Ayfer Tunç’un kaleme aldığı “Annemin Uyurgezer Geceleri”, unutmak ve hatırlamak üzerine, dört kadının hayatını merkeze alarak kurulmuş bir roman.
Roman ilk bakışta Şehnaz’ın hikayesi. 50 yaşlarını geçmiş bir kadın geçmişine ve 30 yıl boyunca hayatının önemli bir parçası olmuş E. ile ilişkisine dönüp bakıyor. Ama Şehnaz’ın geçmişinde ilerledikçe hikaye annesine, anneannesine, anneannesinin annesi Esme’ye kadar açılıyor. Böylece önümüze yalnızca bir aile albümü değil, farklı dönemlerde yaşamış kadınların hayatları üzerinden Türkiye’nin yaklaşık bir yüzyılı seriliyor.
Esme’nin dünyasında bir kız çocuğunun kendi hayatını seçmesinden söz etmek bile güç. Çocuk yaşta evlendirilmek, anne olmak, bir erkeğin himayesinde yaşamak hayatın olağan düzeni. Birkaç kuşak sonra Şehnaz’a geldiğimizde ise karşımızda eğitimli, mesleği olan, ekonomik bağımsızlığını kazanmış, dünyaya ve ülkesine dair sözü olan bir kadın var.
Arada Cumhuriyet var. Kadınların eğitim görmesi, çalışması, kamusal hayata katılması var. Değişen bir ülke, değişen sınırlar, değişen kadınlık halleri var. Ama roman tam da burada rahatsız edici bir soru düşürüyor insanın aklına: Seçme hakkına sahip olmak, seçebilmek anlamına geliyor mu?
Kadınların birbirine bıraktıkları
Şehnaz’ın ailesindeki kadınlar birbirlerinin tekrarı değiller; yaşadıkları çağların imkânları ve sınırları farklı. Fakat kuşaklar değişirken bir şeyler de aktarılıyor. Kadınların yalnızca evleri, eşyaları, yüzleri ya da huyları değil; susma biçimleri de aktarılıyor. Korkular, bastırılan arzular, annelerle hesaplaşmalar, erkeklerle kurulan ilişkiler, başka bir hayat istemenin yarattığı suçluluk...
Şehnaz’ın annesi Ayhan’ın uyurgezerliği burada romanın en çarpıcı imgelerinden birine dönüşüyor. Gündüzleri kendisini denetleyen, sözlerini tartarak konuşan kadın, uyurken gezmeye ve konuşmaya başlıyor. Bastırılmış düşünceler, yaşayamadığını düşündüğü hayat ve cinsellik bilinç devreden çekildiğinde ortaya dökülüyor. Sanki kadın uyanıkken susuyor, uyurken konuşuyor.
Bu noktada uyurgezer olan yalnızca anne mi, diye düşünmeye başlıyoruz. Bir hayatı sürdürmek ile o hayatı gerçekten kendi seçimin olarak yaşamak arasındaki mesafe ne kadar? “İnsan düşünse çıldırır.”* Bazen devam edebilmek için unutmak, görmemek, düşünmemek gerekiyor. Ama bir şey unutuldu diye yok olmuyor.
Esme seçemiyordu, Şehnaz seçebiliyor. Peki...?
Şehnaz eğitimli, akademisyen, ekonomik bağımsızlığı olan bir kadın. Ama hayatının 30 yılını kendisinden yaşça büyük, evli E. ile sürdürülen saplantılı bir ilişkiye bağlıyor. E.’nin hayatının merkezinde olmadığını bildiği halde onu kendi hayatının merkezinden çıkaramıyor.
Burada kadınlara aşk konusunda öğretilenleri düşünmeden edemiyoruz. Sabretmek, beklemek, vazgeçmemek, bir erkeğin ihtiyaçlarını ve koşullarını anlamak, bir ilişki uğruna kendinden eksiltmek... Bunların ne kadarına aşk, hangisine fedakârlık, hangisine bağımlılık diyoruz?
Esme’nin hayatını başkaları belirlemişti. Şehnaz kendi hayatını belirleyebilecek araçlara sahip. Ama insanın zincirlerinin görünmez olması onları işlevsiz hale getirmiyor. Kadınların eğitim hakkını kazanması, çalışması, ekonomik bağımsızlığını elde etmesi, kadınlara yüzyıllardır öğretilen ilişki biçimlerinden otomatik olarak kurtulmaları anlamına gelmiyor.
Bir ailenin hikayesinden memleketin hikayesine
Roman Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına, 1970’lerden 12 Eylül’e ve sonrasına uzanırken memleketin hikayesi kadınların hayatıyla birlikte akıyor. Toplum, akademi, sol, şehirler ve ilişkiler değişiyor. Sınıf da romanın önemli damarlarından biri; insan eğitimle ve meslekle başka bir sınıfsal konuma geçse bile çocukluğunun yoksunluklarını kolayca geride bırakamıyor.
