini atıl görme, kıymetsiz görme hissi yıldan yıla artıyor.
Kadınlar kendilerinden çok başkalarının mutsuzluğuna odaklanıyor. Mahallenin iyi konuşulanı olmak kadınlar için birincil önemde. O da başka bir travma ve yarış getiriyor. Bu yarış, hiçbir maddi güce dayanamayacak bir yarış olduğu için de kadınları tüketiyor, birbirine de düşman ediyor.

MAHALLESİNDEN HİÇ ÇIKMAMIŞ, MİNİBÜSE BİLE BİNMEMİŞ

Kadınların depresyon hali, sürekli ve tekrarlayan hastalık değerlendirmeleriyle bize başvurmalarını da beraberinde getiriyor. Ancak kadın yoğunluklu bir hasta profilimin olmasının en temel nedenlerinden biri de, çoğu aile apartmanında yaşayan kadınların dışarıya çıkmak için en meşru gerekçelerinin sağlık ocağına gitmek, çocuğu sağlık ocağına götürmek olduğunu görüyorum. Çünkü eşi, kaynanası dışarı yalnız başına çıkmasına izin vermiyor. 

Hastalarımdan “Eskiden hiç olmazsa en azından çıkardık, ailecek bir çay içmeye giderdik, akrabalarımıza ziyarete giderdik; şimdi gidemiyoruz” cümlesini çok sık duyuyorum. Benim hastalarım arasında denizi görmemiş kadınların oranı çok yüksek; ki burası sahile 3 kilometre uzaklıkta. Hayatı boyunca hiç minibüse binmemiş, kadın sayısını duysanız şaşarsınız.

BİRAZ İLGİ VE ŞEFKAT İÇİN ÇOCUK DOĞURUYORLAR
“Üç çocuk politikası işledi. Çocuk sayısında inanılmaz bir artış var. Bu artış, yoksulluğun da çok arttığı bir sürece denk geliyor. Ama kadınlar yoksulluk nedeniyle daha fazla çocuk istememe, gebeliği önleme arayışına da pek girmiyorlar. Çünkü çocuk evde kadınların statüsünü artırıyor. Gebe kaldığında bir tık daha fazla ilgi ve şefkat görüyor. Bunu açık açık dile getiriyor kadınlar.”

KADINLARIN SIĞINAĞI TEVEKKÜL: ‘BU DA BİZİM SINAVIMIZ’
Akraba evlilikleri yüzde 75’i buluyor, bu evlilikler çok ciddi travmalar yaratıyor. Bir ailemin 4 çocuğu da ağır engelli. Çok da yoksullar. “Neden bu kadar çocuk yaptınız?” diyorum; “Bu da sizin sınavınız, dediler bize” diyor.
Kendisi de ağır hasta olan bir hastamın iki tane ağır mental engelli çocuğu var. Bu kadın, bu iki çocuğa da tek başına bakıyor, çünkü evli olduğu amcasının oğlunun eve geldiği yok. Kadın, ilkokul mezunu bile değil, ailesinin de hiçbir desteği olmadığı için hastanelere gide gele eğitildi resmen. Artık tüm evrak işlerini yapıyor, her işi çeviriyor.
Kadınları ayakta tutan şey tevekkül; şu odada en çok duyduğunuz cümle ne diye sorsanız; bir “Bu benim sınavım”, iki “Allah rızkını verir.” Hayat bu iki cümle üzerine dönüyor.
Pendik’te İSMEK’ler var, toplum merkezi var, belediyenin sağlık merkezleri var, danışmanlık merkezleri var. Kadınlar buraya başvurmuyor değiller. Ama ben şunu gözlemliyorum; kadınların buralarda sosyalleşmelerinin özü, yaşadıkları hayata dair tevekkülü artırmak.

ENSEST YA DA İSTİSMARA ‘DUR’ DİYEMEMENİN NEDENİ YOKSULLUK
Ensest oranı, bugünlerde medyada dolaşan ve yüksek bulunan rakamları teyit edebileceğim kadar yüksek. Bir vakam küçük yaşta abisinin tacizine uğramış. Evlendirilmiş, sonra boşanmış ve eve dönmüş. Şu an abisiyle aynı evde yaşamak zorunda olan bir kadın. Sürekli itilip kakılıyor evde...
Kadınlar ya da kız çocukları ev içinde istismara uğradığında çoğunlukla bilmezlikten geliniyor. 16 yaşında dayısından gebe kalıp, Marmara Üniversitesi Hastanesinin tuvaletinde doğum yapan bir vakam var. Baba yok, 3-4 kardeş anneyle birlikte dayının evine sığınmış. Doğumdan sonra biz izleme aldık. Hukuki işlem başlatıldı. Kızını ve torununu sahiplendi anneanne, kız evlendi. Bu evlilik “kızın kurtuluşu” olarak görüldü ailede.
Kadınların ensest ya da istismara karşı tutum alamamasının en önemli nedenlerinden biri ekonomik. Bazı kadınlar o kadar küçük yaştan beri istismar yaşıyor ki, aile içinde yaşananları normalleştiriyorlar.