Okullarda ramazan etkinlikleri sürerken eğitimde asıl gündem ne? | ÖV-DER ile konuştuk
MEB'in 'Maarifin Kalbinde Ramazan' çağrısıyla birlikte okullardaki etkinlikler sürerken bu gündemi ve eğitimdeki sorunları ÖV-DER Çanakkale Şubesi Başkanı Pınar Bilir Akkuş ile konuştuk.

Milli Eğitim Bakanlığının “Maarifin Kalbinde Ramazan” çağrısıyla birlikte okullarda başlayan etkinlikler, eğitimde laiklik tartışmasını yeniden ve daha sert bir biçimde gündeme taşıdı. Oruç tutmanın özendirilmesi, dini içerikli programlar, sınıfların ve koridorların ramazan temalarıyla donatılması…

Uygulamaya kurumsal olarak itiraz eden Öğrenci Velileri Derneği (ÖV-DER) Çanakkale Şubesi Başkanı Pınar Bilir Akkuş ile Milli Eğitim Bakanlığının bu uygulamalarını ve velilerin tepkilerini konuştuk. Akkuş, derneğe ulaşan başvurular, sahadaki gözlemler ve örgütlü bir veli perspektifi üzerinden, bu uygulamaların laik eğitim, çocuk hakları ve pedagojik sınırlar açısından ne anlama geldiğini değerlendirdi.


Fotoğraf: Pınar Bilir Akkuş

Milli Eğitim Bakanlığının çağrısıyla okullarda gerçekleştirilen “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir veli olarak bu uygulamalar sizde nasıl bir izlenim bıraktı?

Genel olarak Milli Eğitim Bakanlığının uyguladığı pek çok projeye eleştirel bir yerden baktığımızı söyleyebilirim. Bizler ÖV-DER Çanakkale Şubesi olarak, çocuklarımızın okulda yaşadığı sorunlar nedeniyle bir araya geldik ve bir dernek kurmaya karar verdik. Aslında 2019 yılında bir veli derneği oluşturulmaya çalışılmıştı ancak sürdürülebilir olmadı. Biz de bu ihtiyacı yeniden örgütleyerek Ankara merkezli bir yapının Çanakkale şubesi olarak çalışmalarımıza başladık.

Ailemde öğretmen oranı oldukça yüksek; dedem Köy Enstitüleri mezunu ve Türkiye’nin ilk eğitmenlerinden biri. Dolayısıyla eğitim politikalarını yakından takip eden bir geçmişten geliyorum. Ancak uzun süredir eğitimin bilimsel ve laik temellerinden uzaklaştırıldığına dair güçlü bir gözlemim var. Anayasa’da tanımlanan eğitim anlayışının ötesine geçen, dini referansların giderek daha belirgin olduğu bir yönelim söz konusu.

Örneğin çocuklarımız ilkokul dördüncü sınıfa başladığında, din dersleriyle birlikte imam hatip okullarına dair yoğun bir tanıtım süreciyle karşılaştık. Broşürler dağıtıldı, tanıtım videoları izletildi, övgü dolu anlatımlar yapıldı. Çocuklar okulda sunulan bilgileri doğru ve güvenilir kabul ederler; öğretmenleri onlar için rol modeldir. Bu nedenle bu tür yönlendirmeler çocukların tercihlerinde etkili olabiliyor.

Bu durum aile içinde de çatışmalara yol açabiliyor. Çocuk, bu yaşananları ideolojik bir mesele olarak görmez; kendisine sunulan alternatifi cazip bulabilir. Ancak biz veliler açısından bunun pedagojik, psikolojik ve laik eğitim ilkeleri bağlamında sorunlu yönleri var.

Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli vakıf ve derneklerle yaptığı protokoller de bu süreci destekliyor. Ramazan etkinlikleri bunun bir parçası. Bunun dışında da farklı vakıflarla yapılan projelerle benzer içeriklerin okullarda sürekli gündemde tutulduğunu görüyoruz.

Bizler çocukların pedagojik gelişimini ve eğitimde laiklik ilkesini öncelikli görüyoruz. Bu nedenle bu tür uygulamalara karşı eleştirel bir tutum içerisindeyiz. Sürekli “Ne oldu, çocuklar bugün ne yaşadı?” diye takip etmek zorunda kalmak, hem aile-çocuk-okul ilişkisini zorluyor hem de veliler açısından psikolojik bir yıpranma yaratıyor.

