İBB kreşleri üzerinden yürüyen tartışma kamusal hizmeti hedef alıyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) ait "Yuvam İstanbul" kreşinde bir çocuğa şiddet uygulandığı iddiaları üzerine İBB’ye ait tüm kreşler iktidar medyası eliyle hedefe kondu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) ait "Yuvam İstanbul" kreşinde bir çocuğa şiddet uygulandığı iddiaları üzerine İBB’ye ait tüm kreşler iktidar medyası eliyle hedefe kondu. İBB’ye bağlı 127 kreşin kapatılmasının iktidar sözcüleri ve basını tarafından sürekli gündeme getirilmesi, meseleyi çocukların güvenliğinden çok kamusal bir hizmeti tartışmaya açan bir noktaya taşıyor. Oysa sayısı ve kapasitesi zaten yetersiz olan bu tam gün kreşler, 12 bin çocuğa bakım sağlıyor; özellikle kadınların istihdama katılımı açısından vazgeçilmez bir işlev görüyor. Görüştüğümüz veliler ve öğretmenler tüm kreşleri hedefe koymanın siyasi bir hamle olduğunu ve kadınlar için ağır sonuçları olacağını vurguluyorlar.

‘Kreşlerin kapatılması amacı da komşu annelik sistemi de korkunç’

Çocuğunu Güzelyalı’daki Yuvam İstanbul kreşine gönderen bir veli, İBB kreşlerinin kapatılmasının yeniden gündeme gelmesinden rahatsız olduğunu söylüyor. Veli, kreşlerin yalnızca bir bakım hizmeti değil, çocuklar ve aileler için güvenli ve nitelikli bir kamusal hizmet olduğunu belirtiyor. “Ülkede geçim çok zor. Neredeyse yok parasına yolluyoruz çocuklarımızı ve iyi bir eğitim alıyorlar. Öğretmenlerimiz çok iyi, çok ilgili, çok alakadar oluyorlar her bir çocukla. Ayrıca beslenmelerine, alerjilerine falan dikkat ediyorlar. Ben çok memnunum ama isterim ki ülkedeki herkes bundan faydalansın” diyen veli, kreşin bir lüks değil; hem kadınlar hem çocuklar için bir gereklilik olduğunu ifade ediyor.

Kreşlerin yaygınlaştırılması gerekirken hedefe konulmasını “korkunç” olarak nitelendiren veli, alternatif olarak sunulan komşu annelik gibi modellerin çocuk güvenliği açısından ciddi riskler barındırdığını vurguluyor. “Bir çocuğun eğitimi okulda olmalı. Öğretmene duyduğum güveni komşuya duyamam” diyen veli, kamusal bir eğitim ortamının yerini hiçbir güvencesiz çözümün tutamayacağını ifade ediyor. Kreşte pedagogların çocuğun bir alışkanlığında velileri çağırdığını ve velilerin nasıl davranmaları, yaklaşmaları gerektiğini konuştuklarını belirten veli, “Komşu sisteminde bu olamaz. Bunu eğitimini almış biri de vermeyecek zaten. Örneğin ben İBB kreşine yolluyorum. İBB'de her gün üç çeşit, dört çeşit yemek çıkıyor ve çocuğum artık birçok yemeği yiyor. Şimdi ben çocuğumu komşu annelik sistemine versem belki bir makarna yapıp koyacak önüne geçiştirecek ama benim çocuğum kreşinde sağlıklı yiyor” diyor. 

