Maraş ve Urfa’da gerçekleşen saldırıların ardından hem kendilerinin hem öğrencilerinin can güvenliğinden endişe duyan öğretmenler pek çok şehirde eylemler düzenledi. Eğitim sendikaları çağrısıyla Bursa’da bir araya gelen binlerce kişi yürüyüş gerçekleştirdi ve eğitim emekçileri üç gün boyunca iş bırakma eylemlerine devam etti. Öğrencilerin ve velilerin de katıldığı protesto gösterilerinde Milli Eğitim Bakanına, sorumlulara istifa çağrısıyla birlikte eğitim sistemine yönelik tepkiler ön plandaydı. Yürüyüş, Bursa’da son yıllardaki en kitlesel eylemlerden biriydi. Eğitimin tüm bileşenlerini ilgilendiren böyle bir gündemde binlerce veli kaygılıydı. Bu türden şiddet olaylarının birbirini tetiklediği, farklı şehirlerde saldırılar olabileceği haberleri ortada dolaşırken kime güvenebilirlerdi ki? Sahi; veliler, öğrenciler, öğretmenler kime güvenecek? Bu güveni tesis etmesi gereken asıl sorumlular kimler?
‘Biz çocukları nereye bırakıp işe gideceğiz?’
Sorumluluğu velilere yükleyenler, öğrencilerin kimlerle görüştüğünü, internet ortamında kimlerle konuştuklarını velilerin kontrol etmesini bekliyorlar. İşçi kadınlar açısından bu nasıl mümkün olacak? Vardiyalı çalışan, çocuklarını bazen sadece uyurken görebilen kadınlar var. Çalışmadıkları zaman geçinmek, eğitim masraflarını karşılamak imkansızken çalıştıkları zaman da sorumsuzlukla suçlanıyorlar. Uyuşturucuyla mücadele adı altında En İyi Narkotik Polisi Anne kampanyasının türevleri sunulsa şaşırmayacaklar. Elbette onlar da çocuklarıyla ilgilenmek istiyor, evlatlarının zarar görmesini istemiyorlar ama yoksulluk sınırının altındaki maaşları da elden giderse ne olacak? Her fırsatta aileyi yücelten, üçer beşer çocuk isteyenler bunu düşünmüyor ama kadınlar her gün düşünüyor:
"Sabah 07.30’da fabrikaya giriyorum, akşam 18.30’da çıkıyorum. Eve geldiğimde çocuk çoktan okuldan gelmiş oluyor. Bizim için okul; çocuk sokakta olmasın, başında bir öğretmeni olsun dediğimiz, güvendiğimiz tek yerdi. Şimdi televizyonda o saldırıları görünce 'Ben oradayken çocuğumun başına bir şey gelse ruhum duymaz' diye düşünmeye başladım. Okullar bile güvenli değilse biz bu çocukları nereye bırakıp işe gideceğiz?"
"Vardiyalı çalışıyoruz. Bir hafta sabahçıyım, bir hafta akşamcı. Akşamcı olduğum hafta çocuğu sadece sabah kahvaltısında görüyorum. Öğretmenle gidip konuşacak, okulun durumunu soracak vaktimiz hiç yok. 'Tek başımıza yapamayız' derken tam olarak bunu kastediyoruz.”
Eğitim emekçileri uyarmıştı
Öğretmenin itibarsızlaştırılması, öğrencinin can güvenliğinin hiçe sayılması, işçinin değersizleştirilmesi aynı sistemin parçaları. Okullar evlerden ayrı, evler iş yerlerinden ayrı, iş yerleri mahallelerden ve mahalleler okullardan ayrı değildir. Toplumdaki ekonomik, sosyal değişimler ve sorunlar bütün kurumları, yaşamın tüm alanlarını etkiler. Bu yaşadıklarımız gibi büyük olaylar bir anda ortaya çıkmaz, tek tek kişiler özelinde açıklanamaz. İnsan psikolojisi ve davranışları, güvenlik önlemleri ve kontrolleri çeşitli süreçlerin önemli parçaları olabilir fakat yalnızca bunlara odaklanmak geçici çözümler sunacak, sorunların gerçek nedenlerini gizleyecektir. Eğitim politikalarının kısa ve uzun erimli sonuçları hakkında eğitim emekçileri yıllardır uyarılarda bulundu. Kurulmak istenen ideolojik hat, eğitimin bütün bileşenlerini etkiledi. Öğrenciler, öğretmenler, veliler güvencesiz, geleceksiz ve umutsuzluk içinde mücadele etmeye çalışıyor. Bu mücadelenin umutsuzluktan kurtulabilmesinin yegane yolu ise birleşmekten geçiyor.
Fotoğraf: Evrensel
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















