Kore soslu sömürü...
Tüm bu koşullar bizim fabrikamıza özgü değil. İster yerli ister yabancı sermayeli olsun değişen tek şey sömürünün sosu. Bizdeki de Kore soslu sömürü, yer misiniz?

Herhalde bundan 6 ay öncesine kadar Kore dendiğinde aklıma; bizim damak tadımıza çok yabancı olan ye-mekleri, Güney’i ve Kuzey’i arasında uzun yıllardır farklı boyutlarda süren savaşı falan gelirdi. Şimdi anlata-caklarım ise Türkiye’de kurulu olan Kore sermayeli fabrikalardan birindeki çalışma koşulları üzerine olacak.
Büyük otomotiv fabrikalarından birine yedek parça üreten bir firmada çalışıyorum. Fabrikanın içine ilk girdiğinizde kauçuk, kullanılan kimyasal kokuları sizi kendinizden geçiriyor. Günde 10 saat bazen 14 saat o kokuyla iç içe olunca haliyle o kokuya da alışıyorsunuz. Evet 14 saat. Sabah 8’de başladığınız işten, eğer işler yoğunsa gece saat 10’da hatta bazen daha geç saatte çıkıyorsu-nuz. Yasada yer alan günlük çalışma süresinin molalar da dahil 11 saati geçemeyeceğine ilişkin madde ise süs niyetine duruyor orada. Ve siz ister işe yeni başlayan bir eleman olun, ister fabrika açıldığından beri orada çalışan bir işçi “Mesai var” dendikten sonra itiraz etme şansınız çok az. O mesaiye kalınacak.

DÜŞÜK ÜCRET, KÖTÜ YEMEK, EVE ULAŞTIRMAYAN SERVİS...
Malumunuz büyük bir fabrikaya üretim yaptığınızdan o büyük fabrikanın koşulları ona üretim yapan yan sanayideki fabrikaları da etkiliyor ister istemez. Mesela ana fabrikada işçiler iki ayda bir, tam maaş ikramiye alıyorsa biz de alıyoruz ama yarım maaş! Ana fabrikada işçilere bayram, yılbaşı ikramiyesi mi verildi bize de veriliyor ama orada verilenin neredeyse yarısı kadar. Hatta yılbaşında Türkiye’nin en pahalı marketlerinden birinden alışveriş yapabilelim diye 50 liralık çek verdiler sağ olsunlar.
Bir işyerinde herhalde en çok tartışılan şey yemek konusudur. Daha önce başka fabrikalarda çalışmış ve daha kötü yemekler yemek zorunda kalmış arkadaşlarımız “aman buna da şükür” derken, işçilerin büyük bir kısmı ya mecburiyetten yemekleri yiyor ya da aç kalıyor. Neticede hepimizin hemfikir olduğu tek bir konu var: yemeğin bile en az maliyetlisi bizlere layık görülen.

Normal şartlar altında gece geç saatlere kadar mesaiye kaldıysanız, işveren sizi evinize en yakın mesafedeki durağa ulaştırmak hatta bazen evinize kadar bırakmak zorundadır. Bizde öyle mi? Asla çözüme kavuşturulmayan bir servis sorunu öylece duruyor. İşçilerin bir kısmı özellikle de kadın işçiler mesaiye de kalsa servis ana güzergâhın dışına asla çıkmıyor. O güzergâhta indikten sonra evinize nasıl gittiğiniz sizin sorununuz. Neden mi? Çünkü böylesi daha az maliyetli de o yüzden. Şimdi haklarını yemek olmaz; mesai saati bitmiş, saat gece 10’u çoktan geçmiş ama siz hâlâ çalışıyorsanız mecbur sizi taksiyle eve bırakıyorlar. Aldığınız ücret geçinmenize yetmediğinden çoğu zaman geç saatlere kadar çalışmayı kabul ediyorsunuz.

