İktidarın orta vadeli programı (OVP) ve “aile 10 yılı” politikaları, düşük ücretli ve esnek çalışmayı teşvik etmeyi; bakım hizmetlerini kamusal bir hak olmaktan çıkarıp hanelere taşımayı temel alıyor. Kamusal, ücretsiz ve erişilebilir kreşlerin sınırlandırılması, bu politikanın sahadaki en somut göstergesi.
İzmir örneği tekil bir örnek değil
İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZELMAN A.Ş. tarafından işletilen kreşlere yönelik gönderilen “kapatma ve yeni açmama” talimatı, son dönemde bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediyesine de benzer talimatların gönderilmiş olması, uygulamanın yaygın bir yön taşıdığını gösteriyor. Bu tür adımlar çoğu zaman iktidarın muhalefet belediyelerine yönelik bir hamlesi olarak değerlendiriliyor. Belediyelerin sosyal hizmetler üzerinden destek kazanmasının önüne geçmek ve bu hizmetleri tartışmalı hale getirmek bu yorumların temelini oluşturuyor. Ancak mesele burayla sınırlı değil. Kreşlere yönelik bu müdahaleler, OVP ve aynı zamanda aile on yılı politikalarıyla uyumlu daha geniş bir yönelimin parçası.
Veriler ne söylüyor?
Resmi veriler, okul öncesi eğitimin yaygınlaşmadığını, aksine gerilediğini gösteriyor. Milli Eğitim Bakanlığının 2023-2024 eğitim öğretim yılı örgün öğretim istatistiklerine göre, Bakanlığa bağlı anaokulu sayısı 6 bin 300. Bunların 4 bin 253’ü ise özel statüde. 2023-2024 eğitim yılında okul öncesi eğitimde yaklaşık 1 milyon 954 bin çocuk bulunurken, 2024-2025 yılında bu sayı 1 milyon 741 bine düştü. Yani yaklaşık 213 bin çocuk sistem dışına çıktı. Devlet anaokullarındaki öğrenci sayısı ise yüzde 38.9 azalmış durumda. Bu düşüş, çocukların okul öncesi eğitime erişiminde ciddi sorunlar yaşandığını ortaya koyuyor. Türkiye’de toplam 17 bin 640 okul öncesi eğitim kurumu var ve özel kurumların payı her geçen gün artıyor. Yani okul öncesi eğitimde hem öğrenci sayısı hem kamusal kapasite geriliyor.
Kamusal erken çocukluk hizmetleri sınırlı: Binlerce çocuk için belediye kreşleri önemli bir seçenek oluştururken özel kreş ücretleri 25–50 bin lira bandında. 2025 yılı işsizlik istatistiklerine göre geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 38,3 ile alarm verirken, genç kadınlarda bu oran yüzde 46,9'a kadar çıkıyor. Bu tablo, kamusal hizmetlerin genişletilmesi yerine sınırlanmasının kadın işsizliğine etkisini görünür kılıyor.
Hayattaki karşılığı: ‘Çalışsam da yetmiyor’
Bu politikaların yansımaları ise kadınların sözlerinde görülüyor. Mesleği güvenlik görevlisi olan işsiz bir kadın, “Aslında çalışmak istiyorum, zorunluyum da; ama küçük çocuğum var ve kreşe göndermek gerekiyor. Bulduğum işlerde ücret çok düşük, çalışma saatleri düzensiz. Özel kreşler en düşük 25-30 bin lira” diyor ve ekliyor: “Biz ücretsiz kreşler isterken, kamu kreşlerinin artırılmasını beklerken, var olanları da kapatıyorlar. Bu tam olarak ‘otur oturduğun yerde çocuğu bak’ demek.” Başka bir işsiz kadın ise, “Çocuğumu kreşe göndermek istedim çalışabilmek için ama özel kreşler çok pahalı. Belediye kreşine yazdırmak istedim ama kapasite dolu olduğu için yazdıramadım” diyor.
Kadınların bu ifadesi, OVP’de öne çıkan düşük ücret–esnek çalışma hattı ile bakım yükünün kadınlara bırakılması arasındaki bağı gösteriyor.
Kadınlar ne diyor?
Kadınlar kreşlerin yalnızca çocuk bakım alanı olmadığını, aynı zamanda kadınların toplumsal yaşama katılımının temel koşulu olduğunu vurguluyor.
Berrin öğretmen, erken çocukluk döneminin telafisi olmayan bir dönem olduğunu belirterek, “Kreşler çocuğun sosyalleştiği, kendini ifade ettiği ilk kamusal mekanlardır. Aynı zamanda kadınlar için hayati bir destektir. Bakım imkanı olmadığında yük yine kadınların omzuna kalıyor ve çoğu zaman iş hayatından çekilmek zorunda kalıyorlar. Bu durum yapısal eşitsizlikleri de derinleştiriyor” diyor.
İşçi emeklisi Songül ise aynı zamanda büyüklerinin bakımıyla ilgileniyor ve yaşananları şöyle yorumluyor: “Tarikat cemaat yurtlarına çoçuklarımızı mecbur edip itaatkar, sorgulamayan yeni nesil köle işçi yetiştirmek istiyorlar. Hükümetin aile adı altında sürdürdüğü gerici politikalar zaten biliniyor, şimdi de açıkça, adım adım ilerleyerek yerine getiriyorlar. Bu talimatlar da bunun bir parçası.” Büro işçisi Mehtap ise, “Karşımızda kadın ve çocuk düşmanı bir iktidar var bunu bariz belli ediyorlar zaten. Geçim sıkıntısı, bakım yükü derken kadınlar daha fazla eve mahkum edilecek. Bu politikalar kadınları kamusal hayattan uzaklaştırıyor” diyor.
İzmir’de gündeme gelen kreş tartışması, tek başına bir belediye yetkili olup olmadığı ya da iktidarın öç meselesi değil. Kamusal bakım hizmetlerinin daraltıldığı; kadınların ise düşük ücretli, güvencesiz çalışma ile ev içi bakım arasında sıkıştırıldığı çok yönlü bir politikanın parçası. Bu nedenle kreşlere yönelik her müdahaleyi iktidarının ekonomi politikalarıyla bağını kurarak ele almak gerekiyor. Çünkü kadınların çalışma hakkı, çocukların kamusal eğitim hakkı ile toplumsal eşitlik ve yoksulluğa karşı mücadele ile doğrudan ilintili.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
8 Mart'a giderken bir sağlık emekçisi anlatıyor: '7/24 kreş istiyoruz'
'Birlikte çalıştığımız birçok sağlık emekçisi arkadaşımız mutsuz, tükenmiş durumda. Bu durum domino etkisi ile tüm çalışanları etkiliyor.'
İBB kreşleri üzerinden yürüyen tartışma kamusal hizmeti hedef alıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) ait "Yuvam İstanbul" kreşinde bir çocuğa şiddet uygulandığı iddiaları üzerine İBB’ye ait tüm kreşler iktidar medyası eliyle hedefe kondu.
8 Mart’ın en önemli taleplerinden: Kreş hakkı
‘İş yerlerinde kreş, yasalarla güvence altına alınan bir hak. Ancak, bir anda kazanılmadı. Geçmişten bugüne, kadınların çalışmak ve çocukların bakımı için verdiği mücadele ile bugünlere geldik.’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























