İzmir Yeni Parti Milletvekili Gökçe Gökçen: Şiddeti önlemek siyasi bir tercih meselesi
ODTÜ’deki cinsel saldırı vakası, kadına yönelik şiddette koruyucu mekanizmaların işleyişini yeniden gündeme getirdi. Gökçe Gökçen, 'Sistem faili uzaklaştırmak yerine faille empati yapıyor' dedi.

Türkiye’de yılın ilk yedi ayında 176 kadın öldürüldü, 174 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. TÜİK’in 2024 yılındaki araştırması ise, kadınların yüzde 28,2’sinin psikolojik, yüzde 18,3’ünün ekonomik, yüzde 12,8’inin fiziksel şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Kadına yönelik şiddetin bu denli yaygın olduğu bir tabloda, şiddeti önlemekle yükümlü kurumların nasıl çalıştığı ve neden çoğu zaman kadınları koruyamadığı sorusu önemini koruyor.
Yakın zamanda Orta Doğu Teknik Üniversitesinde gündeme gelen cinsel saldırı iddiaları da bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi. İzmir Yeni Parti Milletvekili ve avukat Gökçe Gökçen, bir ODTÜ öğrencisi hakkındaki cinsel saldırı iddiasıyla yürütülen yargılama sürecini Meclis gündemine taşıdı. Gökçen, Meclise verdiği soru önergesinde DNA bulguları beklenmeden sanık hakkında tahliye kararı verilmesini ve yargılama sürecindeki usul sorunlarının altını çiziyor. Ancak, Meclis kayıtları incelendiğinde, soru önergesine yanıt verilmesi için öngörülen on beş günlük sürenin devam ettiği ve bu süre zarfında önergeye herhangi bir dönüş yapılmadığı görülüyor. 
Davanın sonucunda verilen beraat kararına itiraz edildi. Beraat kararının ardından önce istinafa, istinafın da itirazı reddetmesi üzerine  Yargıtaya başvuruldu. Bu süreçte açıklama yayımlayan kadın ve LGBTİ örgütleri, hukuki mekanizmaların işleyişini ve Meclise verilen soru önergesine henüz bir yanıt verilmemesini eleştiriyor.
ODTÜ’de gerçekleşenler elbette tek bir örnek değil ancak burada yaşananlar önemli bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırı karşısında devletin koruyucu ve önleyici mekanizmaları gerçekten işliyor mu? Bu soruyu ise Gökçe Gökçen ile konuştuk.

Kadına yönelik şiddeti önleyici mekanizmalar nasıl güçlendirilebilir?
Şiddet tanımını genişletmekle başlamak gerekir. Sadece fiziksel şiddeti değil, şiddetin diğer türlerini (ekonomik şiddet, dijital şiddet, cinsel şiddet, psikolojik şiddet, politik şiddet vb.) de gören ve bütün bu şiddet türleriyle mücadele eden bir anlayışı benimsemek lazım. Önleyici mekanizmalar, esasen şiddet ortaya çıkmadan önce ya da şiddetin seviyesi ağırlaşmadan önce alınabilecek bazı tedbirlerle ilgili kullanılan bir kavram. Faili uzaklaştırmaya yönelik tedbirler buna örnek verilebilir. Bugünkü sistemde temel sorunumuz bana kalırsa şu: sistem faili uzaklaştırmak yerine faille empati yapıyor, şiddete uğrayanı yalnızlaştırıyor. Kadının haklarına yönelik politik saldırılar da faille empati yapma duygusunu pekiştiriyor. Elbette uzaklaştırma kararlarının neden uygulanmadığı, kurumların birbirinden haberdar olmasının neden sağlanmadığı, elektronik kelepçe uygulamasının neden siyasi davalarda sıklıkla kullanıldığı ama şiddet vakalarında bütçe yetersizliğinin bahane olarak gösterildiği gibi sorgulanabilecek birçok boyut var. Ama hepsinin temelinde sistemin ve yetkililerin kiminle empati yaptığı, tercihini kimden yana kullandığı var. Bu tercihi 180 derece değiştirdiğimizde, bütçelemeyi bu anlayışla yaptığımızda, kurumların koordinasyonuna dair uygulama ve mevzuat eksikliklerini gözden geçirdiğimizde, denetimi artırdığımızda ve cezasızlıkla mücadele ettiğimizde bunun çözülmemesi için hiçbir sebep yok. O siyasi tercihi göstermek zorundayız.

İstanbul sözleşmesi yeniden yürürlüğe konulmalı

Şiddeti önlemek için devlet kurumları ve toplumsal mekanizmaların işlevselliğini kazanması açısından, nasıl bir yöntem izlenmeli?
Buna peşinen “iktidarı değiştirmek zorundayız” diyeceğim. Bu düzen değişecek. Şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatarken toplumsal cinsiyet eşitliği kavramıyla savaşan, siyasetini hep güç ilişkileri ve yeni hiyerarşiler yaratmak üzerinden kuran, kadının ekonomik varlığını, emeğini, sesini, kadının tercihlerini sadece yok sayan değil; bir tehdit olarak gören bir iktidar var bugün Türkiye’de. Siyasetin içinde veya hak mücadelesinin bir parçası olan kadınlara yönelik cinsiyetçi saldırıların bu kadar sistematikleşmiş olması, siyasi yargılamalarda aile yaşamının ve özellikle kadınların çocukları üzerinden hedef alınması, yeni bir döneme girdiğimizin işareti. Çünkü bir yandan demokratik kitle örgütleri hedef alınırken, diğer taraftan da onların siyasetteki sesi olan kadınlara yönelik görünür ve görünmez saldırılar, yıldırma girişimleri kadın hareketinin geleceği için hiç hayra alamet değil.
Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen kadınların cesaretini, örgütlenme kültürünü ve dayanışma gücünü kimse hafife almamalı.
Şiddetin önlenmesi için neler yapılmalı?
İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe konulmalı. 6284 Sayılı Kanun’un uygulamasındaki eksiklikler ve aksaklıklar hızlıca gözden geçirilmeli. Kurumlar arasındaki koordinasyonu çok önemsiyorum. Siyasi yönetici şu gözle bakmalı, varsayım üzerine şu soruları sormalı: Ben çocuklu bir kadın olarak evimde şiddete uğrasam, veya tehdit ya da takip edilsem, adım adım hangi yolu izlemeliyim? Barınma imkanım ne olur? Adresimi gizleyebilir miyim? İşimi değiştirebilir miyim? Çocuğumun güvenliğini sağlayabilir miyim? Bütün bunları yapabildiysem politik haklarımdan yararlanabilir miyim? Oy kullanabiliyor muyum? Hastaneye gidebiliyor muyum? Aile hekimim değişiyor mu? Bu sistemden bilgi sahibi olabiliyor muyum? Yargıya nasıl başvuruyorum, ne kadar sürede karar alıyorum? Karar aldığımda uygulanacağına dair güven hissi duyuyor muyum? Bu gözle bakıldığında bütün sistem adım adım gözden geçirilir, gerekli eğitim ve denetim çalışmaları yapılır.

Hedeflenen şiddeti yok etmek değil

Artan şiddet, taciz, cinsel saldırı vakaları hakkında ne düşünüyorsunuz? TBMM’nin ve devlet kurumlarının aldığı pozisyonu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Siyaset kadınları giderek daha fazla hedef alıyor. Siyaset kirlendikçe, siyasette cinsiyetçilik ve rakibini yok etmek için kadına yönelik şiddeti bir silah olarak görme, mübah olarak görme anlayışının oluşması topluma da elbette olumsuz yansıyor.
Hedeflenen şiddeti yok etmek değil, şiddetin görünürlüğünü azaltmak. Bu da sorunu çözmeye değil, idare etmeye bile değil, güç ilişkileri üzerinden yeni bir siyaseti tasarlamaya yönelik bir plan olduğunu düşündürüyor. Geniş perspektiften bakarsak anlayış şöyle: bir iktidar olsun, başında kayyım olan ve kontrol edilebilir muhalefet olsun. Seçim olsun fakat kontrol edilebilir adaylar olsun. Üniversiteler olsun, fakat kayyım tarafından yönetilsin, yerel demokrasi varmış gibi görünsün ancak kayyımlar tarafından yönetilsin. Sanatçılar olsun, fakat eleştirenler olmasın. Entelektüeller olsun, ama kontrol dışı konuşmasın. Sistem dışına çıkan varsa marjinalleştirilip yok edilsin. Bu nedenle bir temsil krizinden söz ediyoruz. Burada kadınların, aktivistlerin ve siyasetçilerin rolü çok hayati. Çünkü iktidarın dilini konuşmamasına rağmen hâlâ marjinalleştirilememiş bir güç bu. Çünkü kendi dilini, gündemini ve mücadele alanını belirleyebilen, baskılara rağmen yeri geldiğinde devletin boş bıraktığı alanı doldurabilen, veri tutan, yerelde dayanışma ağlarını ören, kendi politik eğitimini de hareket içerisinde vermeyi başaran, vakaları ve davaları kendi gücüyle takip ederek tecrübe biriktiren bir hareket kadın hareketi. Bu gücün asla terk edilmemesi ve geri plana atılmaması gerekiyor.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Cinsel saldırı faili Y.Ş. koruma kararını bir kez daha ihlal etti, hâlâ zorlama hapis uygulanmadı

Genç kadın E.’ye yönelik nitelikli cinsel saldırı nedeniyle 12 yıl hapis cezası alan ve Yargıtay incelemesi sürerken tahliye edilen Y.Ş., hakkında verilen koruma kararını bir kez daha ihlal etti.

Nitelikli cinsel saldırı davasında cezasızlık: ‘Son noktaya kadar mücadele edeceğim’

Hacettepe Üniversitesi öğrencisi D.K., uğradığı cinsel saldırının ardından adli tıp raporuna rağmen sanığın beraat ettirildiğini belirterek yargı sürecinde yaşanan ihmallere tepki gösterdi.

ODTÜ’de tacizlere ilişkin anket: Güvenli ve özgür bir kampüsü hedefliyoruz

ODTÜ Emek Gençliği, üniversite içerisinde yaşanan taciz ve şiddet olaylarına ilişkin anket çalışması başlattı.


Editörden