Haberi gördüğümde aklım almadı. 13 yaşında bir çocuk, sınıf arkadaşlarını vuruyor. Benim çocuğum şu an ilkokula gidiyor ama saldırıyı yapan kişinin de yaşı küçük. Bu saldırılar lisede başladı, sonra ortaokulda olduğunu gördük; başka bir zaman ilkokulda olmayacağı ne belli?
Çocukların oynadığı oyunları, izledikleri filmleri suçluyoruz. Ama biz de izlerdik böyle şeyler; ama “okula saldıralım” diye bir şey geçmezdi aklımızdan. Şimdiki çocuklar dünyadaki bu “nefret kültürü” dedikleri kültürle büyüyor. Çocuklar bunlarla büyürken en çok vakit geçirdikleri yer olan okulların hali ortada: Yeterli beslenemiyorlar, temiz bir tuvaleti dahi kullanamıyorlar ve en önemlisi okullarda yeterli rehberlik servisi hizmeti yok. Okulları resmen kendi haline terk etmişler.
Sorulması gereken soru başka
Bir de her okula polis dikmeyi düşünüyorlar, sanki polisle olacak işmiş gibi... Hadi diyelim polis, bunu kafasına koyan çocuğa geçit vermedi. Çocuğun içindeki nefret bitecek mi? Ya da başka yollardan bunun acısını çıkarmaya çalışmaz mı? Polisle, güvenlikle olacak işler değil bunlar. Temelde bir sorun var ve bunun çözülmesi gerekiyor. Bunun çözümü için de bence okulun, sadece puanlardan ve sıralamalardan ibaret bir yer olarak görülmesinden vazgeçilmeli. Çocukların yaşam koşulları göz önünde bulundurulmalı. Bu çocuk okula aç mı geliyor, evde şiddet görüyor mu, anne-babasıyla iletişimi nasıl, okulda arkadaşlarıyla sorun yaşıyor mu? Buralara hiç ağırlık verilmiyor. Varsa yoksa test çözmek, sınavda bilmem kaçıncı olmak...
Elbette ailenin de çocuklara dair sorumlulukları var. Ama zaten sorunlar; eğitim sisteminin kötü olması ve genel olarak son yıllarda artan yoksulluk ile şiddet sarmalının içinden bir türlü çıkamıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Ben çalışıyorum, eşim çalışıyor, tek çocuğumuz var. İki kişinin çalıştığı tek çocuklu bir ailede bizim sıkıntı çekmememiz gerekiyor ama durum öyle değil; kira, ev giderleri, çocuğun masrafları derken ay sonu gelmek bilmiyor. Bu durumun içindeyken çocuğu ihmal ettiğimiz anlar olabiliyor. Böyle anlarda “aç değil açıkta değil, şükür” deyip geçiyoruz. Ama çocuğun tek derdi karnının doyması değil; çocuğun oyun oynamaya, merakını gidermeye, dünyayı tanımaya ihtiyacı var. Bu ekonomik koşullarda çocuğun bu ihtiyaçlarını pek gideremiyoruz.
Saldırı olduktan sonra çocuğum uyurken gidip ona baktım ve bir vicdan azabı çektim; “Doğurup kötülük mü yaptım?” diye. Sonraki günlerde düşününce anladım ki suç benim değil; ben kötü bir anne değilim ve elimden geleni yapıyorum. Suç, bizi mahkum ettikleri bu yaşam koşullarında. Bundan kurtulacaksak yine biz kurtulacağız; bizi bizden başka kurtaracak kimse yok.
Fotoğraf: DHA
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















