Güvende olma meselesi her gün olduğu gibi geçtiğimiz haftalarda Urfa ve Antep’te okullarda yaşanan saldırılarla yeniden gündemimize oturdu. Küçük yaştaki çocukların içinde bulunduğu yaşam koşullarından etkilendikleri tüm sosyal faktörlere kadar, devletin gençlikten çaldığı bir bugün ve yarın var. Yaşanan olayların ardından birçok lise ve ortaokulda, “Okul kapılarına güvenlik görevlileri ya da polis koymak ne kadar güvenliği sağlayabilir?” sorusu önemli bir tartışma konusu oldu.
Bu güvenlik önlemleri yalnızca ortaöğretime değil, üniversitelere ve yurtlara da yansıdı. Üniversitelerde zaten inşa edilmeye çalışılan baskı ortamında, alanı daraltılan ve yasaklarla, şiddetle susturulmaya çalışılan binlerce öğrenci var. Öyle ki etkinlik engelleri iktidarın arka bahçesi haline gelen üniversite yönetimlerine yetmiyor; bir fakültenin öğrencisinin başka fakülteye girmesine dahi izin verilmiyor.
Yaşanan olaylar vesilesiyle “güvenlik” kavramı atanmış yönetimlerin ekmeğine de yağ sürmüş oldu. Üç öğrencinin yan yana gelmesini sorun görenler, öğrencileri artık tek bir X-ray ile tarayarak istedikleri suçlamalarda bulunabilecek, onları hedef haline getirebilecek. Aynısı KYK yurtlarında da geçerli. X-ray taramaları, çanta aramaları, oda baskınları derken öğrencilerin özel alanlarına müdahale sistematik biçimde sürüyor; suç üreten bu düzenin cezasını ise okuluna gidip gelen öğrenciler çekiyor.
Peki güvenlik yalnızca böyle mi sağlanabilir? Yaşanan şiddet olaylarının kaynağı yeterince baskı aracı olmaması mı? Daha fazla denetim, daha fazla baskı, daha fazla güvenlik personeli ve kolluk kuvveti şiddeti gerçekten azaltır mı?
Sistem çözümü tam da burada arıyor. Çözümü böyle zannettiğinden değil, bu araçlarla kendi yerini garanti altına almak istediğinden. Oysa sorun yalnızca caydırıcılık eksikliği değil; şiddeti üreten toplumsal koşulların kendisi. Şimşek’in orta vadeli programıyla birlikte toplumun tüm kesimleri gibi gençliğin de giderek yoksullaşması, gençliği kampüslerinden koparıp iş yerlerine itiyor ya da İŞKUR vasıtasıyla kampüsleri birer iş yeri haline getiriyor. Burslar eriyor, barınma krizi büyüyor, eğitim hakkı piyasanın koşullarına terk ediliyor. Gençlik daha öğrenciyken yoksullaştırılıyor, güvencesiz işlere itiliyor, işçileştiriliyor.
Bu ekonomik tablo bizi yeniden güvenlik meselesine götürüyor. Çünkü yoksullaşan, geleceksizleştirilen, kamusal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan bir gençliğin bulunduğu zeminde güvencesizlik de büyüyor.
X-ray cihazları kampüste güvenliği sağlamıyor
Üniversitelere ayrılan milyarlarca bütçenin bir kuruşu öğrencinin kulüplerine, yemekhanelerine, kütüphanelerine ayrılmazken; kampüsler güvenli ve erişilebilir hale getirilmiyorken; gençlik eğitim ve emek sömürüsü kıskacında yitip gidiyorken güvenlik yalnızca polisle, kamerayla, X-ray cihazlarıyla sağlanmıyor. Çünkü devlet, elindeki araçlarla gençliği bizzat güvensiz hale getiriyor. Özellikle 2024’ten bu yana kamuda tasarruf adı altında gençliğe ayrılacak bütçe, sosyal haklar ve özgürlükler budanıyor; gençlik ucuz emek rezervine dönüştürülüyor. Bunun olduğu yerde güvensizlik ve geleceksizlik büyüyor.
