Müdürün ‘huzur’ selfiesi, Gülhan’ın kahkahası, Ayşe’nin oğlu
Aylarca zorla mesaiye bırakıldılar, çocuklarının yüzünü bile göremediler. Uğradıkları taciz önemsenmedi. Esenyurt’tan depo işçisi kadınlar anlatıyor.

Biz Esenyurt’ta büyük bir tekstil firmasının deposunda çalışan kadınlarız. Çalışma alanımız olabildiğince iyi ve güzel, her hakkımızı veren bir fabrika olarak gösterilmeye çalışıyor fakat hiç de öyle bir yer değil. Pandemi sonrası çalışma koşulları olabildiğince sıkılaştı. Bizler hem evde hem işte çalışan makineler olarak görülmeye başlandık. Hatta durum şöyle ki; iki ay zorunlu mesailere kaldık. Vardiyalarımız dönmedi. Gece vardiyasında bile mesai zorunluluğu devam etti.  

14 ve 11 yaşında iki çocuk annesi bir arkadaşımız bir gün toplantıda “Ben mesaiye kalmak istemiyorum. Yoluyla birlikte tam 14 saat fabrikada vakit geçiriyorum ve çocuklarımın önüne son 2 haftadır kahvaltılıktan başka bir şey koyamıyorum. Artık kahvaltılık da kalmadı, ben eve gitmek zorundayım” dedi. O gün aralarda sohbet ederken, okulların kapalı olduğunu ve çocuklarının o eve gidene kadar bilgisayar başından kalkmadığını, buna çok üzüldüğünü söyledi. Hatta öyle ki çocuklar arkadaşımızın yaptığı yemekleri bile yemiyorlarmış ve evde saatlerce aç kalıyorlarmış. Sonrasında bir cümle daha ekledi; “Ben çocuklarımı okutmak, onlara güzel bir gelecek kurabilmek için çalışıyorum, bu fabrikada meslek hastalıklarım oluştu ve o çocuklar ben onlarla ilgilenemediğim için ne durumda kim bilir... Allah’a emanet edip çıkıyoruz evden. Okurken neyse de, şimdi okul da yok ve ben ne yapacağımı hiç bilmiyorum.” Evet dedik, anlıyoruz. Farkındayız. Ama bu neyi değiştirir ki...

Mesailer için resmen tehdit edildik. Bir gün yine hafta sonu izinlerinin iptal olduğunu duyduk. Birimiz dedik “Benim misafirim var”, diğerimiz dedik “Benim çocuğum hasta”, biri dedi ki “Artık mecalim yok çalışmaya”… Usta başı ikna çalışmalarına başladı… “Asla çalışmayacağız” dedik, çünkü ikinci aya girdik mesailerle, artık kararlıyız hepimiz. Herkes öyle planlar yapmış ki; biri çocuğuyla çizgi film izleyecek, diğeri evi temizleyecek, bir arkadaşımız saçını boyatacak. Derken geldi müdür beyimiz. “Hepiniz mesaiye kalmak zorundasınız. Gelmeyene cezai işlem yaparım” dedi ve terk etti çalışma alanını. Biz mecburen geldik çalışmaya. O gün molada sosyal medyaya bir girdik; ustabaşımız ve müdürümüz ormanlık bir alana gitmişler ve “Oh huzur” yazmışlar bir de fotoğrafın altına. Bize çalışmak düştü.

TACİZ SADECE FİZİKSEL Mİ?  