‘Tartışmaya çocuk hakları perspektifinden yaklaşıyoruz’

Çevrenizdeki veliler, özellikle kadınlar, bu etkinlikler hakkında neler söylüyor? Destekleyenler ve kaygı duyanlar hangi noktalara dikkat çekiyor?

Buna örgütlü bir şekilde karşı duruş var diyemem. Ancak benim kendi arkadaş çevremde ve içinde bulunduğumuz örgütlü yapıdaki arkadaşlarımız arasında konu ilk duyulduğu andan itibaren bir refleks gelişti. Birçoğumuz hemen okullarımıza dilekçe verdik ve çocuklarımızın bu etkinliklere katılmasına izin vermediğimizi bildirdik.

Açıkçası, verdiğimiz dilekçeler karşısında okul yönetimlerinden ciddi bir itirazla karşılaşmadık. “Neden katılmıyor?” ya da “Niye böyle bir karar aldınız?” şeklinde bir sorgulama yaşanmadı. En azından bizim deneyimimiz bu yönde oldu.

Bu konuyu veli ve öğrenci gruplarında da paylaştık. Aslında daha önce bu tür hassas meseleleri gruplarda gündeme getirdiğimi hatırlamıyorum. Çünkü hem dini hem pedagojik boyutu olan konular, insanların önem verdiği ve kolayca kırılganlaşabildiği başlıklar. Bu nedenle çok tartışmaya açılmasını da doğru bulmuyorum. Ancak bu kez, gönüllülük esasına dayandığı söylenen bir uygulama söz konusu olduğu için, velilerin itiraz hakkı olduğunu hatırlatmanın önemli olduğunu düşündük. Bakanlık bu projelerin gönüllü olduğunu ifade ediyorsa, veliler de çekinmeden bu hakkı kullanabilmelidir.

Derneğimizde psikolog olan bir arkadaşımız da var. Onun da ana sınıfına giden bir çocuğu bulunuyor. Özellikle üç-altı yaş grubunda bu etkinliklerin oldukça aktif biçimde uygulanmaya başlandığını belirtti. Bu yaş grubundaki çocukların gelişimsel özelliklerine dikkat çekerek, söz konusu içeriklerin pedagojik ve psikolojik açıdan uygun olmadığını ifade etti. Çocukların henüz soyut kavramları algılama ve anlamlandırma düzeyinde olmadığını, bu nedenle böyle bir sürecin içine dahil edilmelerinin doğru olmadığını söyledi. Hatta bu görüşlerini anlattığı bir ses kaydı hazırladı ve biz de bunu kendi gruplarımızda paylaştık.

Biz meseleye daha çok bilimsel, pedagojik ve çocuk hakları perspektifinden yaklaşıyoruz. Tartışmanın da bu zeminde yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Okulların dini motiflerle süslenmesi, oruç tutmanın özendirilmesi gibi uygulamalar sizce eğitim ortamını nasıl etkiler?

Açıkçası hiç olumlu etkilemez. Bu uygulamaların tamamını yanlış buluyorum. Kendi okullarımızda birebir karşılaşmadık belki ama özellikle sosyal medyada paylaşılan görüntülere baktığımızda insanın aklı karışıyor: Bir okula mı giriyoruz, yoksa bir ibadethaneye mi? Eğitim kurumlarının kimliği ile bu tür görsel ve içeriksel düzenlemeler arasında ciddi bir uyumsuzluk olduğunu düşünüyorum.

Üstelik meseleye sadece laiklik ya da kamusal alan açısından değil, inananlar açısından da bakmak gerekiyor. Dinin bu şekilde kamusal alanda görselleştirilerek, adeta popüler kültür malzemesine dönüştürülmesini doğru bulmuyorum. Bu durumun, dine atfedilen değerleri yücelten değil; aksine sıradanlaştıran ve değersizleştiren bir etkisi olduğunu düşünüyorum. İnanç; gösteri, süsleme ya da vitrin düzenlemesi üzerinden değil, bireyin kendi iç dünyasında anlam bulan bir alan olmalı.

Özellikle yardım, bağış ya da oruç gibi pratiklerin sosyal medyada teşhir edilmesi de ayrıca sorunlu. “Ben şunu bağışladım”, “Benim çocuğum bunu getirdi” gibi paylaşımlar, çocuklara verilmesi gereken değer eğitiminin ruhuna aykırı. Yardımın gizliliği, mahremiyeti ve içtenliği gibi temel etik ilkeler göz ardı ediliyor. Bunlar bir öğrencinin, bir öğretmenin ya da bir okulun doğrudan gündemi olmamalı.

