Maarifin kalbinde ramazan: Çocuklar okulda aç kalıyor
MEB’in kültürel miras adı altında okullara dayattığı ramazan etkinlikleri, Mamaklı kadınlar arasında yoksulluk, ayrımcılık ve biat kıskacında tartışılıyor.

MEB ve ilçe eğitim müdürlüklerinin ramazan etkinlikleri olarak sunduğu uygulamalar, Mamaklı kadınlar arasında sıcaklığını koruyan gündemlerden. Okul çıkışında çocuklarını almayı bekleyen velilerin “Akşama iftarla ilgili ne ödev verecekler?” sorularına “En çok çocuklara yazık oluyor” cümleleri ekleniyor. Kadınların öğretmenlerden bilgi aldıkları WhatsApp gruplarının çoğu ise her hafta başka bir ramazan içeriği ile doluyor. Bazen öfke, bazen kafa karışıklığı olarak tartışmalar cereyan ediyor. Konuyu konuştuğumuz her kadın ya verdiği örnekte ya da yaptığı eleştiride tek bir şey söylüyor: “Çocuklar okulda aç kalıyor.”

Bu senenin kalabalık gündemleri arasında iktidarın ihtiyacı üzerine kurulan “Maarifin Kalbinde Ramazan” neyi hedefliyor? MEB tarafından okullara gönderilen direktiflerde uygulamalar; “kültürel mirası yansıtan, paylaşma ve birlikte olma bilincini güçlendiren” sözleriyle nitelendiriliyor. Gönderilen yazıda uygulamaların Anayasa’ya uygunluğu tarif edilirken üstüne kanuni gerekçeleri sıralanıyor. Akın Gürlek’e koltuğunu devreden eski Adalet Bakanının her soruya söylediği “Türkiye hukuk devletidir” cümlelerine benzer şekilde MEB’in yazısında da ramazan etkinlikleri ile hukuk devleti ilişkisinin altı çiziliyor.

‘Eve nohut alamazken çocuk mahcup olmasın diye borçla aldım’

Peki, Bakanlık yazısında ifade edilenler ile gerçek uyuşuyor mu? Bu soruya en büyük “Hayır!” cevabı da sohbetlerimiz arasında kadınların örneklerinden çıkıyor. Anaokulu öğrencisi kızının, “Anne sen neden oruç tutmuyorsun? Diğer annelerin başörtüsü var, sen neden takmıyorsun?” sorularıyla yüz yüze kalan bir kadın, “Çocuğu bu ikilem arasında kalmaması için okula göndermemeyi bile düşündüm” diyor. Ramazan kolisi yapma görevinde payına bir kilo nohut almak düşen bir öğrencinin velisi “Eve daha nohut alamıyoruz, çocuk okula mahcup gitmesin diye borçla nohut aldım” diyor.

“Alevi olduğumuzu, inancımızın başka olduğunu öğretmenine söyleyemediği için ağlayan çocuklar var” diyen bir kadına; “Veliler arasında mezhepsel farklar üzerinden kavga çıkarıyorlar. Başka inançtan olanlar çocuklarının başına bir şey gelmesin diye sesini çıkaramıyor” sözüyle başka bir kadın ek yapıyor. Eğitim masraflarının pahalılığında, hafta içi yaşanan beslenme çantasına ne konulacak krizlerinin ortasında kadınlara ve öğrencilere yeni bir sınav yüklenmiş oluyor.

‘Aynı sofralarda aç kalanların ortaklığına göz dikiyorlar’

“Çocukların beslenme hakkını sağlamayan Bakanlığın ne oldu da çocuklara ve ailelere ‘ramazan fedakarlığını’ öğretme derdi türedi?” diye de soralım. “Türedi” diye sorarken elbette geçmişten bu yana eğitimdeki gerici uygulamaları es geçmeyelim. İktidarın devamcısı bir nesil yaratma aracı olarak dindar eğitim modelleri, AKP hükümetlerinde yıllardır karşımıza çıkıyor. Son süreçte daha da saldırganlaşan “kindar-dindar nesil” hedeflerine el artıran uygulamalar ise tesadüf değil.

