Kuşaktan kuşağa örülen antiemperyalist mücadele
‘Dünyanın her bir yanında baskıcı ve sağcı hükümetler türese de kadınların alanda mücadelesi, emekçileri emperyalizme karşı harekete geçirmesi de bitmiş değil.’

1968 yılının Temmuz ayı, Türkiye gençlik hareketinin en sembolik eylemlerinden birine sahne oldu. Deniz Gezmiş ve arkadaşları önderliğindeki gençler, Dolmabahçe açıklarına demirleyen Amerikan 6. Filo’sunu protesto etmek için Gümüşsuyu’ndan Dolmabahçe’ye aktılar. “Tam Bağımsız Türkiye” sloganlarıyla karaya çıkan Amerikan askerlerini Dolmabahçe’de denize döktüler. Denizler o dönemde sürdürdükleri faaliyetlerle dünya genelinde yükselen antiemperyalist mücadele içinde iz bıraktılar.

70’ler, dünya açısından emperyalizme karşı mücadelenin çeşitli biçimlerde uç verdiği dönemlerden biriydi. Kadınlar ise bu antiemperyalist mücadele hattını dünyanın dört bir yanında örgütleyen pozisyonda oldular. Kadınların o dönem yürüttükleri antiemperyalist mücadeleyi hatırlamak, emperyalizmin ateşinin dünyanın dört bir tarafını kavurduğu günümüzde ihtiyaç duyduğumuz birliktelik için önem taşıyor.

‘Bağımsızlık istemek suçsa biz bu suçu bilerek işledik’

1968 Temmuz’unda 6. Filo Dolmabahçe’ye geldiğinde, İstanbul ve Ankara’daki öğrenci liderleri sürekli temas halindeydi. Şirin Cemgil, Ankara’dan İstanbul’a gelerek eylemlere bizzat katılan ve kitleleri harekete geçiren isimlerden biriydi. Gümüşsuyu’ndan aşağı inen barikatların ön saflarındaydı. Şirin Cemgil’in mahkeme salonlarındaki duruşu, 12 Mart döneminin askeri mahkemelerinde en çok dikkat çeken savunmalar arasındaydı. 

“Eğer ülkenin bağımsızlığını istemek suçsa, biz bu suçu bilerek ve isteyerek işledik” demişti Şirin Cemgil.

Vietnam’da Uzun Saçlı Ordu

Türkiye’deki olduğu kadar dünyadaki antiemperyalist mücadele de özellikle ABD emperyalizmine karşı yöneliyordu. ABD’nin Vietnam’a saldırısı hem ABD’de hem de dünya genelinde gençler ve işçiler tarafından büyük tepkiyle karşılanıyordu. Dünya halkları, Vietnam halklarıyla dayanışma gösterdiğini vurguluyordu. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının "Vietnam Kasabı" olarak adlandırılan ABD Elçisi Commer'in arabasını yakmaları, doğrudan bu uluslararası dayanışmanın Türkiye’deki yansımasıydı. Bu dayanışma ve Vietnam’daki emekçi halkın emperyalizme karşı direnci ABD’yi bozguna uğrattı: “Küçük bir halkın devasa bir imparatorluğu yenmesi” emperyalizme karşı verilen savaşta efsaneleşti.

Bu efsanevi savaşta, Vietnam’da kadınlar bizzat tünellerde, bataklıklarda ve pusularda en ön saflardaydı. "Uzun Saçlı Ordu", Güney Vietnam Kurtuluş Cephesi bünyesinde kurulan ve tamamen kadınlardan oluşan devasa bir güçtü. 

Dünyanın hafızasında Filistinli bir direnişçi: Leyla Halid

70'li yıllarda Filistin davası Vietnam ile birlikte antiemperyalist mücadelenin en önemli, en sembolik örneklerinden biriydi. Filistin’de direniş denince akla gelen ilk şey hâlâ, elinde AK-47 tüfeği ve boynunda kefiyesiyle Leyla Halid’in ikonik fotoğrafıdır.

Leyla Halid, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) üyesiydi. 1969 ve 1970 yıllarında gerçekleştirdiği uçak kaçırma eylemleriyle dünya gündemine oturdu. Amacı tüm dünyanın görmezden geldiği Filistin meselesine dikkat çekmekti. Eylemlerinden sonra estetik ameliyat olmak zorunda kaldı çünkü emperyalistler ve onların iş birlikçileri tarafından en çok aranan kişilerden biri olmuştu.