Biz bu süreci yalnızca eleştirmekle kalmadık; söz konusu genelgenin geri çekilmesi gerektiğine dair bir basın açıklaması yaparak görüşümüzü kamuoyuyla paylaştık. Çünkü eğitim ortamının, tüm çocuklar için eşit, kapsayıcı ve pedagojik ilkelere uygun bir çerçevede kalması gerektiğine inanıyoruz.

Çocuklar ötekileştirilmiş hissediyor

Çocuğunuzun bu tür etkinliklerin bir parçası olması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir veli olarak beklentiniz nedir?

Çocuk da kendisini ayrışmış, ötekileşmiş hissediyor. Bu duygusunu açıkça dile getirmekten çekiniyor. Bizler dilekçelerimizi okul müdürlüklerine ilettik ve yetkililer de “Çocuğunuz katılmak istemediğini söyleyebilir, bir gerekçe sunmasına gerek yok” dediler. Ancak bu, sınıfta bir ya da iki çocuk olsa bile, otuz kişilik bir ortamda çocuğun bunu dile getirme cesaretini bulabileceği anlamına gelmiyor. Çocuk, kendisini rahat ifade edebilecek mi, okulda güvenli hissedecek mi, bunları da düşünüyoruz.

Biz bu konuyu sadece bir “ramazan geleneği”ne uyum sağlamak olarak görmüyoruz. Hatta tam tersine, atfettikleri değerler ve bunları koruma çabaları, çoğu çocuğu yalan söylemeye yönlendirebiliyor. Çünkü ailede böyle bir şey yoksa, çocuk yalnız hissetmemek için “evet, yaptım” diyebiliyor. Bu çok doğal bir durum. Çocuk, doğruyu söylemenin yüceltilmeye çalışıldığı bir ortamda, gerçekçi olmayan beyanlarda bulunabiliyor. Bu da “Yalan söylersem var olabilirim, kabul görebilirim” algısını çocuğa işliyor.

Bu konuların okulda tartışılır hale gelmemesi; yapılmış mı, yapılacak mı, izin verdim mi, vermedim mi gibi kavramların gündeme bile gelmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz, böyle bir tartışma boyutuna hiç girilmemiş olmasını umut ederdik.

Türkiye’de eğitim ve laiklik tartışmaları yeniden gündemdeyken, sizce okullar nasıl bir yaklaşım benimsemeli?

Bence okullar, Anayasa’da yazan çerçeveye uygun bir yaklaşım benimsemeli. Sonuçta bir Anayasa’mız var ve eğitim sendikaları da bu konuda birçok maddeye atıfta bulunuyor. Anayasa’nın dördüncü maddesinde açıkça belirtiliyor: Laiklik esastır, özellikle kamusal alanlarda. Bu, inançları reddetmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, toplumu bir arada tutmak ve çatışmaları önlemek için gerekli bir değer. Devletin görevi de tam olarak bu çatışmalardan toplumu uzak tutmak ve toplumsal bir aradalığı korumak olmalı.

Ne yazık ki günümüzde, eğitim üzerinde kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı politikalar var. Bu politikaların, sistemlerin ve yönlendirmelerin bizi sağlıklı bir noktaya götüreceğine inanmıyorum.

Aslında burada yapılabilecek önemli bir şey var: Bu durumu sosyolojik bir bakışla gözlemlemek ve toplumun gerçekliğini kabul etmek. İnsanların artık sadece kendi inançları ya da kültürel ritüelleri için değil, toplumsal baskı ve kutuplaşma nedeniyle bu etkinliklerden uzaklaştığını görmek mümkün.

Veliler örgütlü bir şekilde itiraz etmeli

Ramazanla ilgili envai çeşit pano, süsleme, davul çaldırma, her teneffüs ilahi dinletme, sürekli gündemde, Çanakkale’de böyle bir şey var mı?

Evet, Çanakkale’de okullarda hazırlanan ramazan panoları var. Mesela Güzel Sanatlar Lisesinin müzik bölümü bu hafta bir ilahi dinletisi gerçekleştirecek. Kendi kızım üç yaşında ve gittiği kreşten bir mani göndermişler, bunu ezberlemesini istemişlerdi. Okullarda, iftar sohbetleri adı altında sürekli etkinlikler düzenleniyor.

Ama Çanakkale’de hâlâ çok uç örneklerle karşılaşmadık; ilahi dinletisi gibi etkinlikler nadir. Tabii bu çok kişisel bir konu; öğretmenin kendi kimliği ve yaklaşımı, sınıfta neyi ne kadar anlattığını etkiliyor. Çocukları bu tür etkinliklerden uzak tutmaya çalışan öğretmenler olduğu gibi, tam tersi gönüllü olmayan öğretmenleri ve öğrencileri zorlayanlar da var.

