ODTÜ'lü kadınlar: ABD ile gelecek bir özgürlük ancak Pirus zaferi olabilir
Emperyalist savaşın 'özgürlük' ve 'demokrasi' iddiasıyla meşrulaştırıldığı bir dönemde, ODTÜ’lü kadınlarla savaşın etkilerini tartışıyoruz.

Ortadoğu’da tırmanan her çatışma, kadınları daha derin bir şiddet ve yoksulluk sarmalına hapsediyor. İran’daki gerilimden bölgedeki ABD-İsrail saldırganlığına kadar her hamle, kadınların özgürlük taleplerini kendi çıkarları için araçsallaştırıyor. Emperyalist savaşın “özgürlük” ve “demokrasi” iddiasıyla meşrulaştırıldığı bir dönemde, ODTÜ’lü kadınlarla savaşın etkilerini tartışıyoruz.
İlk olarak, Mimarlık Fakültesinden bir kadınla konuşuyoruz. İran’da yaşananları bir güvenlik meselesi olarak değerlendirmenin yanıltıcı olacağını, güvenlik söyleminin ABD tarafından yıllardır politik ve jeopolitik müdahaleleri meşrulaştırmak için kullanıldığını ifade ediyor ve ekliyor: “Asıl motivasyonları İran üzerinde bölgesel nüfuz sağlamak ve kendi ideolojik ve ekonomik çıkarlarını korumak.” İktisat Bölümünden bir kadın ise, savaşların emperyalist müdahalelerin bir sonucu olduğunu vurgulayarak ve “Kriz, özünde bölgedeki kapitalist birikim modelleri ve bölgesel hegemonyayla ilgili” diyerek meselenin sınıfsal ve sistemsel boyutuna dikkat çekiyor.
Mimarlık öğrencisi bir kadın ise emperyalist güçlerin kadınların asıl ihtiyaçlarını ve mücadelelerini görmezden gelerek, yalnız kendi çıkarları için savaştığını, asıl özgürlüğün dış müdahalelerle değil; direnişin sesini güçlendirerek mümkün olacağını söylüyor. Özgürlüğün kadınların taleplerinin görünür kılınarak geleceğini söylüyor. Savaşın toplumsal yıkımının cinsiyetçi doğasına da değinen arkadaşımız süreci şöyle özetliyor: “Bu süreçte kadınların üreme sağlığı hizmetlerine ulaşım azalır, cinsel şiddet riski artar, bakım yükü kadınların omzuna biner ve ekonomik bağımsızlıkları ciddi şekilde kısıtlanır. Özellikle, yerinden edilme ve mültecilik süreçlerinde, kadınlar en dezavantajlı grup olurlar.”
Özgürlük vaadiyle daha çok zincir
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi yüksek lisans öğrencisi bir kadınla tartışmamız Şah-Molla ikilemi etrafında şekilleniyor. “Kapitalist düzenin sömürü ağları yetmezmiş gibi dini otoritenin de her alanda var olduğu bir sistemden çıkış yolu arıyor kadınlar. Amerika ise bu arayışın bittabi farkında, laik ve özgür bir hayat vaadiyle özellikle kadınları yanına çekmeye çalışıyor” diyor. “Ancak Amerika’nın Ortadoğu’daki sömürgeci geçmişini de göz önüne alarak bir politik bilinç geliştirmeli ve asıl amacın farkında olunmalı.” 
İktisat öğrencisi kadın, Afganistan örneğini vererek ABD müdahalesinin barış veya özgürlük getirmediğini hatırlatıyor: “Ki zaten ancak o toplumun iç dinamikleri ve mücadelesiyle mümkündür kurtuluş. ‘Kurtarılmak’ diye bir şey yok. Emperyal güçlerin “üçüncü dünya ülkesi” olarak gördükleri yerlerdeki kadınların dertlerinin veya özgürlüklerinin umurunda da olduğunu düşünmüyorum. Fakat her zaman için bir kılıfa ihtiyaçları var.”  
İranlı bir kadın öğrenciyle konuştuğumuzda ise, 47 yıldır İranlı kadınların özgürlüklerinden mahrum kaldığını, fakat bugün vaadedilen özgürlüğün de irdelenmesi gerektiğini söylüyor ve ABD eliyle gelecek özgürlüğün ancak bir Pirus zaferi olarak nitelenebileceğini belirtiyor. Ardından ABD’nin İran’daki hastanelere yaptığı saldırıların bahsini açıp ekliyor: “Ardı ardına altyapılarımıza saldırarak özgürleşme ihtimalimizi elimizden alıyorlar.” 
Kadınların savaş karşıtı mücadeledeki rolünü nasıl değerlendirdiğini sorduğumuzda ise İranlı arkadaşımız soruyu şöyle yanıtlıyor: “Yansıtılanın aksine, İranlı kadınlar kendi çabalarıyla günden güne özgürlüklerini kazanmışlardı. Bu kazanılmış özgürlük; dengesiz ekonomi, muhafazakar normlar ve uzun zamandır kadınları baskılamakta olan İslam Cumhuriyeti’nin gölgesi nedeniyle halihazırda kırılgandı. Bir kadının bağımsızlığının ilk adımı ekonomik özgürlüğüdür. Şimdiyse, altyapıları çökertilmiş bir ülkede bir kadın nasıl ekonomik özgürlüğünü kazanabilir? Kazanamaz. İnsanlara isteklerini, ihtiyaçlarını ve kazanımlarını unutturarak yalnızca kayıplarımızı nasıl en aza indiririz düşüncesine itiyorlar. Bu savaş, kadınlar ve özgürlük uğruna başlatılan bir ayaklanmanın yıkıntıları üzerine kurulu. Ve kurtuluşu azınlıkların da azınlığı olan kadınlardan başka kim temsil edebilir ki?” 
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
ABD’nin ‘Özgürleştirme Savaşları’nın bedelini en ağır ödeyenler kadınlar

"Hayatımı kaçarak, hayatta kalmaya çalışarak ve yalanlarla meşrulaştırılan savaşlara tanık olarak geçirdim. İran’da ise bir yenisini daha izliyoruz."

İran Komünist Partisi MLM Merkez Yönetim Üyesi Somaye Kargar: Savaşa tarafsız kalma lüksümüz yok

Somaye Kargar,“Emperyalist rekabet ve gerici- kapita-list bir rejimin beka savaşının bedelini şu an İran halkı ve bölgedeki tüm emekçi halklar ödüyor” diyor.

ABD-İsrail’in insanlık suçu: Çocuklar ve hamile kadınlar ağır şartlarda

ABD-İsrail, önceki gün Tahran’a en ağır saldırısını gerçekleştirdi. Enerji ve su arıtma tesisleri, hastaneler, organize sanayi bölgeleri, kültürel miraslar, sivil yerleşim bölgeleri yerle bir edildi.


Editörden