Geçtiğimiz bir yıl, kadınların yalnızca eşitlik değil; doğrudan yaşam hakkı için mücadele ettiği bir dönem oldu. Hayat pahalılığı, düşük ücretler, güvencesiz ve esnek çalışma kadın emeğini daha da değersizleştirirken kadınlar fabrikalarda, mağazalarda, organize sanayi bölgelerinde “geçinemiyoruz” diyerek direnişe geçti. Bugün yükselen bu sesler, kadınların kapitalizm tarihi boyunca yürüttükleri ekmek mücadelesinin güncel halkalarını oluşturuyor.
Geçen 8 Mart’tan bu yana Türkiye’nin pek çok kentinde kadın işçiler düşük ücretlere, sendikal hak gasplarına ve güvencesizliğe karşı harekete geçti. 2025’in şubat ayında Gebze Plastikçiler Organize Sanayi Bölgesi’nde, çoğunluğu kadın işçilerin çalıştığı Chinatool’da işçiler toplu iş sözleşmesi sürecinde insanca ücret ve güvenceli iş taleplerini dile getirdi. İzmir’de Tekgıda-İş’in örgütlü olduğu Sunel, OTP ve TTL tütün fabrikalarında ise çoğu kadın yaklaşık 1700 işçi, anlaşma sağlanamayan toplu sözleşme sürecinin ardından greve çıktı.
22 Ekim’de Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu Smart Solar’da işçiler, patronun yüzde 6’lık zam teklifine karşı greve çıktı. Türk-İş’e bağlı Koop-İş Sendikası üyesi Swatch Group Türkiye mağazaları çalışanları da, toplu iş sözleşmesi sürecinde dayatılan ücret eşitsizliğine karşı 10 Kasım’da greve çıktı. Tokat Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Şık Makas/Cross Tekstil’de işçiler, aylardır ödenmeyen ücretleri nedeniyle iş bırakarak BİRTEK-SEN’e üye oldu. Dersim’de Peri Tekstil’de çalışan çoğu kadın 17 işçi mobbing ve hakarete karşı çıktıkları için işten atıldı; işçiler fabrika önünde direnişe başladı. İzmir Ege Serbest Bölge’de bulunan Digel Tekstil’de ise işçiler, sendikalaşma ve zam talepleri nedeniyle yaşanan işten atmalara karşı 17 Ocak’ta direnişe geçti. Temel Conta işçileri sendikal haklarını tanımayan yönetime karşı, düşük ücretler, sağlıksız çalışma koşulları ve mobbinge karşı grevde.
Bu mücadelelerin ortak noktası, kadınların “Sadece çalışmak değil, insanca çalışmak, yaşamak istiyoruz” demesiydi. Bu talep, kadınların yüzyıllardır süren ekmek isyanlarının bugünkü karşılığıydı.
1789 Kadınların Yürüyüşü
1789’da Fransa’da Parisli emekçi kadınlar, artan ekmek fiyatları ve açlık nedeniyle sokağa çıktı. Çoğunluğu pazarcı ve işçi kadınlardan oluşan binlerce kadın, “Çocuklarımız aç” diyerek Versay Sarayı’na yürüdü. Tarihe Kadınların Yürüyüşü olarak geçen bu ayaklanmada kadınlar cephaneliği ele geçirdi, kraliyet ailesini Paris’e getirdi. Bu isyan, Fransız Devrimi’nin seyrini değiştiren en önemli dönemeçlerden biri oldu. Kadınlar, açlığı politik bir mesele haline getirmişti.
Ekmek istiyoruz, gül de!
ABD’de, 1 Ocak 1912’de çıkan yeni iş yasasıyla kadın ve çocuk işçilerin haftalık çalışma saati 56’dan 54’e düşürüldü. Ne var ki, işçiler haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesi karşılığında, ücretlerinde de düşüş olduğunu fark etti. İşçiler arasında büyük bir öfke dalgası yayıldı. Derken grev bütün Lawrence fabrikalarına yayıldı. Grevci kadın işçilerin seçtikleri slogan, “Bread & Rose”; yani “Ekmek ve Gül”dü. Ekmek, kadınların ekonomik taleplerinin, gül ise daha iyi bir yaşamın ifadesiydi. Grev, önemli kazanımlarla sonuçlanırken kadın işçilerinin örgütlenme, mücadele ve direnişi tarihinde önemli izler bıraktı.