Komşu annelik sistemi getirilmesine de kreşlerin kapatılmasına da herkesin karşı durması gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Komşu anneliği gündeme getireceklerine bu kreşleri her mahallede çoğaltmaları gerekiyor. Olanın da sayısı yetersiz.” Yoksullaşmanın arttığı, kira, tüketim malzemelerinin çok zamlandığı bu dönemde birçok kadının çalıştığını belirten veli, “Kuzenim çocuğunu özel kreşe yollamak zorunda kaldı ve kreş yarım gün. Bu yüzden çok zorlanıyor. Kazandığı paranın yarısı da oraya gidiyor” diye örnek veriyor. Kreşlerin kapatılmasının, hem çocukların gelişimi hem de ailelerin yaşam koşulları açısından geri dönülmesi zor sonuçlar doğuracağını belirtiyor; tam tersine kadınların kreş talebinin üzerine gidip çoğaltılması için çabalaması gerektiğini söylüyor.

Öğretmenler süreci siyasi bir hamle olarak görüyor

Kadıköy Belediyesine bağlı bir kreşte görev yapan bir öğretmen ise İBB kreşlerine yönelik tartışmaların öğretmenler arasında nasıl konuşulduğunu, meselenin çocukların güvenliğinden çok siyasi bir müdahale olarak görüldüğünü söylüyor. Öğretmene göre kreşlerin kapatılmasının yeniden gündeme gelmesi yeni değil; “Ben ilk geldiğim dönemde de bu yuvaların kapatılması çok konuşuluyordu” diyor. Kreş çalışanları açısından meselenin bir iş güvencesi tartışması olarak görülmediğini belirten öğretmen, “İş kaygısından ziyade sadece bu işin tek başına siyasi olduğunu düşünüyor çoğu” ifadelerini kullanıyor.

Ataşehir, Pendik gibi ilçelerde yaşayan pek çok kişinin İBB kreşlerinden faydalandığını belirten öğretmen, “Bu kapanırsa millet ayağa kalkar, çalışan kadınları geçtim, evde oturan bile rahat ediyor kreşte” diyerek diğer öğretmenlerin de tartıştığını, bu hizmetin gündelik yaşamda çok karşılık bulduğunu anlatıyor. “Kreşler özellikle kadınlar için ciddi bir yaraya merhem oluyor, bu nedenle kapatılmasının kolay olmadığını düşünenlerin sayısı fazla” diye ekliyor.

Öğretmen, İBB kreşlerinin özellikle kadınlar için yarattığı etkiye de dikkat çekiyor. “Kadınlar çok ihtiyaç duyuyorlar ve ciddi bir yaraya merhem oldu bu süreçte, AKP’li kadınlar dahil” diyen öğretmen, kreşlerin geniş bir toplumsal kesim tarafından benimsendiğini aktarıyor. Bu nedenle atılan adımların doğrudan bir kapatma iradesinden çok, hizmeti itibarsızlaştırmaya dönük olduğunu düşünenlerin fazla olduğunu söylüyor.
Öğretmenin etrafındaki öğretmenlerle tartışmasına göre de hakim olan görüş, yürütülen tartışmaların ilerisi için zemin yoklaması olduğu yönünde. Kreşlerin hedefe konulmasının çocuklar üzerinden yürütülen bir güvenlik tartışmasından ziyade, kamusal bir hizmete dönük siyasi bir müdahale olarak değerlendirildiğini söylüyor.

Yeni değil…

2024 yılında da İBB kreşleri benzer biçimde hedefe konulmuş, mevzuat ve yetki tartışmaları üzerinden kapatılabilecekleri yönünde haberler medyada geniş yer bulmuştu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 18 Kasım’da kreşi olan belediyeler için uyarı yazısı göndermişti. Bakanlığın valiliklere gönderdiği yazıda, belediyelere bağlı kreş adı altında açılan yerlerde okul öncesi eğitim kurumlarının programında yer alan etkinliklerin ve eğitim öğretim faaliyeti yapıldığının tespit edildiği belirtilerek, valiliklerden belediyelerin izinsiz eğitim öğretim faaliyetleri konusunda uyarılması ve yeni yerlerin açılmasının önüne geçilmesini istemişti. 2025 yılında da İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kent genelinde İBB tarafından açılan kreşler nedeniyle hakkında soruşturma açıldığını duyurmuştu.

Anaokullarının çoğu özel, 3-5 yaşta okullaşma oranı düşüyor

TÜİK 2024 verilerine göre 0-4 yaş arası çocuk sayısı 5 milyon 82 bin 386. MEB’in 2024-2025 dönemine ilişkin istatistiklerine göre okul öncesi eğitimde 3-5 yaş arası okullaşma oranı yüzde 49,63. Bu oran 2023-2024 eğitim yılında yüzde 53,64 idi. 2022-2023 yılında ise yüzde 52’ydi. Türkiye’de 2024-2025 eğitim yılı istatistiğine göre toplam 63 bin 318 anaokulu var. Bunların 30 bin 692’si Bakanlığa aitken (resmi), 32 bin 626’sı özel anaokulları. Kamu anaokullarında 57-68 aylık çocukların kaydı yapılırken özel anaokullarında iki yaştan itibaren kayıt yapılabiliyor. Bir önceki eğitim yılına göre anaokulu sayısı artmasına rağmen okullaşma oranının azalması; artan fiyatlar, artan geçim sıkıntısı ve yoksullaşmanın okullaşmaya etkisini gösteriyor.

İstanbul’daki 11 bin 800 anaokulundan 8 bin 210’u özel, yani neredeyse yüzde 70’i özel. Sadece 3 bin 590 anaokulu kamuya ait. 2024-2025 eğitim yılı istatistiklerine göre anaokulu öğrencisi olan 137 bin 630 öğrencinin 65 bin 497’si kamu okullarına giderken 72 bin 133 öğrenci özel anaokullarına gidiyor. 

İstanbul’da toplam 34 ilçede İBB’ye bağlı toplam 12 bin 696 kapasiteye sahip 127 kreş var. İBB’ye bağlı kreşler hafta içi 07.30 ile 17.00 arasında hizmet veriyor. Çalışma saatlerine ek olarak 19.00’a kadar şubelerinde hizmet verebiliyor. Ancak 19.00’a kadar yararlanmak isteyenler yüzde 25 daha fazla fiyat ödüyorlar. İki ay üst üste ücret ödenmediği durumda ise kayıt durumu yeniden değerlendiriliyor. Fiyatı ise 2025 yılı haziran ayında yapılan zamla yeni öğrenim yılı için aylık 5 bin liraya çıktı.

Ne olmuştu?

Eyüpsultan’daki İBB’ye bağlı Yuvamız İstanbul kreşinde bir çocuğa yönelik şiddet ve cinsel istismar iddiaları üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan dört kişiden biri “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlamasıyla tutuklanırken, üç kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. İstanbul Valiliği de İBB kreşlerine ilişkin denetime başladığını açıkladı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, İBB’ye bağlı bu merkezlerin Milli Eğitim Bakanlığı ya da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı denetiminden kaçmak için farklı isimlerle açıldığını savundu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın “denetimsiz” olduğu yönündeki açıklamalarına karşılık, Yuvamız İstanbul merkezlerinin hukuki niteliği ve denetim süreçleri resmi belgelerle ortaya konmuş durumda. “Ruhsatsız” oldukları yönündeki iddialar üzerine merkezlerde daha önce İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından kapsamlı bir inceleme yapıldı. İnceleme, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın imzasıyla 22 Nisan 2025’te karara bağlandı. Bu kararda, Yuvamız İstanbul merkezlerinin okul öncesi eğitim kurumu değil, belediyelerin sosyal hizmet sunma yetkisi kapsamında faaliyet gösteren merkezler olduğu tescillendi; yürütülen faaliyetlerin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmediği belirtilerek soruşturma iznine gerek görülmediği kayda geçti.

Halktv.com.tr’nin haberine göre merkezlerin kuruluşlarından itibaren Mülkiye Müfettişleri, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü uzmanları tarafından düzenli olarak denetlendiği; yapılan saha denetimlerinde fiziki koşulların, personel yapısının ve idari süreçlerin incelendiği, bugüne kadar mevzuata aykırı bir bulgunun resmi raporlara yansımadığı bilgisi yer aldı. Merkezlerdeki çocuklara ait e-okul kayıtlarının da düzenli biçimde tutulduğu belirtildi.

İBB tartışmalara dair yaptığı açıklamada olayın ailenin beyanıyla değil, görevli öğretmenin çocuğu giydirirken fark ettiği morlukla ortaya çıktığını söyledi. İBB Teftiş Kurulunun iç soruşturma başlattığı ve ilgili öğretmenin soruşturma süresince görevden uzaklaştırıldığı belirtildi. Merkezdeki tüm katların kameralarla izlendiği, kayıtların emniyete teslim edildiği ve çocukların üstün yararı gözetilerek sürecin şeffaf biçimde yürütüldüğü ifade edildi.

İstismarı önleyici mekanizmalar yıllar içinde kayboldu

Bir yandan belediyeye ait kamusal kreş hizmetlerinin tümü hedefe konulurken, diğer yandan çocuk istismarını önlemeye yönelik mekanizmaların uzun süredir sistemli biçimde aşındırıldığı görülüyor. Son yirmi yılda atılan adımlar, değiştirilen yasalar çocukları koruyan yapıları güçlendirmekten çok, istismarı normalleştiren ve cezasızlığı büyüten bir tablo yaratıyor.

Yıl yıl bakıldığında istismarın önünü açan politikaların bazıları şöyle sıralanabilir:

2006: Kamu davasının açılması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve uzlaşma müesseselerinde çocuğa özgü düzenlemeler yürürlükten kaldırılarak genel hükümlerin uygulanması esası benimsendi.
2009: Ortaöğrenimde nişanlanma serbest bırakıldı.
2012: 4+4+4 eğitim sistemine geçildi.
2012: Sosyal çalışma görevlisi olarak atanabilecek meslekler listesine çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici ekonomisi bölümü mezunları da eklendi.
2013: Cemaatlere öğrenci yurdu, pansiyon açma yolu açıldı.
2013: Sıbyan mektepleri özellikle de yoksul semt ve mahallelerde 2013’ten itibaren bir anda çoğaldı. Hiçbir kurum tarafından denetlenmeyen bu sıbyan mekteplerine sadece dini gerekçelerle çocukların gönderilmediği, yoksullaşmadan kaynaklı da ailelerin çocuklarını buralara bırakmak zorunda kaldığı, çocukların o evlerde neler yaşadığı haberlere yansıdı.
2013: Ortaöğretimde evlenmenin yolu açıldı.
2015: Anayasa Mahkemesi resmi nikahsız dini nikaha cezayı iptal etti
2015: Kasım 2015’te Anayasa Mahkemesi yine bir yasa iptaliyle “Çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşının 15’ten 12’ye indirilmesi”nin önünü açtı. 
2016: Yeni doğan çocuklar için bile çeyiz hesabı açın, dendi.
2016: TBMM “Boşanma Komisyonu” raporu yayınlandı, cinsel istismarın evlilikle affı önerildi. Tepkiler üzerine geri çekildi.
2016: Anayasa Mahkemesi çocuk istismarına 15 yaş kriteri getirdi.
2017: Rehber öğretmenlik görev tanımı değiştirildi, rehber öğretmenler koruyucu, önleyici, iyileştirici ruh sağlığı hizmeti sunamaz şekilde angarya işe boğuldu.
2017: Müftülere dini nikah kıyma yetkisi verildi, çocuğun nüfusa kaydına sözlü beyan yeterli hale getirildi.
2021: Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Yönetmeliği ile mahkemeler nezdinde uzman görevlendirmesi de sona erdi.
2021: Cinsel istismar gibi suçlardan tutuklanabilmek için görüntü benzeri somut kanıtın zorunlu hale getirilmesini de içeren 4. Yargı Paketi, tüm itirazlara rağmen Adalet Komisyonunda kabul edildi.
2021: Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilindi. Çocukların Cinsel İstismara ve Cinsel Tacize Karşı Korunması Sözleşmesi olan Lanzarote Sözleşmesi de hedefe kondu.
2025: Üniversitelerinde "6 yaşındaki çocuklar evlendirilebilir" diyen Nureddin Yıldız'ın etkinlikte konuşmacı olmasına karşı çıkan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri  polis tarafından darbedildi, 97 öğrenci gözaltına alındı.

Cezasızlık istatistiklere yansıyor

Adalet istatistikleri de cinsel istismar dosyalarının cezasızlıkla kapatıldığını ve uzun süre sürüncemede bırakıldığını gösteriyor. 2024 yılında savcılıklarda sonuçlandırılan 39 bin 55 "çocukların cinsel istismarı" dosyasının 13 bin 862'sinde 16 bin 882 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. 13 bin 628 dosyada 15 bin 175 şüpheli hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kamu davası açıldı. Yani dosyaların yüzde 35'i mahkemeye bile sevk edilmeden "kovuşturmaya yer yoktur" kararı ile savcılık tarafından kapatıldı. 2024 yılında "Çocukların cinsel istismarı" suçundan açılan 15 bin 227 dosyada yargılanan 16 bin 790 sanığın; sadece 7 bin 310'u mahkumiyet aldı, 7 bin 109'u beraat etti; 393'ü ise hükmün açıklanmasının geri bırakılarak serbest bırakıldı. 2024 yılında savcılıklarda sonuçlandırılan 25 bin "reşit olmayanla cinsel ilişki" dosyasının yüzde 82'si kovuşturmaya yer yok denerek mahkemeye bile taşınmadan kapatıldı, açılan dosyaların sadece yüzde 3,6'sı iddianamesi hazırlanarak mahkemeye sevkedildi. 2024 yılında "Reşit olmayanla cinsel ilişki" suçundan açılan 2 bin 29 dosyada yargılanan 2 bin 261 sanığın; sadece 675'i mahkumiyet aldı. 2024 yılında ceza mahkemelerinde, çocukların cinsel istismarı (TCK 103) suçuna ilişkin davaların ortalama görülme süresi 292 gün oldu.

Çocuk istismarını daima gündemde tutmak, sorunu doğru tarif etmek, anlamak ve anlatmak gerekiyor. Sorunun ortadan kalkması için hukuki, sosyal ve politik yönleriyle bütüncül bir mücadele yürütülmeli ve başta bu sorunu en yakıcı şekilde yaşayan emekçiler olmak üzere istismara karşı mücadele tüm topluma yayılmalı. Dergimizin Ocak 2023 sayısında çocuk istismarını bu denli arttıranın ne olduğunu, çocuk istismarıyla nasıl mücadele edeceğimizi tartışmıştık.
Broşürü indirmek için tıklayın...  
İlgili haberler
Neriman Hikmet’in kaleminden ilk fabrika kreşi

Ekmek ve Gül'de, 1944’te Tanin gazetesinde yayımlanan Neriman Hikmet’in Cibali Tütün Fabrikası çocuk yuvasına dair yazısını yeniden gün yüzüne çıkarıyoruz.

Çaresizlik aileleri sübyan mektebine mecbur bırakıyor

Leyla, Nilgün, Sevgi çocuklarını bütün endişelerine rağmen sübyan mektebine göndermek zorunda kalan binlerce kadından sadece 3'ü.

Kadınlar yarı zamanlı çalışma ‘müjde’sini nasıl karşıladı: ‘Devlet kreş yapacağına bizimle dalga geçiyor’

Kamuda esnek çalışmanın önünü açan düzenlemeye karşı kamu emekçisi kadınlar her bir ağızdan soruyor: 'Bunun neresi müjde, biz anlamadık.'


Editörden