Saray iktidarının “iç cepheyi güçlendirme” argümanı, eğitimi de cephenin tuğlalarından biri olarak ele alıyor. Dış ve iç düşmanlarla dolu bir ülke tasviri ile aynı gemide olma iddiaları AKP’li mahalle sözcülerinin ağzında. Ama bir yandan da “aynı gemide olmayı reddeden” toplumsal kesimler de yafta ile “terörist” ilan ediliyor. “Kim düşman, kim dost olacak?” ayrımında iktidar; dini ve manevi değerleri bir araç olarak kullanmaktan geri durmuyor. “Paylaşmak, dayanışma, fedakarlık” gibi kavramlarla süslenen etkinlikler, toplumsal öfkenin yönünü dini ayrımlara doğru yönlendirme derdinde. Siyasal-ekonomik baskılarını artıran tek adam yönetimi; kendisine yönelen toplumsal huzursuzluğun bütünlüğünü kırma çabasında. Ramazanda oruç tutanlar-tutmayanlar olarak yapılan ayrım; aynı sofralarda aç kalanların ortaklığına göz dikiyor.

İktidar yasaları kendine göre anlamlandırıyor

Böylece bu göz dikmenin en çok üzerinde tepindiği kavramlardan biri de laiklik oluyor. Anayasa’da muğlak bir ifade olarak geçen laiklik, ramazan etkinliklerinin MEB tarafından düzenlenmesinin gerekçesi haline bile getirilebiliyor. İktidar; konu çıkarları olunca Anayasa’yı da yasaları da kendine göre anlamlara sokuyor. Üstüne bir de “hukuk devletinin gerekleri” açıklaması eklenince her şey kuralına uygunmuş gibi sunuluyor. Gerçi bu durumu işçi ve emekçiler; eşitlik, gösteri hakkı veya sendikal haklar konusunda da yaşıyor. İktidarın ve uzantılarının dilediğine göre biçimlendirilmeye çalışılan bir haklar tablosu var karşımızda.

Buna karşı gerçek laiklik, demokrasinin temel dayanaklarından biri olarak savunmamız gereken bir olgu. Çocukları birbirine küstüren, dini ve mezhepsel ayrımlarla düşmanlaştıran uygulamalara karşı eşit ve bilimsel eğitimin dayanağı laiklikle ilişkili. Kimi konuşmalarda geçen “O zaman Alevi gelenekler de öğretilsin” ya da “Tüm ibadethanelere gidilsin” örneklerinin de eşitlikçilikten öte laiklik dışı uygulamaların bir yüzü olduğunu bilmeliyiz. Ki bu örneklerin savunulması da iktidarın istediği bir zemine işaret ediyor.

Ezcümle; mahalleli kadınların şunu fark etmesi gerekiyor: Çocuklara bir öğün beslenme vermemeyi takdir yetkisine alan MEB’in, çocukları oruçlarla ve manevi değerlerle aç bırakması arasında siyasal bir ilişki var. Bu ilişki; çocukları ve aileleri yoksulluk koşullarında yaşamaya mecbur bırakırken yarının yetişkinlerine de şimdiden biat etmeyi salık veriyor. Bu nesil dizaynına karşı gerçek laiklik mücadelesi dünden daha elzem hale geliyor.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Okullarda ramazan etkinlikleri sürerken eğitimde asıl gündem ne? | ÖV-DER ile konuştuk

MEB'in 'Maarifin Kalbinde Ramazan' çağrısıyla birlikte okullardaki etkinlikler sürerken bu gündemi ve eğitimdeki sorunları ÖV-DER Çanakkale Şubesi Başkanı Pınar Bilir Akkuş ile konuştuk.

Öğretmenler endişeli: Ramazan etkinlikleri okullarda dışlanmayı artırıyor

Sincan ve Etimesgut’ta görev yapan kadın öğretmenler, okulların ibadet alanına dönüştürülmesinin laik eğitimi zedelediğini ve öğrencileri ‘öteki’ haline getirdiğini vurguluyor.

Okulda açlık, mahallede çocuk işçilik, tek derdimiz ramazan süsleri!

Yoksulluk nedeniyle okuldan kopan çocuklar merdiven altı atölyelere, çetelerin kucağına ve çocuk mezbahası MESEM’lere itilirken; devlet ‘Bu çocuklar nerede?’ diye sormuyor.


Editörden