O dönem Türkiye’den de birçok devrimci Filistin direnişinin sesi hatta bir parçası olmuştu. Filistin kampları, 70'lerde bir devrimci "okul" işlevi gördü. Türkiyeli, İranlı, Almanyalı, Japonyalı ve Latin Amerikalı devrimciler aynı siperde buluştu. Bu, ideolojik bir tercihten ziyade, emperyalizmin uluslararası saldırısına karşı enternasyonal bir savunma refleksiydi. 

Bağımsızlığın sembolü Josina Machel

Bu dönem ABD emperyalizmine karşı mücadelenin yanı sıra halkların sömürgeciliğe karşı da mücadelelerini yükselttiği bir dönemdi. Afrika’da 70’ler, Portekiz sömürgeciliğine karşı verilen savaşların zafer yıllarıydı. Bu savaşta kadınlar “Kadınlar Birliği” gibi kolektiflerde örgütlendiler. Sömürgeciliğe karşı savaşan kadınlardan Mozambik Kurtuluş Cephesi üyesi Josine Machel, Mozambik’te bir yandan da kadınların en temel hakları için de savaşıyordu. Mozambik'te kadın haklarının ve anti-kolonyalizmin en önde gelen isimlerinden biri olan Machel, “bağımsızlık” için verilen mücadelenin Afrika kıtasındaki simgelerinden biri oldu.

Emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı yürütülen bu mücadeleler birbirinden öğrendi, beslendi ve büyüdü. Bu mücadelelerin sonucunda Vietnam’da ABD'nin bataklığa saplandı, dünya halklarına "yenilmez" denilen bir gücün yenilebileceği gösterildi. Şili'de parlamenter yolla da olsa sosyalizmin tartışılmaya başlandı. Türkiye'de 68 kuşağı, köylü mitingleri ve fabrika işgalleriyle anti-emperyalizmi sınıfsal bir zemine oturtmaya başladı. 1970'lerin anti-emperyalist mücadelesi, emperyalizmin en zayıf halkalarını daha da zayıflatmaya başlayan zincirleme bir reaksiyon başlatmıştı. Neoliberal politikaların doğuşu, faşist darbelerin yayılması da tam bu sebeple emperyalistler için açmazların aşılması işlevi gördü. 

Mücadele mirasını devralıyoruz

Bugün ise İran’dan Lübnan’a Küba’dan Afrika ülkelerine ABD emperyalizminin Çin emperyalizmine karşı sürdürdüğü çatışma ve “ABD’yi yeniden harika yapacağız” senaryoları aslında geçmişteki işgal, savaş ve emperyalist darbelerle bakınca “dejavu” etkisi yaratıyor. Küba’da hayati ihtiyaçlardan biri olan elektrik kesintileri, İran’a karşı deniz ablukası, Lübnan’da amansız bombardıman emperyalizmin vahşetini ortaya koysa da ABD istediğine ulaşmış değil. İran’da Trump’ın hesapladığı gibi ilerlemeyen süreç ABD’nin şişirdiği balonu söndürmüş durumda.

Filistin soykırımı sürecinde de yaşadığımız gibi AB ülkelerindeki devletlerin tutumuna rağmen özellikle kadınların örgütleyicisi olduğu “Filistin’e destek” eylemleri, işçilerin örgütledikleri grevler önemli yankı uyandırmıştı. Dünya işçi sınıfının örgütlülüğü geçmişten bugüne zayıflamış olsa da ne işçilerin ne de kadınların barış için yürüttükleri antiemperyalist mücadele tamamen kaybolmuş değil. Dünyanın her bir yanında baskıcı ve sağcı hükümetler türese de kadınların alanda mücadelesi, emekçileri emperyalizme karşı harekete geçirmesi de bitmiş değil.

Dün Denizlerin, Şirin’lerin, Leyla’ların mücadelesi bugün biz kadınların omuzlarında sürüyor. Bu mücadele mirasına sahip çıkmak, mücadeleyi büyütmek ve ilerletmek de bugün bizlere düşüyor.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden