Adları yıldızlarda yazılı kadınlar
Yıldızlara, yaşadığımız evrene dair bugün bildiklerimizde kadınların büyük payı olduğunu biliyor muydunuz? Kemerlerinizi bağlayın, gökbilim tarihine ucuz işçi olarak girebilmiş kadınları okuyacaksınız

İngilizcedeki ‘computer’ (bilgisayar) terimi ilk olarak 17. yüzyılda matematiksel hesaplamalar yapan insanlar için kullanılmaya başlandı. ‘Bilgisayar’ olarak işe alınan insanların bu hesaplamaları denizcilik, astronomi, jeoloji gibi çeşitli alanlarda kullanılıyordu. Saatlerce, günlerce süren ve titiz hesaplamalar gerektiren ‘bilgisayarlık’ mesleği erkekler için daha büyük pozisyonlara geçmekte sadece bir adımdı. Kadınlar içinse bu işin kapısı bile kolay aralanmıyordu. Bu duruma 19. yüzyılda gökbilimci ve fizikçi Edward Charles Pickering son verdi.
Harvard Üniversitesi Müdürü olan Pickering ileri gökbilim teknikleri oluşturmuştu. Teleskopla yapılan gözlemlerin not edilmesinden ziyade teleskopa iliştirilmiş bir kameranın çektiği fotoğrafların gerçeğe daha çok uyduğunu, fotoğrafın daha net ve kalıcı bir görüntü sağladığını söylüyordu. Ancak yeni bir sorun ortaya çıktı; Bunca biriken veriyi nasıl toplamalı ve düzenlemeli, onlar üzerine nasıl çalışmalı?

HARVARD’IN KADIN BİLGİSAYARLARI
Bu işte dikkatsizliğe, baştan savmaya asla yer yoktu. Bir söylentiye göre Pickering asistanlarının üstünkörü hesaplamalarına kızmış ve “Hizmetçim bile daha iyi iş çıkarır!” diyerek onları kovmuş ve gerçekten de hizmetçisi Williamina Fleming’i işe almıştı. Fleming, hizmetçilikten önce öğretmenlik yapıyordu ve hesaplamalardaki yeteneği sayesinde astronomiye çok büyük katkıda bulundu.
1800’lerin ortalarına kadar eğitim kurumlarının kapıları kadınlara açık değildi, ev dışında herhangi bir işte çalışmaları da uygun görülmüyordu. Zamanla zengin aileler kızlarını bilime yönlendirmeye başladı ve sadece kadınların eğitim alabildiği ve çeşitli fonlarla yürütülen bazı okullara gidebildiler. Fakat okul bittiğinde çalışacak iş bulmak kolay değildi. Pickering’in gözlemevi astronomi alanında eğitim almış kadınlar için bulunmaz bir fırsattı.

Eğitimli olsun veya olmasın, haftada 6 gün çalışan kadın ‘bilgisayarların’ saat ücreti 25-50 sent arasındaydı. Bu ücret, bir fabrika işçisininkinden daha iyiydi, ama bir memurun ücretinden düşüktü. Yukarıdaki söylentinin ne kadar gerçek olduğu bilinmiyor ancak Pickering’in aynı bütçeyle daha fazla işçi çalıştırabildiği ortada. Daha az erkek bilgisayarla çalışmaktansa, daha fazla kadın bilgisayarla çalışmak gözlemevinin de işine gelmişti. Çünkü verileri analiz edecek insan sıkıntısı çekiliyordu.

Her ne nedenle olursa olsun 1881 yılında Harvard Gözlemevi’nde kadınların dönemi başlamış oldu. 80’den fazla kadın işe alındı. Aslında gökbilimci olan bu kadınlar ‘Harvard Bilgisayarları’ veya ’Pickering’in Haremi’ olarak adlandırılıyor. Bazı kadınlar fotoğraflardaki imgelerin mümkün olduğunca net görülmesine uğraşırken, bazıları bu fotoğrafları karşılaştırarak yıldızları sınıflandırıyordu. Bazıları ise fotoğrafları kataloglayarak yıldızların gökyüzündeki yeri ve büyüklüğüne dair notlar alıyordu. Kadınlara bu işler dışında şeyler yaptırılmıyordu, teorik çalışmalara katılımları çok sınırlıydı. Fakat gözlemevine girebilmiş, yıldızlara kadar erişmiş bu kadınlar başka engel tanır mı artık?
Yaptıkları sıradan memur işi gibi görülen, ama aslında son derece önemli çalışmalar yürüttükleri yıllar içinde ortaya çıkan bu kadınlardan birkaçını tanıyalım:

HENRIETTA SWAN LEAVITT
Henrietta Swan Leavitt, 1893 yılında gözlemevinde çalışmaya başlamadan önce duyma yetisini kaybetmişti. Parlaklığı zaman içinde değişen binlerce ‘Sefe Değişeni yıldızını’ inceleyen Henrietta, bu yıldızların aydınlatma güçleriyle periyotları arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardı ve vardığı sonuçları Harvard Üniversitesi Gözlemevi Yıllık Kayıtları’nda yayınladı. Daha sonra onun bulguları kullanılarak hem Samanyolu galaksisindeki değişken yıldızların uzaklıkları ölçülebildi, hem de evrenin bilinen boyutunun çok daha büyük olduğu ortaya çıktı.
1925’te İsveçli matematikçi Gösta Mittag-Leffler, çalışmaları nedeniyle Henrietta’nın 1926 Nobel Fizik Ödülüne aday gösterilmesini önerdiğinde, dört yıl önce öldüğünü öğrendi. Ancak yaşayan bilim insanlarına verildiği için Henrietta Nobel’i alamadı ama gökbilimci olarak çalışmış duyma engelli kadın ve erkekleri onurlandırmak için Henrietta’nın adı 5383 Leavitt asteroidi ve Ay’daki Leavitt Krateri’ne verildi.

ANNIE JUMP CANNON
1896’da işe alınan Annie Jump Cannon, annesiyle birlikte evlerinin çatısından yıldızları izleyerek büyümüş ve annesinin yıldızlara duyduğu ilgi sayesinde fizik ve astronomi eğitimi almıştı. O da duyma problemi yaşıyordu. Ülkedeki birkaç fizikçi kadından biri olan Sarah Frances Whiting’den sadece ders değil ilham da alarak çocukluk hayalinin peşinden gitti ve fizik eğitiminden sonra sadece kadınlara eğitim veren Harvard’ın kız kardeş okulu Radcliffe College’ta özel öğrenci olarak astronomi eğitimi aldı. Bu sayede Harvard Gözlemevi’yle yolu kesişti.
Annie, yüz binlerce yıldızı sınıflandırdı ve bugün hala geçerli olan yıldız sınıflandırma sistemini geliştirdi. Belki de ilk başarısı bir kadın olarak teleskop kullanmaya hak kazanmasıydı! Amerikan Astronomi Topluluğu yetkilisi seçilen ilk kadın olan Annie, aynı zamanda Oxford Üniversitesi’nden fahri doktora alan ilk kadın.
Henrietta gibi onun adı da Cannon ay kraterine ve 1120 Cannonia asteroidine verildi. 1934’ten itibaren Annie Jump Cannon Astronomi Ödülü, her yıl astronomi alanında önemli başarılar elde eden bir kadına veriliyor. Annie ‘gökbilimci’ statüsünü Harvard Gözlemevi’nde 40 yıldan fazla çalıştıktan sonra, emekliliğine iki yıl kala, yani 1938’de alabildi.

CECILIA PAYNE
İngiltere’deki Cambridge Gözlemevi’nin halka açık derslerine katıldıktan sonra gökbilimci olmaya karar veren Cecilia Payne, İngiltere’de kadınların ancak öğretmen olabilecek kadar eğitim almasına izin verildiğini öğrenince 1923’te Harvard Gözlemevi Direktörü Harlow Shapley’in burs teklifiyle Amerika’ya göçtü. Cecilia’nın orada arkadaşlık kurduğu Annie Jump Cannon yüz binlerce yıldız spektrasını derecelerine göre yedi farklı sınıfa ayırmıştı. O zamanlar bu sınıflandırmanın yıldızların ısısıyla alakalı olduğu sanılıyordu ve Güneş’i oluşturan elementlerin dünyanınkilerle aynı olduğu düşünülüyordu. Cecilia ise iki yıl boyunca yaptığı çalışmalar sonucunda yazdığı doktora tezinde, yıldızların çok büyük oranda hidrojenden oluştuğunu ileri sürdü ama bunun ‘imkansız’ olduğu cevabını aldı. Kariyerini koruyabilmek için yanlış hesaplamalar yaptığını söylemek ve tezini değiştirmek zorunda kaldı. Fakat birkaç yıl içinde hesaplamalarının doğruluğu ortaya çıktı.
Cecilia, ancak 1956’da Harvard’ın ilk kadın profesörü ünvanını alabildi.

İlgili haberler
GÜNÜN BİLGİSİ: Bilimde kadının 3 bin yıllık tarihi

Bilim alanında daha çok erkekler başarılıymış gibi gösteriliyor. Oysa Tapputi Belatekallim’den Ada L...

Bilimde kadınların ayaklarına takılan taş: MATİLDA...

Bilim kadınlarının yaptıkları çalışmalara verilmesi gerekenden daha az kredi verildiğini tanımlamak...

GÜNÜN SABAHYILDIZI: Lucy Stone

Evli olmasına rağmen kendi soyadını kullanan ilk kadın, kadın haklarının sabahyıldızı Lucy Stone ile...

Demleyelim mi bi çay?

Sabah kahvaltılarını sıcacık yapan, öğle koşuşturmacasında bir mola olan, akşam günün yorgunluğunu a...

Keramet nikahta değil 1917’de

Tam bir yüzyıl önce Osmanlı’da nikah ve aile ile ilgili ilk hukuki düzenlemeler hayata geçirilirken,...

Kocalara insaf: Yıl 1914

Erkeğin aile içinde kadına şiddeti sadece günümüzde değil, geçmişte de hayli yaygındı. Konu kadınlar...