Savaşın gölgesi Türkiye’de: ‘NATO korumuyor, üslerinin varlığı savaş tehdidini artırıyor’
Emekçi kadınlar Ortadoğu’daki savaşın Türkiye’ye sıçrama ihtimalinden ve en çok da artacak zamlar ile düşecek alım gücünden endişeli.

Ortadoğu’da süren savaş, Türkiye’de, özellikle emekçi kesimlerde derin bir kaygı yaratıyor. Görüştüğümüz kadınlar, savaşın yalnızca sınırlar ötesinde kalmayacağı, ekonomik ve siyasal etkileriyle Türkiye’yi de doğrudan etkileyeceği endişesini dile getiriyor. Yıllardır mahallede ikamet eden Tülin, savaşın ilk gününden bu yana en büyük korkusunun Türkiye’nin sürece dahil olması olduğunu söylüyor. Hükümetin dış politikada tutarsız bir çizgi izlediğini düşündüğünü belirten Tülin, “Türkiye’ye sıçrar diye korkmuştuk, hâlâ bu korkumuz var. Şu an ülkeyi yönetenlerin çok kararlı ve tutarlı davranmadığını düşünüyorum. Amerika ile olan ilişkilerini bitirmek istemiyor, İsrail’e de karşı net bir duruş sergileyemiyor; İsrail ile ticari anlaşmaları var. Diğer taraftan İran’la da kötü olmak istemiyor. Halkı ateşin içine atıp kendilerini kurtarmak için her şeyi yapabileceklerini düşünüyorum” diyor.

Tülin’e göre asıl kırılganlık ise ekonomide. Tülin, Türkiye'nin süren savaşa dahil olması durumunda yükün tamamen halkın omuzlarına bineceğini vurguluyor: “Benim korkumun en büyük sebebi ekonomi. Zaten 8–10 yıldır zenginler daha da zenginleşirken orta gelirli ve dar gelirli insanlar aşırı derecede zorlanıyor. Eğer savaşın içine girilirse olan bize olur. Üsttekiler kendini kurtarır ama halk kendi canıyla baş başa kalır.”

NATO üsleri ve güvenlik tartışmaları da halkın gündeminde. Türkiye’ye yönelik olası saldırılara karşı NATO’nun koruyucu rolü olup olmadığına dair belirsizlikler dikkat çekiyor. Tülin, bu konuda şeffaf bilgiye sahip olunmadığını belirterek, “NATO üsleriyle ilgili konuşmalar yapılıyor. Türkiye’ye gelen füzelerin NATO üsleri tarafından havada imha edildi. Bu konuda NATO’nun bizi koruduğu düşünülüyor. Ancak bu füzelerin gerçekten nereden geldiğini biz halk olarak bilmiyoruz. Belki de bir provokasyondu. Amerika’ya güvenelim mi, güvenmeyelim mi gibi bir durum da yok; sonuçta herkes kendi çıkarını savunuyor. NATO da öyle” ifadelerini kullanıyor.

Çatışmaların nedeni enerji kaynakları

Savaşın nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde ise ortak bir görüş öne çıkıyor: Bölgedeki çatışmaların temelinde enerji kaynakları ve küresel güç mücadelesi yatıyor. Ancak bu mücadelede en ağır bedeli siviller ödüyor. Özellikle İran’da sivil yerleşimlerin bombalanmasına tepki gösteren kadınlar, hiçbir koşulda başka halkların hedef alınmasını kabul etmediklerini dile getiriyor.

Ortadoğu’da süren savaşların asıl kaynağının yeraltı kaynaklarını kontrol etme isteği olduğunu söyleyen Tülin, “İran’da bombalanan yerler çoğu zaman sivil alanlar; halk gözetilmeden vuruluyor. Türkiye’deki üslerden kalkan füzelerin başka halkların üzerine gönderilmesini kesinlikle istemem. Biz kendi ülkemizde çocuklar ölmesin diye çabalarken, başka ülkelerde çocukların ölmesine katkı sunmak kabul edilemez” sözlerini sürdürdü.

