4-6 Eylül 2026 tarihlerinde üçüncüsü yapılacak olan KESK Kadın Kurultayı öncesinde: “Kamuda dönüşüm, özelleştirme; kamu-özel işbirlikleri ve kadınların kamusal hizmetlere erişimine ve kadın kamu emekçilerine yansımaları” başlığı altında, sağlık emekçisi kadınlarla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirdik. Türkiye'de yaklaşık 20 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık hizmetinin örgütlenme biçimini, sağlık emekçilerinin çalışma koşullarını ve toplumun sağlık hizmetine erişimini köklü biçimde değiştirmiştir. Performansa dayalı çalışma, piyasacı sağlık politikaları, kamu hastanelerinin işletme mantığıyla yönetilmesi, şehir hastaneleri ve büyük sağlık kampüsleri, taşeronlaşma, güvencesiz istihdam biçimleri ve sağlık hizmetinin giderek ticarileşmesi bu dönüşümün en belirgin sonuçları olmuştur. Sağlık hizmetinin kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılarak verimlilik, performans ve maliyet hesapları üzerinden yeniden örgütlenmesi, yalnızca sağlık hizmetinin niteliğini değil; bu hizmeti üreten sağlık emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını da doğrudan etkilemiştir. Bu dönüşümün etkileri bütün sağlık emekçileri tarafından yaşansa da kadın sağlık emekçileri açısından sonuçlar çok daha katmanlıdır. Çünkü kadınlar sağlık hizmetini üretirken aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle ev içindeki işlerin, çocuk bakımının, yaşlı bakımının asli yüklenicisi olmaya devam etmektedir.
Sağlıkta dönüşümü yalnızca sayılarla, yönetmeliklerle ya da istatistiklerle açıklamak yeterli değildir. Bu çalışma, kadınların kendi sözlerini merkeze alan nitel bir araştırma yaklaşımıyla hazırlanmıştır. Kadınların anlattıkları, yalnızca çalışma yaşamına ilişkin sorunları değil; aynı zamanda kamusal sağlık hizmetinin nasıl dönüştüğünü, bakım yükünün nasıl ağırlaştığını, şiddetin nasıl sıradanlaştığını ve sağlık emekçilerinin neden giderek daha fazla tükenmişlik yaşadığını da ortaya koymaktadır.
Bu çalışmanın amacı, kadın sağlık emekçilerinin Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı kendi deneyimlerini ifade edişleri üzerinden değerlendirmek; dönüşüm kapsamında çalışma yaşamında yaşadıkları değişimleri, bu değişimlerin toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle nasıl kesiştiğini ve sağlıkta dönüşümün kadınların gündelik yaşamına nasıl yansıdığını ortaya koymaktır.
Sağlık emekçisi kadınlar sağlıkta dönüşümden ne anlıyor?
Sağlıkta dönüşüm kadınların önemli bir bölümü tarafından sağlık hizmetinin piyasalaşması olarak tanımlanmaktadır. Katılımcıların önemli bir bölümü "sağlıkta dönüşüm" kavramını teknolojik gelişme ya da yeni hastane binalarıyla değil; sağlık hizmetinin ticarileşmesi, performans sistemi ve sağlık hizmetinin piyasa mantığıyla yürütülmesi üzerinden tanımlamaktadır. Bir katılımcı bunu doğrudan; "Sağlık hizmetinin ticarileşmesi, hastanın müşteri gibi görülmesi" ifadeleriyle açıklarken, bir başka katılımcı dönüşümü tek kelimeyle; "ticaret" olarak tanımlamaktadır.
Çalışmayı yürüten sağlık emekçisi olarak gözlemlediğim şeylerden biri sağlıkta dönüşüm dendiğinde daha genç nesilde bunun gerçek karşılığının bilinmemesi oldu. Verdikleri yanıtlar şunlar oldu: “Yeni bir uygulamayı çağrıştırıyor.” “Sağlık alanında teknolojik gelişmeler.” Bunun sebepleri düşündürücüdür.
‘Hastaya zarar verme korkusuyla çalışıyorum’
Bir başka görüşme sağlıkta dönüşümün yarattığı duygu yalnızca bir kavramla ifade edilmektedir: "Tükenmişlik." Bazı katılımcılar ise sağlıkta dönüşümden bekledikleri ile yaşadıkları arasındaki farkı vurgulamaktadır:
"Sağlıkta dönüşüm ile ücretsiz sağlık, yeterli doktor ve sağlık hizmetine kolay erişim olması gerekir ama tam tersi yönde uygulamaları birebir yaşıyoruz."
Bu anlatılar, sağlıkta dönüşümün kadın sağlık emekçilerinin önemli bir bölümü açısından hizmetin niteliğinden çok çalışma koşulları ve sağlık hizmetinin örgütlenme biçimi üzerinden değerlendirildiğini göstermektedir. Kadınların ortak deneyimi: Az personel, çok iş, sürekli yetişme baskısı olarak öne çıkmaktadır.
Görüşmelerde en sık tekrar eden tema personel eksikliği ve buna bağlı artan iş yüküdür. Kadınlar yalnızca yoğun çalıştıklarını değil, eksik personelin yarattığı sürekli yetişme baskısını anlatmaktadır.
Çalışmaya katılan bir sağlık emekçisi kadın yaşadığı baskıyı şu ifadeyle özetlemektedir: "Hastaya zarar verme korkusuyla çalışıyorum."
Kadınların anlatılarında dikkat çeken nokta, performans baskısının yalnızca çalışanları değil, verilen sağlık hizmetinin niteliğini de etkilediğinin düşünülmesidir. Bir katılımcının; "Bu hastalara gerekli vakti ayırmamıza engel oluyor" ifadesi, sağlık emekçilerinin yaşadığı zaman baskısının hasta bakımına da yansıdığına ilişkin önemli bir değerlendirmedir.
Hem fiziksel hem de zihinsel olarak tükenmişlik
Sağlık kampüsleri kadınların gündelik yaşamında zaman kaybı ve ikinci bir yıpranma alanı yaratmaktadır. Görüşmelerin neredeyse tamamında yeni hastane yerleşkeleri ve taşınma süreçleri en fazla konuşulan konulardan biri olmuştur. Kadınlar yeni binaları değil, ulaşımı anlatmaktadır:
"Günde üç dört saatim yollarda geçiyor." "Sekiz saatlik mesai on iki saate çıkıyor." "Yol bütün enerjimi tüketiyor." "Kendimi hiç dinlenmeden sürekli çalışıyormuş gibi hissediyorum."
Özellikle Esenyurt Yerleşkesine taşınan çalışanların anlatıları oldukça güçlüdür. Bir katılımcı yaşadığı süreci; "Altı ayda çöktüm" ifadeleriyle anlatmaktadır.
Kadınlar açısından ulaşım yalnızca işe gitmek anlamına gelmemektedir; çocuklarını okula bırakmak, eve dönmek, bakım sorumluluklarını yerine getirmek ve dinlenebilmek için harcanan zamanın da önemli ölçüde azalması anlamına gelmektedir. Tükenmişlik, yalnızca fiziksel değil, duygusal bir deneyim olarak yaşanmaktadır. Kadınlar yalnızca yorulduklarını söylememektedir:
"Aidiyet duygum yok oldu." "Değersizlik duygusu." "Takdir edilmeme." "Motivasyon eksikliği." "Kendimi fabrikada çalışan işçi gibi hissediyorum." "Mesleğimin hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorum."
Bu ifadeler, kadınların yalnızca iş yükünden değil; mesleklerinin değersizleşmesinden de etkilendiklerini göstermektedir.
Sağlıkta dönüşüm ev içi yükü ağırlaştırdı
Sağlıkta dönüşüm kadınların ev içi yaşamında ikinci vardiyayı ortadan kaldırmamış, daha da ağırlaştırmıştır. Kadınların büyük bölümü çalışma yaşamındaki yorgunluğun evde sona ermediğini anlatmaktadır:
"Eve gidince mutfak, yemek..." "Duş almak bile zor geliyor." "İşten eve gidince yeni sorumluluklar başlıyor." "Çocuklarıma yeterli zaman ayıramıyorum." "Kendime ve aileme vakit ayıramıyorum."
Bir katılımcının; "Mesai çıkışı sürekli yorgunum. Sosyal hayat düşünemiyorum." İfadesi birçok görüşmenin ortak duygusunu özetlemektedir. Kadınlar çalışma yaşamının ardından bakım sorumluluğunu da üstlenmeye devam ettiklerini anlatmaktadır. Özellikle çocuk sahibi kadınların anlatılarında bu yük çok daha görünür hale gelmektedir:
"Çocuklarımı küçük yaşta evde tek başına bıraktım." "Yaz tatillerinde çocuğumu işe getirdim." "Hamilelik boyunca aynı tempoda çalıştık."
Şiddet olağanlaştırılıyor
Kadınlar şiddeti çalışma yaşamının olağan bir parçası haline gelmiş olarak anlatmaktadır. Hasta ve hasta yakınlarından kaynaklanan sözlü şiddet, tehdit ve baskı birçok görüşmede tekrar etmektedir.
"Sürekli tehdit." "Sözlü şiddet." "Hasta ve hasta yakınları bizi kapı kulu gibi görüyor." "Psikolojik problemleri olan hastalarla sorun yaşayabiliyorum."
Şiddet yaşamayan kadınlar dahi bunun kendi çalışma alanlarından kaynaklandığını özellikle belirtmektedir. Bu durum sağlıkta şiddetin kişisel değil, yapısal bir sorun olarak algılandığını göstermektedir.
Kadın olmak sağlık emekçiliğini daha da ağırlaştırmaktadır. Bazı katılımcılar özel bir ayrım yaşamadığını söylese de görüşmelerin bütünü kadınların toplumsal cinsiyet rollerini güçlü biçimde hissettiklerini göstermektedir:
"Kadın çalışan kolay lokma olarak görülüyor." "Erkek çalışanlara daha toleranslı davranılıyor." "Çocuklarımın okul sürecinde çok zorlandım." "Annelik ve ev sorumlulukları işten sonra yeniden başlıyor." "Süt izni kullanan arkadaşlarımız bile yoğun çalışıyor."
Sağlık hizmetlerine erişim güçleşiyor
Görüşmelerin belki de en çarpıcı bulgularından biri, sağlık hizmetini üreten kadınların, sağlık hizmetlerine ulaşmakta yaşadıkları güçlüklerdir. Neredeyse bütün katılımcılar bu ifadeleri kullanmaktadır:
"Randevu alamıyoruz." "MR sırası aylar sonrasına veriliyor." "Paran varsa özele gidiyorsun." "Çalışanlara öncelik tanınmıyor."
Bazıları sağlık çalışanı olmanın avantaj değil dezavantaj oluşturduğunu da belirtmektedir:
"Muayenede gerekli özen gösterilmiyor." "Sağlık personeli angarya gibi görülüyor."
Bu durum, sağlık hizmetini sunanların aynı sistem içinde hasta olduklarında benzer engellerle karşılaştıklarını göstermektedir.
Umutsuzluk ve örgütlülüğe bakış
Görüşmelerin son bölümünde dikkat çeken ortak tema umutsuzluktur. Katılımcılar sorunlarını dile getirdiklerini ancak bunun sonuç doğurmadığını ifade etmektedir:
"Dinliyormuş gibi yapıyorlar." "Sorunlar çözülmüyor." "Dile getirmekle de çözüm bulunmuyor." "Sadece dinlemek için dinliyorlar."
Sendikal örgütlenmeye ilişkin değerlendirmeler ise farklılaşmaktadır. Bazı katılımcılar sendikayı dayanışmanın tek alanı olarak görürken; bazıları ise mevcut örgütlenmeleri yetersiz bulmaktadır: "Sendikalar çalışanına değil, kendilerine çalışıyor."
Bu farklılık, kadın sağlık emekçilerinin örgütlenme deneyimlerinin homojen olmadığını göstermektedir.
Görüşmeler birlikte değerlendirildiğinde, kadın sağlık emekçilerinin Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı yalnızca sağlık sistemindeki yapısal değişiklikler olarak değil; gündelik yaşamlarının her alanına yayılan bir dönüşüm olarak deneyimledikleri görülmektedir. Sağlıkta dönüşüm kadınlar açısından artan iş yükü, personel yetersizliği, performans baskısı, uzun ulaşım süreleri, değersizleşme hissi, tükenmişlik, sağlıkta şiddet, bakım sorumluluklarının ağırlaşması ve kendi sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlüklerle birlikte anılmaktadır. Özellikle kadınların anlatıları çalışma yaşamında yaşanan her olumsuzluğun ev yaşamına, annelik deneyimine, dinlenme hakkına ve sosyal yaşama doğrudan yansıdığını göstermektedir. Bununla birlikte görüşmeler, kadınların yalnızca sorunları dile getiren değil, sağlık hizmetinin niteliğini korumaya çalışan, hastaya zarar vermemek için yoğun çaba gösteren ve mesleklerine güçlü bir etik bağlılık hisseden emekçiler olduklarını da ortaya koymaktadır. Kadınlar, sistemin yükünü kendi özverileriyle taşımaya çalışırken, bunun giderek daha ağır bir bedel yarattığını anlatmaktadırlar.
Fotoğraf: Freepik
İlgili haberler
Bir anketin gösterdikleri: Büro iş kolunda kadın emekçiler ne diyor?
'Mesele, sendikayı kadın emekçilerin bulunduğu iş yerlerinden başlayarak, onların sözüne, deneyimine ve iradesine dayanarak kadın emekçilerle birlikte yeniden kurmaktır.'
Eğitim Sen Kadın Kurultayından emekçilerin gerçeğine: Sendikal mücadelede uyarı zili
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, sembolik başlıklarla yetinen değil, kadınların gerçek yaşamlarından beslenen ve onların örgütlü gücünü açığa çıkaran bir sendikal mücadeledir.
Sağlık emekçisi kadınlar sağlık alanında neler yaşıyor?
Kadın sağlık emekçileri sağlık alanında neler yaşıyor. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi SES İşyeri Temsilcisi Fadime Kavak ile konuşuyoruz.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