Genç kadınlar açısından durum farklı değil. Okuduğumuz okullarda, barındığımız yurtlarda güvenlik önlemlerinin ne kadar yetersiz olduğunu her yıl yaşanan olaylardan görüyoruz. Denetimsiz bir asansörde sıkışarak yaşamını yitiren Zeren Ertaş; kadın yurtlarına yabancı erkekler girerken tek açıklama yapmayan Gençlik ve Spor Bakanlığı; yurtlar talan edilirken güvenliklerin hiçbir önlem almaması; yurt çevrelerinde yaşanan taciz vakalarına karşı sessizlik… Bunların hiçbiri münferit değil. Devletin “güvenlik” araçlarını nerede ve ne için konumlandırdığıyla ilgili. Türkiye’de her gün kadınlar cinayetlerde yitip giderken buna karşı caydırıcı hiçbir mekanizma işletmeyen, güvenli yurtları ve yaşam alanlarını mümkün kılmayan bir sistemin güvenliği ancak bu kadar koruyabilir.
Üniversitelerde ışıklandırma sorunlarından CİTÖK gibi mekanizmaların etkisizleştirilmesine, kadın topluluklarının etkinliklerinin engellenmesine kadar her baskı, yaratılmak istenen bu düzenin; güvensiz bir geleceğin parçası.
Güvenliği sağlayacak kalıcı mekanizmalar gerekli
Bu yüzden gerçek güvenlik, kampüs kapılarına daha fazla polis koymakta, yurt girişlerine daha fazla X-ray cihazı yerleştirmekte ya da gençliği daha fazla denetim altına almakta değil; gençliğin insanca yaşayabildiği koşulları kurmakta yatıyor. Güvenlik, barınma hakkının güvence altında olmasıdır; öğrencilerin açlıkla, borçla, geleceksizlikle baş başa bırakılmamasıdır. Güvenlik, aydınlatılmış kampüsler, işleyen mekanizmalar, özgür ve erişilebilir üniversiteler; kadınlar için gerçekten güvenli yaşam alanları demektir. Çünkü güvenlik baskı ve denetimle değil, insanların insanca yaşadığı koşullar altında sağlanır. Mesele yaşanan şiddeti baskıyla sindirmek değil, şiddetin gerçekleşebileceği koşulları engellemektir.
Bugün “güvenlik” adı altında sunulan politikalar ise öğrencileri korumaktan çok denetlemeyi ve kontrolü büyütüyor. Şiddetin sistematik nedenlerini ortadan kaldırmayan her önlem, yalnızca baskının başka bir biçimine dönüşüyor. Yoksulluğu derinleştirip gençliği işçileştirirken, kampüsleri özgürlükten arındırırken, kadınların güvenliğini sağlayacak mekanizmaları işletmezken kurulan hiçbir güvenlik duvarı gerçek bir çözüm sunamaz. Çünkü güvensizliği yaratan düzenin kendisi, bu soruna çözüm olamaz.
Tam da bu nedenle ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla kolluk, daha fazla yasak ve denetim değil; eşit, özgür ve güvenli yaşam alanlarını birlikte kurma mücadelesidir. Güvenliği baskıda değil dayanışmada, denetimde değil korunması gereken ve korunması için mücadele etmemiz gereken haklarımızda, korkuda değil örgütlü bir gelecekte aramak gerekiyor. Çünkü gençlik için güvenli bir gelecek, ancak onu bugün güvencesizliğe mahkum eden koşulları değiştirmekle mümkün.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Ekmek ve Gül dergisi Mayıs 2026 sayısı
Dergimizin bu sayısı bizi susturmak isteyenlerin karşısında dayanışmayı ve örgütlülüğü çoğaltmanın bir aracı, mücadele ateşini harlayacak bir yelpaze olmayı sürdürüyor.
Dosya|Şiddet sarmalı eğitimi sarmışken gerçekler ve bahaneler
Okullarda şiddetin boyutlarını, nedenleri ve ne yapılması gerektiğini bu dosyada ele alıyoruz.
İlkokul sıralarına inen gelecek kaygısı
Özel sektör deneyimlerini paylaşan öğretmen, çok küçük yaştaki çocukların erken yaşta ağır bir farkındalık yükü taşıdığını ve derin bir gelecek kaygısıyla büyüdüğünü anlatıyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