‘Başka ülkelerin etkisi altında kalmak bağımsızlık değil’

Temmuz ayında NATO zirvesinin Türkiye de toplanacağını ve bu konu hakkında ne düşündüğünü sorduğumuz Tülin, “Yıllardır NATO üslerinin kapatılması gerektiği söyleniyor ama hiçbir hükümet bunu dikkate almadı. Kendi kendini yönetemeyip başka ülkelerin etkisi altında kalmak, bağımsızlıkla bağdaşmıyor. Ortadoğu’da kaos hiç bitmedi; ne Amerika ne de Avrupa ülkeleri bu bölgenin huzura kavuşmasını sağladı. Bu savaşta taraf olmak doğru değil. Ne Amerika’nın ne de İran yönetiminin yanında olunmalı. İran yönetimi de kendi halkına huzur vermiyor. Ancak bu savaşta en çok zarar gören yine masum halk oluyor. Savaş kelimesi bile çok ürkütücü. Biz halkların paylaşamayacağı bir şey yok. Sorun, yönetenlerin kendi çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne koyması. Savaşın kimseye faydası yok; savaş demek yıkım demek. Biz yaşamı savunuyoruz, yıkımı değil” dedi.

‘Savaş en çok cebimizi yakacak’

Tekstil sektöründe çalışan Oya ise savaşın Türkiye’ye doğrudan sıçramasından çok ekonomik etkilerinin hissedileceğini düşünüyor. “Amerika ve İsrail’in yaptıklarını yanlış buluyorum. İran yönetimini de desteklemiyorum. İran’da okulların ve sivil yerlerin bombalanması kabul edilemez. Türkiye açısından en büyük zarar ekonomik olacak. Savaşla birlikte akaryakıt fiyatları artıyor; bu da her şeye zam gelmesi demek. Ekonomik olarak çok zorlanacağımız bir gerçek. Türkiye’nin onurlu bir duruş sergilemesi gerekiyor. Arka planda neler döndüğünü bilmiyoruz ama halk olarak haklı olanın yanında durmalıyız. Bugün hakları gasbedilen İran halkının yanında olmak gerekir; ne Amerika’nın ne de İran yönetiminin” diyen Oya, savaşın kısa sürede sona erebileceğini ancak ekonomik etkilerinin uzun vadeli olacağını ifade ediyor.

‘Ücretlerimiz artmayacak, alım gücümüz dibe vuracak’

25 yıllık tekstil işçisi olan Oya’ya göre sektör zaten uzun süredir kriz içinde. Savaşın döviz kurlarını etkilemesiyle birlikte maliyetlerin artacağını belirten Oya, “Savaş ekonomiyi etkiliyor, tekstil sektörü de bundan payını alıyor. Zaten uzun zamandır kötüydü. Kısa vadede net bir şey görünmüyor, ancak uzun vadede etkileyecektir. Çünkü tekstil ürünleri dolara endeksli. Savaş ekonomiyi etkiledikçe tekstil de etkilenir. Ücretler yerinde sayacak ama alım gücümüz daha da düşecek. Etiketler artacak, biz yine geride kalacağız. Dünyayı yönetenler kendi çıkarlarını düşünüyor. Amerika’nın güç kaybettiği için saldırganlaştığını düşünüyorum; Çin’in yükselişi de bunda etkili. İran’ın yeraltı kaynaklarını kontrol etmek için bu savaş başlatıldı” diyor.

‘NATO üsleri Türkiye için tehdit’

“Türkiye’deki NATO üsleri bizim için risk oluşturuyor” diyen Oya, “Bu üsler Türkiye’yi savaşın içine çekebilir. Bazı insanlar NATO’nun bizi koruduğunu düşünüyor, ancak NATO öncelikle kendi üslerini korur. Yarın bu üsler hedef alınırsa Türkiye de zarar görebilir” dedi.

‘Halklar olarak birbirimize düşman değiliz’

Görüştüğümüz Tülin ve Oya'nın ortak vurgusu ise net: Bu savaşta taraf olmak değil, barışı savunmak gerekiyor. Ne Amerika’nın ne de İran yönetiminin yanında olunması gerektiğini ifade eden kadınlar, halkların birbirine düşman olmadığını, asıl sorunun iktidarların çıkar politikaları olduğunu dile getiriyor.

“Savaş demek yıkım demek” diyen kadınlar, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Biz yaşamı savunuyoruz. Çocukların, kadınların ölmediği bir dünya istiyoruz. Bu savaşın kazananı yok; kaybedeni her zaman halk oluyor.”

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden