20 Ocak-9 Şubat tarihleri arasında kurulan Kadın El Emeği Pazarı, üç haftada toplam 300 kadın emekçinin katılımıyla gerçekleşti. Üç hafta boyunca aynı meydanda, aynı masaların etrafında çok şey gördük. El emeği ürünler sergilendi ama masaların üzerinde duran sadece boncuklar, ipler değildi; umutlar, ihtiyaçlar ve sessiz sorular da oradaydı.
Bu pazarda en dikkat çekici durum, satıcı ile alıcı arasındaki çizginin inceliğiydi. Tezgahın arkasındaki kadın da önündeki kadın da birbirine çok benziyordu. Gelenlerin çoğu ürünlere “Kime hediye alabilirim?” diye bakmadı; özellikle örgülerin önünde uzun uzun durup “Kaç günde biter?”, “İpi kaça alıyorsunuz?”, “Gerçekten satılıyor mu?” diye sordular. Sorular hediyeye değil, emeğin kazanca dönüşüp dönüşmediğine dairdi. O an fark ettik ki; pazar artık bir alışveriş alanından ziyade bir ihtimali yoklama alanıydı. Tezgahın önündeki kadın, “Ben de yapabilir miyim, mutfağa bir katkısı olur mu?” sorusunu taşıyordu içinde.
Bir kapı aralama çabası
Hikaye çoğu zaman aynı: Artan giderler, daralan bütçeler ve el emeğiyle bir kapı aralama çabası. Bir örgü şalın arkasında bazen koskoca bir geçim arayışı saklıydı. Çadırın içinde yükselen kahkahalar, boncuk ve iğne arasındaki şakalaşmalar işin görünen, neşeli yüzüydü. Ancak o rengarenk stantların arkasında sadece hobi değil; faturalar, mutfak masrafı ve çocukların ihtiyaçları vardı.
Yaptığımız ankete katılan kadınların neredeyse yarısı; parmaklarda sinir sıkışması, göz derecesinde ilerleme gibi fiziksel sorunlar yaşadığını söylüyor. Buna rağmen çoğu, katılma nedenini “aile bütçesine katkı” ve “ekonomik özgürlük” olarak ifade ediyor. İşin en çarpıcı yanı, pek çoğunun sağlık sorunlarına rağmen üretmeye devam etmesi. “Biraz dinlen” denmesi gereken yaşlarda, “Bir şeyler daha yapayım” telaşındalar.
Emeğin meydanı
Son dönemde bu pazarlara katılan kadın sayısındaki artış, sadece el becerisinin yaygınlaşmasıyla açıklanamaz. Bu tablo, ev ekonomisinin giderek daha fazla kadının omuzlarına yüklenmesinin sonucudur. Kermesler artık sadece birer pazar yeri değil; kadınların görünmeyen emeğinin görünür olduğu, birbirine tutunarak ayakta kalmaya çalıştığı alanlardır.
Evet, burada güçlü bir dayanışma, sarsılmaz bir kız kardeşlik bağı var. Ancak kahkahaların arasına dikkatle kulak verince şu gerçek yankılanıyor: Kadınlar bu meydanda sadece üretmiyor, derinleşen yoksulluk karşısında nefes alacak bir alan açmaya, her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışıyor.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Ekmek ve Gül dergisi Mart 2026 sayısı
Sömürüye ve şiddete dayalı bu düzene karşı yüz yılı aşkın süredir eşit işe eşit ücret, insanca yaşam koşulları için mücadele eden kız kardeşlerimizi anıyor; mücadelemizi büyütüyoruz.
Şiddete, yoksulluğa, savaşa karşı mücadelemiz var!
Dergimiz de bu sayıda, 8 Mart alanlarında yükselen talepleri kadınların kendi sözleriyle tartışıyor. 8 Mart sonrasında da mücadelenin ateşini büyütmek için tüm işçi ve emekçi kadınlara sesleniyor.
Tüm dünyayı saran emperyalist barbarlığa karşı mücadeleye!
Bugün ‘ateş düştüğü yeri yakar’ söylemini çoktan geride bırakmış durumdayız. Ateşin düştüğü yeri değil, hepimizi yaktığı bir dönemden geçiyoruz.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















