“Diyarbakır’da Kadın Yoksulluğu: Eşitsizliğin Haritası” raporu | Sömürü artıyor, çaresizlik derinleşiyor
Ana dilinde hizmete erişememekten ev içi angaryanın sırtına yüklenmesine kadar kadını kıskaca alan yapısal sorunların tartışıldığı raporda, çözümün yardım olmadığı vurgulanıyor.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) Kadın Politikaları Müdürlüğünün hazırladığı “Diyarbakır’da Kadın Yoksulluğu: Eşitsizliğin Haritası” raporu, kentteki kadınların içine itildiği derin ekonomik ve sosyal kıskacı tüm ayrıntılarıyla deşifre etti. Bağlar, Sur ve Kayapınar ilçelerinde toplam 2 bin 975 kadınla yüz yüze yapılan anketler, Diyarbakır’da yoksulluğun kadınları nasıl etkilediği ve bir sarmala dönüştüğünü gösteriyor.

Rapor, yoksulluğun sadece bir gelir yetersizliği olmadığını; ana dilinde hizmete erişememe, ev içi angarya ve bakım yükü, şiddet ve kayyım politikalarıyla örülen çok boyutlu bir mahkûmiyet olduğunu kanıtlıyor.

İlçe ilçe yoksulluğun röntgeni
Bağlar: Eğitimsizlik ve mülksüzlük kıskacı

Göçün ve işsizliğin merkezi olan Bağlar’da kadınların profili yoksulluğun kuşaklar arası aktarımını özetliyor.
Eğitim: Kadınların yüzde 30’u okuryazar değil, üniversite mezunu oranı sadece yüzde 4.
İstihdam: Kadınların yüzde 90’ından fazlası ücretli bir işte çalışmıyor. Çalışamama nedenlerinin başında yüzde 58,2 ile çocuk bakımı geliyor. Bunu, evdeki erkeklerin izin vermemesi takip ediyor.
Gelir ve mülkiyet: Kadınların yüzde 46’sının tek kuruşluk kişisel geliri yok. Yüzde 83’ünün üzerine kayıtlı hiçbir mülk (ev, arsa vb.) bulunmazken, yüzde 54’ünün kendi adına bir banka kartı dahi bulunmuyor. Borçlanan kadınların yüzde 52’si bu borcu sadece karnını doyurabilmek (gıda ve giyim) için alıyor.

Sur: Tarihsel yoksulluk ve sosyal dışlanma

Sur ilçesinde yoksulluk, kadınların kamusal alandan neredeyse tamamen yalıtılmasına neden olmuş durumda.
Eğitim: Kadınların yüzde 36’sı okuryazar değil, yüzde 45’i ise hiç okula gitmemiş. Bu durum, kadınların hak arama süreçlerini ve iş gücüne katılımını doğrudan engelliyor.
Yaşam mücadelesi: Hanelerin yüzde 66,5’i tek bir çalışanla geçiniyor. Kişisel geliri olan kadınların yüzde 85’i bu parayı kişisel ihtiyacı için değil, evin gündelik masrafları için harcıyor.
Faturalar ve borç: Kadınların yüzde 62’si faturalarını ödeyemezken, yüzde 68’i çocuklarının eğitim masrafları altında eziliyor. Gelirinin giderini karşıladığını söyleyen kadın oranı Sur’da sadece yüzde 6’da kalıyor.

Kayapınar: Görünürdeki refahın ardındaki borçluluk

Diyarbakır’ın daha yüksek gelirli bölgesi olarak bilinen Kayapınar’da dahi kadınlar ekonomik bağımsızlıktan yoksun.
Gizli yoksulluk: Kadınların yüzde 74’ü hiçbir işte çalışmıyor. Hanelerin yüzde 37’sinin geliri 40 bin lira ve üzeri olsa da kadınların yüzde 56’sı faturaları ödemekte, yüzde 62’si ise çocuklarının eğitim masraflarını karşılamakta zorlandığını belirtiyor.
Borçlanma: Burada borçlanma sadece gıda değil, yüzde 31 oranında ev sahibi olmak için yapılıyor. Ancak kadınların yüzde 75’inden fazlasının üzerine kayıtlı bir mülk bulunmuyor; yani borcu hane halkı adına kadınlar üstlenirken, mülkiyet erkeklerde kalıyor.