Bence asıl sorun burada başlıyor: Gönüllülük meselesi. ‘Bu zaten gönüllü’ deniliyor ama gönüllü olmayan bir çocuğu ya da öğretmeni buna zorlamak doğru değil. Bu durumda gönüllülüğü hangi çerçevede ele alacağımız sorusu ortaya çıkıyor.

Biz henüz ciddi bir baskıyla karşılaşmadık. Karşılaşmamamızın nedeni de insanların itiraz edebilme haklarını kendilerinde görmemesi olabilir. Okullarda bir uygulama varsa, insanlar buna uymayı tercih ediyor. Ancak bunu fark etmek ve yanlış olduğunu anlamak çok önemli. Ve en önemlisi, insanlar itiraz edebileceklerini bilmeli ve bu cesareti gösterebilmeliler. Çünkü her kabul ettiğimiz politika bizi farklı şekillerde geriye götürebiliyor.

ÖV-DER’in dışında örgütlü olmayıp rahatsızlık duyan ailelere bir öneriniz var mı?

Kesinlikle velilerin örgütlenmesi gerektiğine inanıyorum. Hatta şunu düşünüyorum: Bu derneklerin, yani veli derneklerinin, okul aile birlikleri gibi okullarda resmi bir yeri olmalı. Okullarda bağımsız denetim yapabilmeleri bence çok önemli.

Eskiden okula teslim etmek ve okuldan almak, bir güven unsuru gibi görünüyordu. Çocuğumuzun okulda güvende olduğunu düşünüyorduk; öğretmene teslim etmenin bir güvenliliği vardı. Ama artık bu güvenlik duygusu yok. Sürekli tedirgin oluyoruz: “Okulda ne yaşandı, ne bitti?” Çocuğumuzun okulunda neler anlatıldığını sorguluyoruz.

Bence bu nedenle örgütlü bir veli hareketi kesinlikle gerekli. Bizim derneğimiz, siyasi bir bakış açısıyla değil, laik, anayasal, çağdaş ve bilimsel bir eğitimden yana bir tutumla faaliyet gösteriyor. Ama bunu bir siyasi görüş olarak görenler de olabilir. Önemli olan şunu bilmek: Bu süreçte yer almak isteyen herkes buyursun, gelsin ve birlikte mücadele edelim. Çünkü ancak böyle örgütlü bir karşı duruş, mevcut politikalara karşı etkili olabilir.

