Silahların gölgesinde kadın hayatları
İktidarın silahlı kuvvetleri politikalarıyla uyumlu olarak bulunduğu her yerin tek adamı olma gücünün doruklarında. Bu gücün en görünür ve en görünmez tarafıysa kadınlar ve kız çocuklarının bedenleri.

Çocuk istismarcılarını çocuklarla hem evlendirip hem failleri affetmeyi tasarlayan yasaya ilişkin çalışma, bayramdan sonra tekrar Meclise gelecek. 18 yıllık iktidarında “o kadar da değil” denilen her şeyi bir şekilde yapan AKP’nin herhalde isteyip de yapmakta en çok zorlandığı şey istismar tasarısını yasalaştırmak oldu. Çünkü her denemede kadınların en örgütlü tepkisiyle karşılaştı.  

İktidar, bir süredir İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladığına, 6284 sayılı Yasa’yı yürürlüğe koyduğuna bin pişman. Çabaları, pişmanlıkları, histerik açıklamaları bir yana; hayatın tam da içinden tokat gibi hadiseler, bize bu kazanımların niye bu kadar önemli olduğunu her gün yeniden hatırlatıyor.

Ülkenin her yerinde çocukların yaşamı, tıpkı kadınların yaşamı gibi eşitsizliğin yarattığı ve kışkırttığı suçlar ve failleriyle çevrelenmiş durumda. Kürt illerinde ise kolluk mensuplarının faili olduğu, kadınlara ve çocuklara yönelik çok sayıda suç işleniyor. Faillerin görevleri, failler ve mağdurlar arasındaki eşitsizliğin özellikleri, soruşturulabilmiş suçlardaki savunmaların aynılığı ve nihayetinde cezasızlık, bize bu suçlardaki failler arasında sistematik bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

SAVAŞ GANİMETİ OLARAK KADINLAR VE ÇOCUKLAR

Yakın tarihten de bildiğimiz gibi savaş dönemlerinde ve siyasi çekişmelerde kadınlar savaş ganimeti olarak paylaşıldı, bedenlerimiz hakimiyet alanının temsili gibi görüldü ve hatta tecavüz bir savaş silahı olarak kullanıldı. Bugün iktidarın kadın erkek eşitsizliğini derinleştirdiği politikaları da kadınları ve kız çocuklarını hedef tahtasına koyuyor. Öyle ki iktidar yanlıları her politik tartışmada karşıt siyasetten kadınlar ya da erkeklerin kadın aile bireylerini “savaş ganimeti” olarak paylaşma hesabı yapmaya devam ediyor. CHP’li Canan Kaftancıoğlu, Feyza Altun, Başak Demirtaş ve AKP’yle örtüşmeyen her türlü siyasi hareketin kadınları yalnızca son dönemin birkaç örneği. Sosyal medyadan ağızlarından salyalar saçarak, hevesle kadınların bedenine dönük aşağılayıcı sözler sarf edenler ise çoğu zaman cezasız kalıyor.

CEZASIZLIK FAİLLERİN CESARETİNİ BİLİYOR

Beyaz torosların ruhunun geri çağrıldığı 2015’te Kürt illerindeki abluka döneminde, silahlı kamu görevlileri yıktıkları evlerin duvarlarına kadınlara dönük tecavüz tehditlerini sloganlarla yazdılar, yatak odalarına girip iç çamaşırlarını teşhir ettiler. Ölen kadınların çıplak bedenleri sokaklarda ve sosyal medyada aynı aymazlıkla teşhir edildi. Bir tanesinin bile hakkında soruşturma açıldığını, bir tanesinin bile cezalandırıldığını duymadık. Bu cesaretlendirme, faillerin sözlü saldırılarını her kesime karşı tetiklese de Kürt bölgeleri için tehditlerini gerçekleştirmelerinin de yolunu açtı.

