Ramazan ayıyla beraber Türkiye’deki eğitim sisteminin çürümüşlüğü bir kez daha vitrine çıktı. Okulların süslenmesi, çocuklara oruç dayatılması ve velilerden toplanan erzaklarla kumanya hazırlatılması gibi uygulamalar, hayatın gerçekleriyle taban tabana zıt. Bugün devlet okullarında çocuklar okula aç gidip eve aç dönüyor; boş ekmekle ya da sadece salçalı yufkayla sekiz saati geçirmeye çalışıyor. Beslenme çantasına hiçbir şey koyamayan aileler için özel okul da çözüm değil; zira yoksulluğun ortasında kimsenin dişini sıkacak hali kalmadı.
‘Nerede bu çocuklar?’
Esenyurt’un mahallelerinde bir muhtarın kapısını çaldığımızda manzara netleşiyor: Çocuklar uzun süredir okula devam etmiyor. Zorunlu eğitim kağıt üzerinde 12 yıl olsa da kimse takip yapmıyor. Çocuklar evlerinde ama okula gidemiyorlar; çünkü aileler ekonomik sıkışmışlık yüzünden çocuklarını merdiven altı konfeksiyonlara, sanayi bölgelerine gönderiyor. İşçiler, “Çocuğumuz okusun da büyük adam olsun” hayalinden vazgeçmek zorunda bırakılmış durumda.
Aynı mahallede ne özel ne de devlet kreşi var. Bu durum, çocukları eğitimden, anneleri ise iş hayatından koparıp ev hapsine mahkum ediyor. Bir yanda kadın istihdamı vadedenler, diğer yanda kreşleri kapatarak kadınları dört duvar arasına sıkıştırıyor.
MESEM, çeteler ve erken evlilik riski
Okula gidememek sadece bir eğitim sorunu değil, felaketlerin önünü açan bir süreç. İktidar eliyle adeta bir çocuk mezbahasına dönen MESEM’lerde çocuk işçilik meşrulaştırılırken, kız çocukları için erken yaşta evlilik riski kapıda bekliyor. Eğitimden kopan çocuklar, okul önlerine kadar inen mafya ve çetelerin “kısa yoldan para” vaadiyle hedefi haline geliyor. Bir çocuğun okuldan kopması; yoksulluğun ve çeteleşmenin iktidar eliyle nasıl serbest bırakıldığının özetidir.
Karın doyurmak kimin görevi?
Okullara bir kalıp sabun koymaktan aciz iktidar; Ramazan gelince okulları süslüyor, öğrencileri fişliyor ve itiraz eden öğretmenlere soruşturma açıyor. Bakanlığın yapması gereken, çocukların oruç tutup tutmadığının peşine düşmek değil, eğitime erişip erişemediklerini takip etmektir.
Kendi çocuklarını yabancı okullarda okutanlar, bizim çocuklarımıza bir kase çorbayı çok görüp “şükredin” diyor. Veliden servis parası toplayıp cami gezisine gönderenler, bu paraları kimlerin cebine akıtıyor? Bakanlıkların görevi iftar sofrası fotoğrafı talep etmek değil; çocukların sınıfta da evde de karınlarının doymasını sağlamaktır.
Sorumluluğumuz ortak
Çocuklarımızı bu düzenden korumak zorundayız. Onları MESEM’lerde ölüme gönderenlere, okul yerine sıbyan mekteplerini gösterenlere, uyuşturucu çetelerine karşı her bir çocuğa karşı sorumluluğumuz var. İran’daki okullarda katledilen, Filistin’de eğitimden mahrum kalan, Afganistan’da köle edilen çocuklarla kaderimiz birdir. İnsanca, şiddetsiz ve savaşsız bir yaşamı ancak kendi mücadelemizle kurabiliriz.
Fotoğraf: DHA
İlgili haberler
Eğitim Sen’den 8 Mart çağrısı: 'Örgütlenerek karanlığı aşacağız'
Eğitim Sen Ankara 4 No’lu Şube’nin Sincan Lale Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasında kadınların güvencesiz ve düşük ücretli çalıştırılmasına dikkat çekildi, 8 Mart'a çağrı yapıldı.
Esenyalı’da Ramazan: Sofrada makarna, yolda oruç, mahallede çadırsızlık
Esenyalı gibi büyük işçi mahallelerinde iftar çadırlarının kaldırılması, emekçi kadınları yoksulluk ile utanç arasında bir kıskaca hapsediyor.
Okullarda ramazan etkinlikleri sürerken eğitimde asıl gündem ne? | ÖV-DER ile konuştuk
MEB'in 'Maarifin Kalbinde Ramazan' çağrısıyla birlikte okullardaki etkinlikler sürerken bu gündemi ve eğitimdeki sorunları ÖV-DER Çanakkale Şubesi Başkanı Pınar Bilir Akkuş ile konuştuk.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























