Tıpta 'erkek normu' ve kadın kalbi
Bize 'abartıyorsun' diyen erkek egemen tıp anlayışına karşı; bedenimizin dilini öğrenmek, birbirimizin uyarısı ve güvencesi olmak zorundayız.

Hastaneye gittiğinde şikayetleri "Aşırı strestendir", "Evde çok yoruluyorsun", "Biraz anksiyeten var galiba" denilerek eve gönderilen kaç kadınız? Kaçımız vücudumuzun verdiği alarm sinyallerini "Ev işleri, çocukların koşturmacası, iş yerindeki baskı" diyerek kendi içimizde geçiştirmeye çalışıyoruz?
Oysa yaşadığımız bu gözden kaçırılma halleri ne bizim "abartmamız" ne de münferit bir sağlık personeli ihmali. Karşı karşıya olduğumuz şey, yüzyıllardır tıp biliminin merkezine erkek bedenini oturtan; kadın bedenini ise yalnızca onun "farklı/eksik bir versiyonu" sayan cinsiyetçi bir sistemin ta kendisi.

‘Standart insan’ erkek olunca: İlaç dozlarından teşhislere cinsiyetçilik

Tıp tarihi boyunca "standart insan bedeni" hep erkek olarak kabul edildi. Laboratuvarlardaki hücre kültürlerinden deney hayvanlarına, ilaç araştırmalarından klinik deneylere kadar kadınlar "hormonal dalgalanmaları araştırmayı karmaşıklaştırıyor" bahanesiyle süreçlerin dışına itildi. Ya da daha acısı, doğurganlık çağındaki kadınların olası hamilelik riskleri gerekçe gösterilerek araştırmalara alınmaması, kadın sağlığını onlarca yıl geriye götürdü.
Sonuç mu? Günümüzde hâlâ kullandığımız pek çok ilacın ideal dozu erkek fizyolojisine göre hesaplanıyor. Erkek metabolizmasına göre ayarlanan tedaviler kadınlara veriliyor, ilaç yan etkileri kadınlarda çok daha ağır seyrediyor. Dahası, hastalıkların belirtileri bile erkeğin ne hissettiği üzerinden kitaplara yazılıyor.
Bunun en somut ve ne yazık ki en hayati örneğini ise kalp krizinde yaşıyoruz.

Tıp kitaplarının 'atipik' dediği, kadınların gerçeğidir!

"Kalp krizi" denilince hepimizin aklına gelen ilk görüntü nedir? Göğsünün ortasını yumruk yapıp tutan, sol kolu uyuşan bir adam... Tıp literatürü bunu "klasik belirti" olarak tanımlar. Çünkü bu veri, erkeğin verisidir.
Peki bir kadın kalp krizi geçirirken ne yaşar? Kadınlarda kalp krizi çoğu zaman göğüste o şiddetli ağrıyla gelmez. Kadın bedeni alarmı başka türlü verir:
•    Günler öncesinden başlayan, dinlenmekle geçmeyen olağan dışı bir halsizlik ve bitkinlik,
•    Mide yanması, hazımsızlık veya bulantı hissi,
•    Çeneye, boyna, sırta veya omuzlara vuran belirsiz bir ağrı ve sıkışma,
•    Hiçbir nedene dayanmayan nefes darlığı, soğuk terleme ve baş dönmesi.
Tıp dünyası kadınların yaşadığı bu tabloya görünüşte "atipik" (tipik olmayan) deyip geçiyor. Oysa bu belirtiler, milyonlarca kadının bedeninde gayet tipik ve gerçek. Ancak bu belirtiler erkeğinkine benzemediği için kadınlar hastanelerin acil servislerinden "Midenizi üşütmüşsünüz", "Psikolojik bir sıkıntınız var" denilerek eve gönderiliyor. Kadınlar kendi şikayetlerini "Herhalde çok yoruldum" diye erteliyor. Ve ne yazık ki kaybedilen her dakika, bir kadının yaşam hakkından çalıyor.
Üstelik sorun sadece büyük damarların tıkanması da değil. Kadınlarda kalbin küçük damarlarının işlev bozukluğu (mikrovasküler hastalık) daha sık görülüyor. Anjiyoda büyük damarlar açık çıksa bile kadın gerçekten kriz geçiriyor olabilir. Menopozla birlikte azalan östrojen koruması, gebelikte yaşanan şeker/tansiyon geçmişi veya polikistik over gibi kadınlara özgü durumlar riskimizi katlarken, sistem bizi “sessiz krizlerin” kucağına itiyor.

'Histeri' mirası: Medikal gazlama

Kadınların ağrısının küçümsenmesi yenilikçi bir durum değil; tıp tarihinin "histeri" etiketinin günümüzdeki tezahürüdür. Tıpta buna bugün "medikal gazlama" (medical gaslighting) diyoruz: Kadının kendi bedenindeki gerçek ağrısının, doktor veya sağlık sistemi tarafından "psikolojik, abartı ya da kuruntu" ilan edilerek kadına kendi algısından şüphe ettirilmesi.

Ne yapmalı? Bedenimizi ve haklarımızı tanımak

Sağlık, yalnızca biyolojik bir mesele değil; politik ve sınıfsal bir mücadele alanıdır. İşten eve, evden çocuğa koştururken kendi bedeninin sesini bastırmak zorunda kalan emekçi kadınlar için bu mücadele daha hayatidir.
•    Ağrını ve hissini küçümseme: Vücudunda yolunda gitmeyen, yukarıda saydığımız o "belirsiz" ama ani başlayan işaretleri hissettiğinde "Geçer" deme.
•    Sağlık sisteminde ısrarcı ol: "Bir şeyin yok, strestendir" yanıtını kabul etme. Kalp göstergelerine (EKG, Troponin kan testi vb.) bakılması hususunda talepkar ol.
•    Bilgiyi yanındaki kadınla paylaş: Evinde, yan tezgâhta çalışan işçi arkadaşına, komşuna kadınlarda kalp krizinin nasıl geldiğini anlat. Kadınların sağlık okuryazarlığını birlikte büyütelim.
Bize "abartıyorsun" diyen erkek egemen tıp anlayışına karşı; bedenimizin dilini öğrenmek, birbirimizin uyarısı ve güvencesi olmak zorundayız. Çünkü biz kadınlar, sadece ekmek değil; sağlıklı, insanca ve eşit bir yaşamı, yani gülleri de istiyoruz!

Fotoğraf: Charliepix

İlgili haberler
5 adımda kalp sağlığınızı koruyun!

Kalbimizi korumak için yapmamız gerekenler çok basit aslında. 5 adımda kalbimiz nasıl daha sağlıklı olur uzmanımız anlattı.

GÜNÜN BİLGİSİ: Filtre kahve ömrü uzatıyor, Türk kahvesi kalp hastalığı riskini artırıyor

İsveç Gothenburg Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, filtre kahvenin yararlı olduğuna, ancak Türk kahvesi gibi kaynatılarak yapılanların kalp hastalığı riskini artırdığına işaret ediyor.


Editörden