Nitekim son olarak Batman’ın Beşiri ilçesinde 17 yaşında bir çocuğun, bir uzman çavuş tarafından 20 gün boyunca alıkonularak istismar edilmesinden sonra intihar girişiminde bulunmasıyla kamuoyu durumdan haberdar oldu. Çocuk, yüzde seksen felç kalma riskiyle hastanede yaşam savaşı verirken, fail adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakıldı. Sonra öğrendik ki çocuğun ailesi uzman çavuş hakkında şikayette bulunmuş ama şikayetler işleme konulmamış. Basında yer alan haberlere göre istismar faili erkek, çocuğa daha önce de “böyle şeyler” yaptığını ama başına hiçbir şey gelmediğini, kimsenin kendisine bir şey yapamayacağını söylemiş. Failin “Alkollüydüm” diyerek serbest kalabilmesi de dediğini adeta doğruluyor. İstanbul Sözleşmesi’ne, TCK madde 103’e, nafaka hakkına ve daha nicelerine karşı saldırı yürütenlere sormak gerekir; bu ülkede bir çocuğu 20 gün alıkoyarak tecavüz eden bir uzman çavuşa neden kimse bir şey yapamaz?

BİRBİRİNİN DEVRESİ, MÜDÜRÜ, HACISI…

Bölgede güvenlik politikaları gerekçesiyle büyük yetkilerle donatılmış durumda olan kolluk mensupları, son yıllarda yer yer demografik yapıyı değiştirecek kadar kentlere yerleşmiş durumda. Türkiye hükümetinin İslamcı ve milliyetçi politikaları ile pohpohladığı erkeklik, dolayısıyla eli silahlı olarak vücut bulmuş halde ortada dolanıyor. Bu silahlı kamu görevlileri, yer yer Gülistan Doku soruşturmasında olduğu gibi hem şüpheleri üzerine toplayan tarafta hem de soruşturmayı yürüten birimde bile olabiliyor. Hatta soruşturmacı birimde olmasa bile, karşılıklı olarak birbirinin “devresi”, “müdürü”, “hacısı” olabiliyor. Yani soruşturan ile soruşturulan arasındaki bağlantı, soruşturmalara yönelik şeffaflık kaygılarımızı daha da artırıyor. Hem öyle olmasa Batman’daki tecavüzcü erkek “Kimse bana bir şey yapamaz” diyebilir miydi?

BU CÜRRETİ YIKALIM!

İktidarın silahlı kuvvetleri, politikalarıyla uyumlu olarak bulunduğu her yerin tek adamı olma gücünün doruklarında. Bu gücün hem en görünür hem de en görünmez tarafı ise kadınlar ve kız çocuklarının bedenleri. Kadınların hakları ve hayatlarının bir nebze korunmasının umudu olan, faillerin “Bana kimse bir şey yapmaz” deme cüretini engelleyebilecek olan İstanbul Sözleşmesi ise tam da bu gücün kaynağı tarafından yok edilmek isteniyor. Memleketin her yerinde “Haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmeyeceğiz” diyerek sokakları, meydanları dolduran kadınların mücadelesi ise bugün için en güçlü dayanağımız. Çünkü faillerin değil, kadınların “Kimse bana bir şey yapamaz” deme güvenini hissettiği bir hayat için bu memleketin dört bir yanından seslerimizi birleştirmekten başka çaremiz yok.


İlgili haberler
Dersim’de neler oluyor?: Yaşananlar münferit mi, s...

Dersim’de üst üste duyulan çocuk istismarı olayları, Gülistan Doku’nun şüpheli bir biçimde ortadan k...

Şırnak'ta 13 yaşındaki çocuğu istismara maruz bıra...

Şırnak'ta 13 yaşındaki bir kız çocuğunu istismara maruz bırakan ve çevredekilerin tepkisi üzerine gö...

Batman’da cinsel saldırı iddiası: Aile karakola de...

Batman Beşiri'de 17 yaşındaki kız çocuğunun Uzman Çavuş M.O'nun cinsel saldırısına maruz kaldığı idd...