Ekmek isyanından devrime
1917’de Rusya’da Petrogradlı kadın işçiler, ekmek kuyruklarında başlayan öfkeyi sokağa taşıdı. “Ekmek istiyoruz” sloganıyla başlayan yürüyüşler kısa sürede fabrikalara yayıldı. Kadınların öncülüğünde başlayan bu isyan, yalnızca gıda yokluğuna değil; savaşa ve yoksulluğa karşı bir başkaldırıydı. Günler içinde büyüyen hareket, Çarlık rejiminin sonunu ve işçi sınıfı iktidarının başlangıcını hazırlayan Ekim Devrimi’nin fitilini ateşledi.
Pirinç ayaklanmaları (Kome Sōdō)
I. Dünya Savaşı sırasında Japonya’da pirinç fiyatları hızla yükseldi. Halk açlıkla karşı karşıya kaldı. İsyan, Toyama bölgesinde balıkçıların eşlerinin limanlarda pirinç çuvallarının gemilere yüklenmesini engellemesiyle başladı. Kadınların öncülüğünde büyüyen eylemler kısa sürede ülke geneline yayıldı; yaklaşık 2 milyon kişi ayaklanmalara katıldı. Bu kitlesel ekmek isyanı sonucunda Japon hükümeti (Terauchi kabinesi) istifa etmek zorunda kaldı. Pirinç ayaklanmaları, kadınların mutfaktan çıkarak gıda dağıtımını ve lojistiği hedef aldığı, Asya’daki en büyük ekmek isyanlarından biri olarak tarihe geçti.

Osmanlı’da kadınlar sokaklarda
Türkiye’de de ekmek isyanları özellikle 20. yüzyılın başında görünür hale geldi. Osmanlı’nın son döneminde artan pahalılık, kadınları İstanbul başta olmak üzere birçok kentte fırın önlerine çıkardı. Evdeki açlığın yükünü taşıyan kadınlar, mutfaktan sokağa çıkarak geçim derdini politik bir itiraza dönüştürdü. Bu eylemler, Türkiye’de kadıların sınıfsal mücadelesinin ilk kitlesel örnekleri arasında yer aldı.
Mücadele sürüyor...
Günümüze gelecek olursak... Pek çok işçi mücadelesi sayabiliriz. 2026 yılının ilk ayında Migros’un depolarında çalışan işçiler dayatılan yüzde 28’lik sefalet ücretine karşı grev başlattı. Kadın işçiler soğuk hava koşullarına rağmen depoların önünde, insanca yaşanılabilecek bir ücret, güvenceli çalışma koşulları ve sendikal haklarını talep etti.
Kadın işçiler, çalıştıkları depolarda uzun süredir baskı ve ayrımcılık ile karşılaştıklarını, hamile kadınların işe alınmadığını, hamile işçilerin işten çıkartıldıklarını söylüyorlardı. Bunun karşısında kadın işçiler, ekmeklerine ve haklarına sahip çıkmak için mücadele etmeyi sürdürüyor.
Ekmek ve yaşam için...
Kadınların ekmek mücadelesi, geçmişte kalmış bir direniş değil; bugün her fabrika kapısında, her vardiyada, her boş tencerede yeniden yazılıyor. Dün Versay’a yürüyen, Petrograd’da sokağa çıkan, fırın önlerinde zamları protesto eden kadınların öfkesi, bugün organize sanayi bölgelerinde, atölyelerde, mağazalarda yaşam buluyor.
Dün açlıkla başlayan isyan; bugün yoksullukla, güvencesizlikle ve sömürüyle büyüyor.
Bugün kadın işçiler, yalnızca daha fazla ücret için değil; güvenceli iş, sendikal haklar, şiddetsiz ve eşit bir çalışma yaşamı için mücadele ediyor. Bu mücadele, bireysel değil kolektiftir. Çünkü biliyoruz ki ekmek, tek başına kazanılmaz; yan yana durularak, örgütlenerek, birlikte alınır.
Bu 8 Mart’ta ekmek için, yaşam için, birlikte mücadeleye!
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Isınamayan evlerimizden taşan gerçeklik
Yoksulluk, şiddet ve savaş birbirinden bağımsız değil. 8 Mart’a giderken Ekmek ve Gül; insanca ücret, güvenceli iş ve şiddetsiz bir yaşam için kadınları iş yerlerinde ve mahallelerde birleşik mücadele
Dosya| Emperyalist kuşatmaya karşı enternasyonal bakış
Dünyada emperyalizme karşı mücadele hattını örmek kadınların yıllardır deneyimlediği ve nesilden nesile miras bıraktığı bir gereklilik olarak önümüzde duruyor.
Çivisi çıkan dünyada, çekiç emekçi kadınların elinde
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hazırlanırken bizde emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















