NATO Zirvesi öncesi siyasi partilerden NATO'ya karşı mücadele çağrısı: 'Savaşın yükü kadınların omzuna yıkılıyor'
Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenmesi planlanan NATO liderler zirvesi öncesi EMEP, TÖP, EHP ve TİP'ten yöneticiler, NATO’nun savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Saray iktidarının ev sahipliğinde Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenmesi planlanan NATO liderler zirvesi tartışma yaratırken kadınlar açısından NATO’nun ne ifade ettiği sorusu da yeniden gündemde. Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Toplumsal Özgürlük Partisinden (TÖP) yöneticiler, NATO’nun savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerini anlattı. Zirvenin “barış” adı altında savaş politikalarının yeniden üretildiği bir platform olduğunu belirten kadınlar, NATO’ya karşı mücadelenin büyütülmesi gerektiğini vurguladı.

‘Savaş ve militarizm kadınlara yönelik şiddeti büyütüyor’

EMEP GYK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, savaş ve militarizm ile kadına yönelik şiddet arasında “kopmaz bir bağ” olduğunu vurguladı. Barbaros; savaş ve çatışma ortamlarında kadınların yerinden edildiğini, sistematik şiddet ve cinsel saldırıya maruz kaldığını belirterek bunun savaşın bir “stratejik aracı” olarak kullanıldığını ifade etti. NATO müdahalelerinin sonuçlarına dikkat çeken Barbaros; Yugoslavya örneğinde sağlık, eğitim ve enerji altyapılarının hedef alınmasının kadınlar ve çocuklar açısından yıkıcı sonuçlar doğurduğunu söyledi. Radyoaktif silahlar ve kimyasal tesislerin bombalanmasının, kadınların üreme sağlığı üzerinde ağır tahribat yarattığını hatırlattı.

Kadınlardan çalınanlar silahlara aktarılıyor

Savaşın ekonomik sonuçlarına dikkat çeken Barbaros, askeri harcamaların artmasının kadınların yaşam koşullarını doğrudan etkilediğini belirtti. Örnek olarak Afganistan’da derinleşen yoksulluğun kadınları çaresiz bıraktığını ifade eden Barbaros, “Silah sanayisine ve savaşa ayrılan milyarlarca dolar, kadınların yoksullukla mücadelesini derinleştirir. Afganistan’da kadınların çaresizlikten bebeklerini satmak zorunda kaldığı bir tablonun mimarıdır NATO” dedi.

Savaş koşullarında kadın emeğinin daha ağır bir biçimde sömürüldüğünü, ücretlerin düşerek hak kayıplarının arttığını belirten Barbaros, “Bugün de NATO aracılığıyla savaş bütçeleri her arttığında; kadınları şiddetten koruyacak kurumlardan, kreşlerden, sağlık ve eğitim haklarından çalınıyor. Kadınların şiddete karşı korunması için ayrılması gereken bütçeler, silah tekellerinin kasasına gidiyor. Dolayısıyla NATO ve benzeri yapılar, sadece askeri değil; ekonomik ve ideolojik olarak da kadını ikincilleştiren bir çarkın parçasıdır” ifadelerini kullandı.

Yaşamlarımızı savunmak için NATO’ya karşı duralım

Barbaros, NATO’nun “savunma örgütü” olarak sunulmasının gerçeği yansıtmadığını belirtti. Barbaros, “NATO, emperyalist güçlerin çıkarlarını koruyan bir savaş aygıtıdır. Kuruluşundan bu yana işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadelesini ezmek için kullanılmıştır. Buna rağmen emperyalistler kendi savaş aygıtlarının ‘barış’ için var olduğu yalanını söylemeye devam ediyor” dedi.

Militarizmin yalnızca silahlanma anlamına gelmediğini ifade eden Barbaros, bu sürecin toplumu bir emir-komuta zinciri içine hapsettiğini ve milliyetçi-muhafazakar değerlerin “kutsal aile” söylemiyle yeniden üretildiğini söyledi. “Kadınların kazanımları ise militarizmin ihtiyaç duyduğu o hiyerarşik yapı için her zaman bir tehdit olarak görülür” diyen Barbaros, Türkiye’nin NATO’daki varlığının kadınların değil, emperyalist çıkarların ve bölgede ABD ile İsrail’in güvenliğinin teminatı olduğunu ifade etti. Barbaros, “Kendi yaşamlarımızı, emeğimizi ve özgürlüğümüzü savunmak istiyorsak bu şiddet sarmalını besleyen askeri bloklara karşı durmak zorundayız” diye konuştu.