Tarih yalnızca Mecliste, meydanlarda ya da gazetelerin birinci sayfalarında değil; bir kadının okuyup okuyamadığında, çalışıp çalışamadığında, kiminle evlenebildiğinde, annesine bakmak zorunda kalıp kalmadığında, kendi bedenine ve cinselliğine ne kadar sahip olabildiğinde de yazılıyor. Romanın güçlü yanlarından biri de bir ülkenin tarihini kadınların gündelik hayatlarından okutabilmesi.
Hatırlamanın yükü
Geçmiş, romanda dümdüz bir çizgi halinde anlatılmıyor. Şehnaz bir şeyi hatırlıyor, oradan yıllar önce yaşanmış başka bir olaya gidiyor. Tıpkı hafızamız gibi: Bir koku çocukluğumuza, bir cümle annemize götürüyor bizi.
Kadınların geçmişle baş etme biçimleri de farklı. Biri unutuyor, biri bastırıyor, biri yaşanmamış gibi davranıyor. Şehnaz ise unutamıyor. Önceki kadınların susarak, bastırarak taşıdığı şeylere dönüp bakıyor. Bu onu daha mutlu etmiyor. Ama bakmakla gözlerini kapatmak arasında büyük bir fark var.
'İnsanlar çoğaldıkça azalır...'*
Romanın kalabalık dünyasının içinde çok yalnız kadınlar da var. Üstelik yalnızlık her zaman tek başına yaşamak demek değil. İnsan evliyken, çocuklarının, annesinin, sevgilisinin yanında da yalnız olabilir. “Evli bir erkeğin özel hayatına dair bilgi alabileceğin son yer evidir”* cümlesi bu yüzden yalnızca komik gelmiyor. Ev bazen insanların birbirini en iyi tanıdığı değil, birbirinden en çok şey sakladığı yer de olabiliyor.
Annemin Uyurgezer Geceleri’nden bende, yalnızca Şehnaz’ın büyük ve yorucu aşkı değil; Esme, anneanne, Ayhan’ın uykusunda söyledikleri ve kadınların birbirlerine farkında olarak ya da olmayarak bıraktıkları kaldı.
Bir yüzyılda kadınların hayatında çok şey değişti. Eğitim, çalışma ve kendi hayatımız hakkında söz söyleme imkânlarımız önceki kuşakların hayal bile edemeyeceği ölçüde arttı. Bunların her biri kadınların mücadelesiyle kazanıldı. Ama özgürleşme yalnızca önümüzdeki kapının açılması değil galiba; o kapıdan geçebilmek de gerekiyor. Annelerimizden, anneannelerimizden taşıdıklarımızla, öğrendiğimiz kadınlık biçimleriyle, aşka ve fedakârlığa dair bize öğretilenlerle de hesaplaşmak gerekiyor.
Yine de roman insanı bütünüyle karanlıkta bırakmıyor: “Çünkü yaşama sevinci öldürülemiyordu, bir süreliğine soldurulabiliyordu ama yok edilemiyordu.”*
Belki dönüp hayatına bakmanın anlamı da burada. “Keşke” demek için değil; neyi senden önceki kadınlardan taşıdığını, neyi kendi ellerinle kurduğunu ve bundan sonra neyi değiştirebileceğini görebilmek için.
Uyurgezerken uyanmak için.
(*) işaretli yerler romandan alıntıdır.
Annemin Uyurgezer Geceleri
Ayfer Tunç | Can Yayınları
Yayın Tarihi: 04.11.2025
Sayfa Sayısı: 440
Kolaj: Canva
İlgili haberler
Bir kitap: Odalar Dolusu Kadın
Bir tek biz biliriz birbirimizi; satıra dökülmeyenleri, biz görürüz içe akan gözyaşlarını. Serpil Ünal’ın öykü kitabı yanı başımızdan, kadınların söylenemeyen, kaleme dökülemeyen serzenişleri...
Bugüne ve geleceğe ışık tutan bir kitap: NASIL YAPMALI?
Çernişevski; insanların ortak bir çalışma düzeninde yaşadığı, yaşlı ve çocukların mutfak işleri ve yemek yaparak ortak hayata katıldığı, günlük pratik bir yaşamın canlı tasvirini yapıyor.
Bir kitap: Saklı Gerçekler
Özlem Abut Otluoğlu, Saklı Gerçekler eserinde cinayete kurban giden kadınların yerine mezara, “ya benimsin ya kara toprağın,” söylemini, kadın cinayetleri ardındaki tüm hafifletici nedenleri gömer.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























