Bir süredir Eskişehir'in emekçi mahallelerinde kadınlara Ekmek ve Gül'ü ulaştırıyor, kadınlarla parklarda ve sokaklarda buluşup ortak dertlerimizi konuşuyoruz. Bu sohbetlerde en çok karşılaştığımız başlıklardan biri ise çocuklarını devlet okuluna kaydettirmek isteyen ailelerden istenen “bağış” ya da “kayıt parası.”
Kadınların anlattıkları birbirinden çarpıcı. Bir anne, kızını iki yıl önce ortaokula kaydettirebilmek için 15 bin lira ödediğini söylüyor. “Annem de çalışıyor, onun desteği olmasa altından kalkamazdık” diyor. Eğitim emekçisi bir başka anne, doğuda da kayıt parası istendiğini ancak batıdaki rakamların çok daha yüksek olduğunu anlatıyor. Başka bir kadın ise geçen yıl bir ortaokulun kendisinden 180 bin lira talep ettiğini aktarıyor.
Üstelik bu paralar yalnızca açıkça “bağış” adıyla istenmiyor. Çocuğunu mahallesindeki okul yerine daha güvenli gördüğü bir okula yazdırmak isteyen annelere, “Kontenjan açabiliriz” denilerek ücret teklif ediliyor. Kimi okul yönetimi ise temizlik, güvenlik ve okul giderlerini gerekçe gösteriyor. Böylece devlet okulu, emekçi aileler için adeta taksitli çalışan bir kuruma dönüşüyor. Bir kadın bunu şöyle özetliyor: “20 bin lirayı kim bir kerede verebilir? Dört taksit yapıyorlar ama bu kez fiyat daha da artıyor.”
Kadınların kafası da bu düzen içinde karıştırılmış durumda. Kimi, “Ne yapalım, onlar da haklı. Çocuklarımız kirli okulda mı okusun?” diyor. Kimi ise “Devlet okulu nasıl para ister? Eskiden böyle değildi” diye tepki gösteriyor.
“Asıl denetim yok mu?” diye sorduğumuzda aldığımız yanıt ise daha çarpıcı: “Şikayet edilse ne olacak? Müfettiş bile kendi çocuğunu kaydederken para vermiş.”
Sorun yalnızca kayıt parası da değil. Geçtiğimiz yıl Ekmek ve Gül sayfalarında defalarca; temizlenmeyen okulları, hijyenik olmayan tuvaletleri, temiz suya erişemeyen çocukları ve sağlıklı beslenemeyen öğrencileri yazdık. Bu yıl da aynı manzaranın değişmeyeceği görülüyor. Bir işçi kadın, kayıt parasını ödeyebildiğini ama asıl derdinin başka olduğunu söylüyor:
“Çocuğumu okula gönderdim ama sağlıklı besleyemiyorum. Kantin çok pahalı. Evden beslenme koysam öğlene kadar soğuyor. Genelde hamur işiyle doyurmaya çalışıyorum.”
Kaynak var, tercih başka
Bundan yalnızca bir ay önce Ankara'da NATO Zirvesi gerçekleştirildi. Zirvenin harcamaları 11 milyar lirayı bulurken, zirvede açıklanan yeni savaş ve silahlanma programının büyüklüğü 50 milyar dolar olarak duyuruldu. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 2026 bütçe verilerine göre ise Türkiye'de savunma ve güvenlik için, Savunma Sanayi Destekleme Fonu dahil 2 trilyon 155 milyar lira kaynak ayrıldı. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığının bütçesi 1 trilyon 944 milyar liraydı. Yani savaş ve güvenlik için ayrılan kaynak, eğitime ayrılan bütçenin de üzerine çıkıyor. Rakamlar çoğu zaman gözümüzün önünden hızla geçip gidiyor. Oysa o rakamların arkasında emekçilerin ödediği vergiler, ürettiği değer ve çocuklarının geleceği var. Bu ülkenin zenginliğini üretenler işçiler, emekçiler ve onların aileleri. Ama yaratılan kaynaklar çocukların ücretsiz, sağlıklı ve nitelikli eğitim hakkına değil; savaş politikalarına, silahlanmaya ve sermayenin çıkarlarını koruyan tercihlere aktarılıyor.
Okul kapısında kurulan tahsilat düzeni de, temizlenmeyen sınıflar da, pahalı kantinler de kader değil. Bunlar, eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasaya açan, faturayı da işçi ve emekçi ailelerin sırtına yıkan sermaye yanlısı politikaların sonucudur. Bugün kayıt parası ödeyen kadınların, çocuğunun beslenmesini dert eden annelerin, eğitim emekçilerinin ve bütün işçilerin ortak talepleri ortak bir mücadelede buluşmadıkça bu tablo değişmeyecek. Parasız, nitelikli, güvenli ve kamusal eğitim hakkı için; halkın yarattığı kaynakların savaşa değil, çocukların geleceğine ayrılması için birleşik sınıf mücadelesini büyütmek her zamankinden daha yakıcı bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor.
Fotoğraf: Evrensel (Arşiv)
İlgili haberler
Kayıt paraları velilerin belini büküyor: Devlet okulları özellerle yarışıyor
Aldıkları ücretin kayıt parası ve eğitim masraflarını karşılamadığı için kredi çekmek zorunda kaldıklarını söyleyen veliler ‘İstenen paralar devlet okulu mu özel mi belli değil dedirtiyor’ diyor.
'Aslan payı' denen bütçe nerede?
Eğitime ayrılan pay gün geçtikçe azalıyor. Veliler, 'Eğitimin bütün yükü velilerin omuzlarında.' diyerek eğitimin ticarileştiğini ifade ediyor.
NATO Zirvesi öncesi siyasi partilerden NATO'ya karşı mücadele çağrısı: 'Savaşın yükü kadınların omzuna yıkılıyor'
Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenmesi planlanan NATO liderler zirvesi öncesi EMEP, TÖP, EHP ve TİP'ten yöneticiler, NATO’nun savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