Söylemde barış ve kadın; gerçekte yıkım

Barbaros, NATO’nun kadınlara ilişkin “kadın, barış ve güvenlik” politika belgesine de değinerek, “Bu politika belgesi, emperyalizmin en büyük ikiyüzlülüklerinden biridir. NATO, bu belgede çatışmaların kadınları çok daha ağır etkilediğini ‘itiraf’ ediyor; ancak bu çatışmaların bizzat müsebbibi kendisidir” dedi. ABD-İsrail ortaklığının Filistin’de yürüttüğü saldırılara işaret eden Barbaros, “Emperyalizmin ve NATO’nun bu belgede tekrar ettiği, tabiri caizse klişeleşmiş ‘insan hakları, özgürlük ve demokrasi’ vaatlerinin ne kadar içi boş bir masal olduğu, bizzat ABD-İsrail ortaklığıyla Filistin’de yürütülen soykırımda tescillendi. Emperyalist-siyonist ittifakın saldırılarında iki yılda 33 bin Filistinli kadın ve kız çocuğu yaşamını yitirdi, hamile kadınlar hastanesiz; çocuklar gıdasız bırakıldı, NATO bloku ise işlenen savaş suçlarının destekçisi oldu” ifadelerini kullandı. Irak ve Afganistan’dan İran’a uzanan müdahale söylemlerinin benzer olduğuna dikkat çeken Barbaros, “Emperyalizmin ‘Kadınlara özgürlük getiriyoruz’ bahanesiyle yürüttüğü operasyonların gittiği yer yıkımdır. Bu söylem, yalnızca emperyalist müdahaleleri ve saldırganlığı meşrulaştırma aracıdır” dedi. Barbaros son olarak, “Kadınlar, kendi özgürlüklerini emperyalistlerin ‘kurtarıcı’lığında değil; insanlığın kurtuluşu uğruna verdikleri kendi mücadeleleriyle kazanacaktır” ifadelerini kullandı.

NATO’nun ikiyüzlülüğü açığa çıktı

 EHP Genel Başkan Yardımcısı Sanem Deniz Kural da NATO’nun savaş politikalarının kadınlar açısından yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Emperyalist saldırganlığın arttığı bir dönemden geçildiğini belirten Kural, ABD’nin ekonomik krizden çıkış için savaş politikalarına yöneldiğini söyledi. Savaşın ekonomik etkilerini sıralayan Kural, “Mazota zam, faturaların kabarması, yoksulluk, işsizlik… Tüm bunlar savaşın sonuçlarıdır ve en çok kadınları etkiler” dedi. Savaşın aynı zamanda şiddeti, göçü ve yoksulluğu artırdığını belirten Kural, bu süreçte kadınların daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığını vurguladı. Kural, NATO’nun kimi zaman kadın mücadelesinin söylemlerinden faydalanarak kendini temize çıkarmaya çalıştığını belirterek, “Emperyalist bir savaş aygıtı olarak tanımladığımız NATO’nun ‘kadın, barış ve güvenlik’ adı altında politikalar öne sürmesi bu kategoride ele alınabilir. NATO, bahsi geçen politika metninde ‘Savaşın kadınları ve kız çocuklarını orantısız etkilediğini kabul ettiğini’ öne sürmektedir. Geçtiğimiz günlerde NATO’nun esas gücü ABD eliyle İran’da kız çocuklarının okuluna bombalarla saldırılması ve yaşanan katliam karşısında bu metin çöpe atılmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele, emperyalist odaklardan ve onların eli kanlı savaş örgütlerinden gelecek bir lütuf değildir. Kadınların elleriyle kuracağı eşit, özgür ve barış içinde bir dünyada, halkların katili NATO’ya da yer olmayacaktır” dedi.

‘NATO gündelik yaşamda da etkili’

TİP Parti Meclisi Üyesi Arzum Yalçın ise NATO’nun yalnızca askeri bir ittifak değil, emperyalist sistemin sürekliliğini sağlayan bir yapı olduğunu belirtti. Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Yalçın, “Kadınların özgürleştiği iddiasıyla yürütülen müdahaleler, gerçekte kadınların yaşamını daha güvencesiz hale getiriyor” dedi. ABD’nin Afganistan, Irak ve Libya müdahalelerinde de “kadın hakları” söyleminin kullanıldığını hatırlatan Yalçın, sonuçta kadınların daha ağır koşullarla karşı karşıya kaldığını söyledi.