Eğitime dair konuşulması gereken çok şey var
Eğitimin başka hangi sorunları var? Bu konuda derneğiniz ve içerisinde bulunan kadınların düşünceleri nelerdir?
Eğitimdeki sorunlar saymakla bitmez. Aslında sıralamak lazım. Öncelikle, yıllardır okullarda bir öğün sağlıklı ve ücretsiz yemek talebi var; peki bu neden reddediliyor? Bunu sağlayacak bütçe neden ayrılmıyor? Çelişkili bir durum var: Bir tarafta herkese ramazan kolileri hazırlanıyor, ama bu kolileri kimin bütçesiyle hazırlıyorlar? Veliler sürekli bu bütçeleri sağlamak mı zorunda? MEB bu çocuklar için hangi bütçeyi sunuyor, merak ediyoruz.
Çanakkale’de örnek olarak Atatürk Mahallesi’ni verebilirim. Burada Roman aileler yaşıyor ve onlara imkan sunulmadığı sürece zaten eğitimden uzaklaşıyorlar. Şehrimizde, burnumuzun dibinde 40-50 öğrenci hâlâ eğitimden uzak. Çocuk gelmediğinde bunun bildirimi yapılıyor ama bu çözüm değil. Servis talebimiz oldu; ancak taşımalı eğitim kapsamına girmiyor ve bütçe yok. Sürekli çözümsüzlük yaratılıyor.
Biz dernek olarak aracı olabiliriz: Sorunları tespit edip yetkili mercilere iletmek ve çözüm üretmeye çalışmak. Ancak servis sağlama ya da maddi kaynak sunma imkanımız yok. Öte yandan, okullarda yemek yiyecek alan bile yok; çocuklar kaldırım kenarlarında yemek yemek zorunda kalıyor. Yeni yapılan okullar gerçekten depreme dayanıklı mı? Kullanım alanları, sınıflar ve ortak alanlar eskiye göre daha küçük. Bu durum, eğitimde ciddi yapısal sorunlara işaret ediyor.
Okullarda artan sınıf ihtiyacı, dönüştürülen atölyeler, rehberlik servislerinin mekânsızlığı, personel eksikliği ve güvenlik sorunları… Eğitim alanında uzun süredir dile getirilen yapısal problemler, çözüm beklemeye devam ediyor.
Nitelikli eğitim aşındırılıyor
Okullardaki toplu kullanım alanlarının eksikliği, eğitim sisteminin en temel sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Yeni sınıf ihtiyacı doğduğunda ilk dönüştürülen alanlar laboratuvarlar, müzik ve resim atölyeleri ya da spor salonları oluyor. Oysa bu alanlar öğrencilerin çok yönlü gelişimi için hayati önem taşıyor. Eğitim için özel olarak planlanmış mekanların hızla standart sınıflara çevrilmesi, nitelikli eğitimin alanını daraltıyor.
Bir diğer kritik başlık ise rehberlik servisleri. Okullara danışman atamalarından söz edilse de pedagojik yeterliliğe sahip rehber öğretmenler çoğu zaman kendilerine ait bir oda dahi bulamıyor. Rehberlik servisi; öğrencinin okulda yaşadığı akademik, sosyal ve psikolojik sorunları güvenle paylaşabileceği bir alan olmalı. Ancak birçok okulda bu hizmetler, fiziki yetersizlikler nedeniyle dar ve işlevsiz mekanlara sıkıştırılmış durumda.
Personel sorunu sürüyor
Personel planlamasında yaşanan çelişkiler de dikkat çekiyor. Bir tarafta norm kadro fazlası olduğu ifade edilirken, diğer tarafta öğretmen açığı sürüyor. Bu durum, eğitim politikalarında bütünlüklü bir planlama eksikliğine işaret ediyor. Bununla birlikte okullarda temizlik personeli sorunu kronikleşmiş durumda; birçok okul sürekli personel arayışı içinde.
Geçmişte okullarda kadrolu temizlik personellerinin bulunması, yalnızca temizlik hizmeti değil, aynı zamanda bir güven unsuru anlamına geliyordu. Sürekli değişen personel yapısı ise okul ortamındaki güven duygusunu zedeliyor. Kimin gelip gittiğinin bilinmemesi, özellikle öğrencilerin bulunduğu kamusal alanlarda ciddi bir güvensizlik hissi yaratabiliyor.
Eğitim sisteminde bu kadar temel sorun varken, tartışma gündemi çoğu zaman farklı başlıklara kaydırılıyor. Fiziki koşulların iyileştirilmesi, temizlik ve personel eksikliklerinin giderilmesi gibi somut talepler yeterince karşılık bulmazken, politik tartışmalar daha görünür hale geliyor.
Son olarak yetkililere açık bir çağrımız var: Milli Eğitim Bakanlığı ve il müdürlüklerinin asli görevlerine odaklanması, okulların temel ihtiyaçlarını karşılaması ve öğrenciler için güvenli, nitelikli eğitim ortamları oluşturması gerekmektedir.
Velilerden şu an için doğrudan iletilmiş özel bir talep bulunmadığı belirtilse de sahadaki yapısal sorunların aileleri de yakından ilgilendirdiği açıkça görülüyor.
Eğitimde asıl konuşulması gereken; fiziki koşullar, personel eksikliği ve öğrencinin güvenliğidir.

Fotoğraf: MEB

İlgili haberler
‘Ramazan kolisine muhtaç eden iktidarın kendisi’

‘Seçim atmosferinin mahallede eskisi gibi olmadığını söylüyor kadınlar. En çok ‘yoksulluğun biteceği’ vaadi veriliyormuş iktidar cenahı ve diğer sağ partiler tarafından.’

MEB’in öğüdü İzmir köfte, gerçekler ekmek arası peynir

Bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek talebi güncelliğini korurken MEB'in sitesindeki "sağlıklı beslenme menüsü" aylık yaklaşık 6 bin 450 liraya denk düşüyor. Kadınlar, 'Bizimle dalga geçiyorlar' diyor.

Tarikat, cemaat, AKP ve geleceğimiz

Çocuklarla evlenmenin meşrulaştırılması, taciz ve tecavüzün suç listesinden çıkarılması, kadınların açık pazarlarda meta olarak satıldığı karanlık bir çağ, bu yapılarca el oğuşturarak beklenmektedir.


  • EN SON
  • ÇOK OKUNAN
  • ÖNERİLEN

Editörden