Bizim çalışma alanımızda kadından çok erkek arkadaşlarımız var. Bazı erkek arkadaşlarımız iyi ama bazıları içten pazarlıklı. Genç kadın arkadaşlarımızı sosyal medyadan eklemeler, onların giyindiklerine bakmalar etmeler... Evet fabrika büyük ve kalabalık, bugüne kadar da fiziksel bir taciz olduğunu duymadık. Fakat sosyal medyadan eklemek, arkadaşlarına anlatmak ve gözleriyle rahatsız etmek oldukça fazla. Özellikle güzel giyindikleri zaman o gözler genç kadınların üzerinden hiç ayrılmıyor. Daha gencecik kızlar erkeklerin kötü gözlerine maruz kalıyor ve eve gittiklerinde rahatsız ediliyorlar. Bir gün dedik, bu böyle olmaz, gidip insan kaynaklarına şikayet edelim. Ettik ama “Sosyal medyada kimse kimseye karışamaz, burada olan herhangi bir taciz yok” dedi gözümüzün içine bakarak. Bir hafta sonra 22 yaşındaki iki kadın arkadaşımızın bölümünü değiştirdiler. Erkekler aynı yerde aynı şeyleri yapmaya devam etti.

Bir sabah hep beraber çay içerken bir baktık, Gülhan abla sinirlenmiş oturuyor. ‘Ne oldu’ diye sorunca Gülhan abla, yanımızdan kalktı gitti. Ardından aynı serviste olan Hande anlattı durumu. Bir önceki gün serviste Hande, Gülhan ablayı güldürmüş. Gülhan abla biraz sesli gülünce, Gülhan ablanın eşi de sinirlenmiş ve evlerinin durağına geldiklerinde, uyuyakalan Gülhan ablayı uyandırmadan inmiş servisten. Hande’nin durağına gelince fark etmiş Hande, ama Gülhan’ın evi çok uzakta kalmış. Düşünsenize, gece vardiyasından çıkmış, işin verdiği yorgunluğun üzerine bir de uyku eklenmiş, zaten kadın kim bilir ne kadar bitkindir, bir de eve dönmek için uğraşacak… Kendi aramızda konuştuk, üzüldük ama Gülhan ablanın yanında olamadık, bildiğimizi öğrenirse Hande’ye çok kızar diye düşündük.

ANNE OLMAK NE KADAR ZOR!
34 yaşında, eşinden boşanmış bir arkadaşımız 8 yaşındaki çocuğu ile hayata tutunma kavgası veriyor. Üç vardiya çalışıyor ve çocuğa bakacak kimse olmadığı için tek başına evde bırakıp geliyor çalışmaya. Ocağı açmasın diye sandviç yapıp bırakıyor. Saat başı telefon edip, kontrol ediyor. Geçim, kira, faturalar, okul masrafları derken kıt kanaat geçinmeye çalışıyor. Geçen gece vardiyasında, saat 03.26’da hiç unutmuyoruz, iş yerinden ağlayarak bir çıkışı var eli kalbinde… Çocuk evde telefonu düşürüp kırmış, sonra dışarıya çıkıp güvenlikten annesini aramasını istemiş. Gecenin bir yarısı 8 yaşında bir çocuğun dışarıda başına neler gelebilirdi kim bilir. Neyse ki çocuğun başına bir şey gelmedi ama bu ilk de değildi, daha önce de benzer şeyler olmuştu ve arkadaşımız apar topar çıkmak zorunda kalmıştı. Ertesi gün işe geldiğinde “Senin çocuğunun derdi hiç bitmiyor ki, hep izin alıyorsun” diyerek baskılar başladı. Sahi gerçekten kimdi suçlu? Evde çocuğu yalnız bırakan anne mi? Anneyi buna mecbur edenler mi?


İlgili haberler
Çok yorgunum…

Sürekli çalışmak, hep daha çok çalışmak ama hiçbir şeye yetişememek… Ne borçlara, ne çocuklara, ne d...

Kadınım, mülteciyim, hayat hakkımın peşindeyim…

‘Çocuklarıma sarılıp her defasında yeniden kalktım ve yılmadan saatlerce yürüyerek sesimi duyurmaya...

Bir evde üç aile… Sebep geçim, suçlu bizim hakkımı...

Artık biliyorum, bize açlığı, yoksulluğu, işten atılma korkusunu yaşatanların kimler olduğunu. Bu za...