Demleyelim mi bi çay?
Sabah kahvaltılarını sıcacık yapan, öğle koşuşturmacasında bir mola olan, akşam günün yorgunluğunu alan yine çay. Çayın bu gücü nereden geliyor diye merak ediyor musunuz? Elbette tarihten!

Hareketli bir yaz geride kaldı, ülke gündemi hiç soğumayacak olsa da serin Eylül ayına girdik artık. Kış geliyor. Kışa hazırlık yapmalı, ince kıyafetlerin yerini kalınlar almalı. Mutfağı da elden geçirmeli, hem evde hem de derneklerimizde, toplantılarımızda kışın yensin diye turşular, konserveler, reçeller yapılmalı. Yapılmalı da, tek başına bitmez onca şey. Toplanın üç beş kadın, demleyin çayınızı bir güzel, yanına da belki biraz kek... O çay size güç verir, ne yapacağınıza karar verirsiniz hemen bitiverir işler, oturursunuz üstüne bir de keyif çayı demlersiniz.
Çay böyle bir şey işte. Sabah kahvaltılarını sıcacık yapan, öğle koşturmacasında bir mola olan, akşam günün yorgunluğunu alan yine çay. Sıkıntılı bir arkadaşını mı gördün, “Gel, bir çay içelim’ dersin, sen çayı bardağa dökerken o içini döker. Dostlarla buluşup güzellikler konuşulur, umutlar paylaşılır, geleceğe dair planlar yapılır. Her ay elinize geçen Ekmek ve Gül dergisi de çayla hazırlanıyor. Yazıları gönderenlerden editörlere dergiyi hazırlayan kadınlar da birer çay demler, doldurur bardaklara ‘Bu ay neler oldu, derginin ana konusu ne olsun?’ diye fikirlerini paylaşır birbiriyle. Çay demlendikçe, fikirler demlenir. Çayın bu birleştirici gücü nereden geliyor diye merak ediyor musunuz? Elbette tarihten!



TEMSİLİYET YOKSA VERGİ DE YOK
Çay deyince akla gelen ülkelerden biri İngiltere’dir hiç kuskusuz. Porselen demlikler, beş çayları, çaya katılan süt ve türlü incelikler... Zengin aristokratların sanki bir tören havasında içtikleri bu çaylardan çok tarih boyunca verilen mücadeleler üzerine olacak bu yazı.
Kraliyet ailesi İngiltere’de zarif zarif çaylarını yudumlarken, o dönemde henüz İngiltere’nin kolonisi olan Amerika’daki kolonilerde yaşayanlar İngiltere’nin uyguladığı çay vergisinden helak olmuşlardı ve bağımsızlık fikri kafalarında demlenmeye başlamıştı. 1773’te Amerika’daki kolonistlerin Amerikan yerlileri kılığına girerek Britanya Krallığı’nın gemilerindeki çayları Boston Limanı’nda denize dökmesiyle Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın adımları atılmaya başlandı. ‘Temsiliyet yoksa vergi de yok’ bu ayaklanmaların sloganıydı ve sadece çaya getirilen vergi değil kolonilere temsil hakkının verilmemesiydi asıl burada halkı sinirlendiren. Boston’da başlayan bu ayaklanma diğer kolonilere de sıçradı. North Carolina, Edenton’da onlarca kadın bir araya gelerek aynı sloganla Britanya Krallığı’nın çaylarını protesto kararı aldılar ve imzaladıkları metne “Ülkemizin huzuru ve mutluluğuna zarar verecek olaylara kayıtsız kalamayız” yazdılar. Her ne kadar İngiltere’de kadınların bu bir araya gelişi önemsenmese de onların Boston’daki erkekler gibi kendilerini saklayarak değil cesurca bir metin kaleme almaları ve imzalarını atmaları Amerikan kadın tarihinde önemli bir yer tutar. Kraliyete karşı verilen savaşın ardından 4 Temmuz 1776’da Amerikan Devrimi gerçekleşerek, Bağımsızlık Bildirgesi yayınlanır.