Yalçın, NATO’nun etkisinin yalnızca savaş bölgeleriyle sınırlı olmadığını vurgulayarak Türkiye’de artan askeri harcamaların sosyal politikaları daralttığını belirtti. Eğitim, sağlık ve bakım hizmetlerindeki yükün kadınların omzuna bırakıldığını ifade etti. Militarizmin aynı zamanda erkek egemen güç ilişkilerini yeniden ürettiğini söyleyen Yalçın, kadınların yalnızca savaşta değil “barış” dönemlerinde de sistematik olarak sömürüldüğünü dile getirdi. Yalçın, “Bu bağlamda son yıllarda ortaya çıkan Epstein belgeleri; küresel ölçekte siyaset, sermaye ve istihbarat ağları içinde kadınların ve çocukların nasıl sistematik biçimde istismar edildiğini gözler önüne sermiştir. Bu belgeler, kadınların yalnızca savaş alanlarında değil; ‘barış’ dönemlerinde de iktidar ilişkileri içinde nasıl nesneleştirildiğini ve bu yapıların nasıl korunduğunu açık biçimde gösteriyor. Emperyalist güç ilişkileri, yalnızca ülkeleri değil; kadınların bedenini ve yaşamını da denetim altına alan kapalı ve hesap vermeyen ağlar üretmektedir. Bölgedeki savaş politikalarının doğrudan aktörleri ve temsilcileri, bu güç ilişkilerinin taşıyıcılarıdır. Bu nedenle ABD’nin bölgedeki temsilcisi ve savaş politikalarının yürütücülerinden biri olan, aynı zamanda Epstein belgelerinde adı defalarca geçen Tom Barrack’ın Türkiye’de bulunması kabul edilemez. Bu tür aktörler yalnızca diplomatik temsilci değil; emperyalist müdahalelerin ve bölgesel yeniden yapılandırma projelerinin parçasıdır. Bu durum ülkemiz açısından kabul edilemez olup Tom Barrack derhal sınır dışı edilmelidir” dedi.

NATO’nun “kadın, barış ve güvenlik” politikasını da değerlendiren Yalçın, bu yaklaşımın savaşları ortadan kaldırmayı değil, yönetmeyi hedeflediğini söyledi. “Kadınlar barışın öznesi değil, müdahalelerin gerekçesi haline getiriliyor” dedi. Yalçın, “Bu zirve iptal edilmelidir; başta Trump olmak üzere savaş çıkaran ve destekleyen hiçbir emperyalist güç ve aktör ülkemizde boy gösterememelidir” dedi.

‘Savaş kadınlara yoksulluk ve güvencesiz çalışma dayatıyor’

TÖP İstanbul İl Sözcüsü Nilay Kuş, “NATO kurulduğu 1949 yılında her ne kadar üye ülkelerin özgürlüğünü ve güvenliğini sağlamak amacını taşıdığı açıklansa da bu durum her zaman ve istisnasız olarak halklar açısından savaş, ölüm, göç, ekonomik kriz ve emperyalist tahakküm anlamına gelmiştir” dedi.

NATO’nun özgürlük ve güvenlik bahanesi ile saldırıda bulunduğu her ülkenin yıkım ile karşı karşıya kaldığını hatırlatan Kuş, “Emperyalist vahşet NATO eliyle yıllardır kendi çıkarları doğrultusunda terör estiriyor; ancak güncel olarak hemen yanı başımızda olan Gazze’ye, Suriye’ye baktığımızda dahi en başta kadınlar ve çocukların bu çatışma ortamında nasıl korkunç ve insanlık dışı bir vahşet ile karşı karşıya kaldıklarını görebiliriz” dedi. Kuş, NATO’nun başını çeken ABD Başkanı Trump’ın kadın ve LGBTİ düşmanı söylemlerinin herkes tarafından bilindiğini ve bu yapının apaçık kadın düşmanı olduğunu vurguladı.

“Savaşın bir ganimeti olarak görülen kadınlar tecavüze ve cinsel şiddete uğrarken diğer yandan savaşın getirdiği yıkım nedeniyle sağlık kuruluşları, insan hakları dernekleri gibi merkezlere erişimleri de kesiliyor” diyen Kuş, savaşın aynı zamanda kadınlar açısından ekonomik çöküşlere sebep olduğunu vurguladı.

Yaşam koşulları değişen ve kötüleşen kadınların, emeğinin karşılığını alamadığı, güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kaldığını ifade eden Kuş, “Son olarak savaşın kadınlar üzerindeki psikolojik etkilerinden bahsetmemiz gerekiyor. Yoğun bombardıman altında kalan, yakınlarını kaybeden, yalnızlaşan, işsiz kalan ve kişisel-özel alanının olmadığı tamamen güvensiz bir yaşama sürüklenen kadınların depresyon, travma sonrası stres gibi birçok psikolojik etki ile de mücadele ettiği bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor” dedi.

Türkiye’de yaşayan kadınların NATO’ya karşı kadın özgürlük mücadelesini örgütlemesi ve büyütmesi gerektiğini vurgulayan Kuş, “Kadınların sigortasız, güvencesiz çalıştırarak, parça başı işlere yönlendirerek daha da ucuz iş gücü haline getirmeyi ve böylece kamusal alandan uzaklaştırarak eve hapsetmeyi hedefleyen aile yılı projesi başta olmak üzere; kadınların mücadelesinin bir kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme, kadına yönelik şiddetin cezasız bırakılması gibi birçok kadın düşmanı politikanın devrede olduğu bir ülkede eşit ve özgür ve barış içinde bir yaşam mücadelesi her zamankinden çok önem taşıyor” dedi.

Fotoğraf:Ekmek ve Gül


Editörden