MUHTEŞEM PERFORMANS SİSTEMİ...
He bir de koca koca tablolarla açıklanan muhteşem performans sistemine değinmeden geçmeyelim. Günlük ürettiğiniz veya kontrol ettiğiniz malzeme sayısından, mesailere katılım düzeyinize, devamsızlıktan, bilmem nelere kadar her şeyin işlendiği bir sistemle performansınız belirleniyor. Tabii ki de herkes bu performans sistemi denen şeyin biz işçiler arasındaki rekabeti körükle-mek için sürdürüldüğünün farkında. Yeni giren işçilerle eski giren işçiler arasındaki rekabeti artırmak için ne güzel icatlar bulmuş-lar değil mi? İstersen sabahlara kadar çalış, en yüksek rakamları çıkar, istersen hiçbir şeye itiraz etmeyen makul işçi ol. Eğer amirle-rinin gözünde yeterince ‘gözde’ bir eleman değilsen o performans ödülü senin için uzak bir hayal. Gözde eleman olmak da öyle kolay değil. İçeride yaşanan en ufak bir gelişmeyi yukarıyla paylaşmak, yediğin onca lafa, hakaretvari söylemlere sessiz kalmak hiç ama hiç kolay değil. Zaten performans ödülü denen ödül de belirli marketlerde kullanabileceğiniz en fazla 100 liralık alışveriş çeki. İstersen şirketi büyük bir zarardan kurtarmış ol, alacağın ödül belli; 100 liralık çek. Bize her türlü muameleyi layık gören amirleri-mizin ‘adaletli bir performans sistemi’ ile ödülleri dağıttığına inanmamız ise mümkün değil. Buradan kendilerine sesleniyorum; siz o ödüllerin dağıtım işini bize verin, bakın görün biz nasıl adaletlice bölüşüyoruz aramızda.

PATRONLARIN BAHANELERİNE İNANIYOR MUYUZ? HAYIR!
Tabii ücretlerde de aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. 5 yıllık bir elemanla işe yeni giren bir eleman arasında 200-300 lira arasında bir fark ya var ya yok. Hatta Ocak ayında asgari ücrete yapılan son zamla beraber pek çok kişinin maaşı asgari ücretin altında kaldı. Ücretlere dair dile getirilen en ufak bir sitem veya fabrikada yaşanılan her-hangi bir soruna karşı itirazlara cevap hiç gecikmiyor: “İşler çok durgun, fabrikanın işleri azaldı daha da aza-lacak, aman arkadaşlar işinize ekmeğinize sahip çıkın.”

Patronların ‘kârından zarar etmek’ istemediğini bilmesek ya da gözümüzün önünde en gereksiz şeylere nasıl paralar akıtıldığını görmesek bu açıklamalara inanırdık belki.

Hele de 2020 yılı içerisinde toplamda 90 günlük ‘devlet destekli duruş’ planının patronları rahatlatmak, krizin yükünün ise işçi-ye yıkmak için yapıldığını anlamasak inandırıcı olurlardı belki. Kendi aramızda sohbet ederken hep daha iyi koşulları olan fabrika-lardan bahsedip “keşke bizde de öyle olsa” diye iç çekiyoruz. Acaba bizden daha iyi çalışma koşullarına sahip olan işyerlerinde çalışan işçiler bu koşulları nasıl elde etmiş diye sormak gerekmiyor mu? Bugüne kadar sahip olduğumuz bütün hakları, bundan yüz yıl önce mücadele eden işçiler mi kazanmış yoksa onların patronları bizimkinden daha mı insaflıymış da koşulları böyle belirlemiş-ler? Peki biz her geçen gün daha da kötüye giden bu koşulları nasıl değiştirebiliriz diye sormamız gerekmiyor mu?

Tüm bu koşullar bizim fabrikamıza özgü değil. İster yerli ister yabancı sermayeli olsun değişen tek şey sömürünün sosu. Bizdeki de Kore soslu sömürü, yer misiniz?

İlgili haberler
Ve bir fotoğraf fısıldar: ‘Biz düşman değiliz’

Bağıra çağıra nefret politikasını halkın üzerine yağdıran iktidarlara inattı sanki bu fotoğraf, iki...

Seyirci kalmaya tahammülümüz yok, değiştirmeye güc...

‘Her gün hayatımız yokluklarla, yasaklarla sınanırken, #BöyleGitmez diyen kadınların çoğalmasına, bi...