Ev angaryası kadının günlük sorumluluğu

Ankete katılan kadınların büyük çoğunluğu ev işlerini, çocuk, yaşlı ve hasta bakımını bizzat üstleniyor. Bu ev işleri ve bakım yükü, kadının dış dünyayla bağını kestiği gibi, kadınları ekonomik olarak tamamen erkeklere bağımlı kılıyor. Raporda, özellikle boşanmış veya şiddet gören kadınların, ekonomik destekten yoksun oldukları için şiddet ortamına geri dönmek zorunda kaldıkları tespiti yapılıyor.

Çözüm: Yardım değil yapısal dönüşüm

Raporun sonuç bölümünde, yoksulluğun sadece gıda paketleriyle çözülemeyeceği, meselenin politik olduğu vurgulanarak şu çözüm önerileri sıralanıyor:
Ana dilinde hizmetin hayatiliği: Diyarbakır’da kadınların eğitim düzeyinin düşüklüğü ve ana dillerinin Kürtçe olması, kamusal hizmetlere erişimde en büyük engeli teşkil ediyor. Belediye ve devlet hizmetlerinin ana dilinde sunulmaması, kadını resmi kurumlar önünde dilsiz bırakıyor, sosyal yardımlardan ve haklarından haberdar olmasını engelliyor. Yoksullukla mücadelenin ilk adımı, kadının kendini ifade edebildiği ve anladığı dilde hizmet almasıdır.
Bakım yükünün kamusallaştırılması: Kadınların istihdama katılamamasının temel nedeni olan çocuk ve yaşlı bakımı, kadının üzerinden alınmalıdır. Her mahalleye ücretsiz, nitelikli ve ana dilinde hizmet veren kreşler açılmalıdır.
İstihdam ve üretim alanları: Sadece mesleki kurslar yetmez; bu kursların sonunda kadınların ürettiklerini satabileceği pazar alanları oluşturulmalı ve kadın kooperatifleri doğrudan yerel yönetimler tarafından desteklenmelidir.
Adli yardım ve güvence: Kayyımlar tarafından işlevsizleştirilen “Adli Yardım Protokolleri” yeniden hayata geçirilmelidir. Şiddet gören veya boşanan kadınlara doğrudan nakdi destek ve barınma güvencesi sağlanmalıdır.
Sistemsel mücadele: Rapor, son kırk yıldır uygulanan yoksulluğu yönetme odaklı yardım programlarının yoksulluğu azaltmadığını, aksine bağımlılığı artırdığını belirtiyor. Çözüm; yoksulluğu idare etmek değil, kadını ekonomik ve sosyal olarak güçlendirecek kolektif bir mücadele zeminidir.

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği 2025 raporu: Kadınların destek talebi yüzde 42 arttı, 600 çocuk iş istedi

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği 2025 raporunu açıkladı. Rapora göre derneğe şiddete karşı mücadele, ekonomik destek talebi ve diğer sebeplerle toplam 8 bin 349 kişi başvurdu.

Grönland’dan mutfağa: Emperyalizm emekçi kadınların hayatını nasıl kuruyor?

‘Zaten hayat zor, dünyayla mı uğraşacağız?’ demeyin. Dünyayı pazar olarak gören emperyalist sistem, Eskişehir’de maden ararken doğayı, fabrikada ise işçiyi sömürüyor.

Isınamayan evlerimizden taşan gerçeklik

Yoksulluk, şiddet ve savaş birbirinden bağımsız değil. 8 Mart’a giderken Ekmek ve Gül; insanca ücret, güvenceli iş ve şiddetsiz bir yaşam için kadınları iş yerlerinde ve mahallelerde birleşik mücadele


  • EN SON
  • ÇOK OKUNAN
  • ÖNERİLEN

Editörden