Kırk yılı aşkındır süren, ağır bedellerin ödendiği, faili meçhul cinayetlerin sokak başlarını tuttuğu, cezaevi ve sürgün yollarında ömürlerin çürütüldüğü bir coğrafyada, barışın ne anlama geldiğini en iyi bu sürecin yükünü omuzlayan kadınlar ve anneler bilir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün sürekli olarak ertelendiği, imha ve inkar politikalarının devletin rutini haline getirildiği her gün, anaların yüreğindeki yangını biraz daha büyüttü. Ancak bu yangın bu topraklarda en insani duygu olan yas tutmayı bile bir siyasal mücadele ile kazanılan direniş alanına dönüştürdü.
Çatışmada çocuğunu kaybetmiş ailelerin taziye kurması ve o taziyeye katılması, işkenceyi, gözaltını ve tutuklanmayı göze almak demekti. Bugün geldiğimiz noktada Diyarbakır’da başlayan, ardından Van, İstanbul ve Hakkari gibi illere yayılan taziye çadırları, mücadelenin, direnişin ve hakikatin somut göstergesidir. Bugün anneler başka acılar yaşanmasın, başka ocaklara ateş düşmesin diye barışı ısrarla talep ediyor, toplumsal ve siyasal dönüşümü var etme iradesi gösteriyor.
Çerçeve yasa beklentileri ne kadar karşıladı?
Tam da bu gelişmelerin gölgesinde, bir süredir siyasetin ana gündemine oturan ve silah bırakma ile fesih sürecini içeren, örgütlü kesimlerin ve sorunun barışçıl çözümünden yana olanların şerhler düşerek “bir ilk adım” olarak değerlendirdiği çerçeve yasa, evlatlarını yitiren, sistematik devlet şiddetine maruz kalan kadınları ve anneleri memnun etmeye yetmedi. Kadınların, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kesimlerin kafasındaki soru işaretleri dinmiş değil. Çünkü halkın Kürt sorununun çözümündeki temel talepleri hâlâ orta yerde karşılanmamış olarak duruyor. Çerçeve yasa, Kürt halkının asıl taleplerinin gerisinde kalan, haklardan mahrum bırakan ve yıllardır süregelen güvenlikçi politikaların yeni bir hukuki formuna bürünmüş hali olmaktan öteye geçmiyor.
Bugün taziye çadırlarında, evlerde, sokaklarda yan yana geldiğimiz, yıllardır evlatlarının yolunu gözleyen o annelerin gözlerine baktığınızda, omuzlarına dokunduğunuzda bu yasanın neden sahici bir karşılık bulmadığını çok net görüyorsunuz. Onlarla çerçeve yasa üzerine edilen her sohbet, kağıt üzerindeki maddelerin, on yıllardır yanan bir yüreğe su serpemeyeceği gerçeğiyle çarpıyor yüzümüze. Sohbet ettiğimiz bir anne, yılların yorgunluğunu taşıyan ama bir o kadar da direngen sesiyle, “Bize Meclisten geçecek bir kâğıt parçası değil, onurlu bir barış lazım” diyerek özetliyor aslında Kürt halkının, kadınların ortak talebini. Yıllarca dağ yollarını, cezaevi kapılarını gözlemiş, evladının başında ağlayabileceği bir mezar taşı bile olsun diye çalmadık kapı bırakmamış kadınlar için barış, kapalı kapılar ardında güvenlikçi politikalarla dizayn edilen hukuki bir çerçeveye sığdırılamaz.
Sürecin tüm yükünü taşıyan bu kadınlar, barışın sadece “silah bırakma” ifadelerine sıkıştırılmış hukuki bir zeminden ibaret olmadığını çok iyi biliyor. Asıl barışın, inkar ve imha politikalarından vazgeçilmesiyle, devletin geçmişteki ağır hak ihlalleriyle yüzleşmesiyle, eşit ve özgür bir yaşamın inşasıyla geleceğini yaşayarak öğrendiler. Kendi evlatlarını soğuk toprağa verirken bile “Biz yandık, başka analar yanmasın, başka çocuklar ölmesin” diyebilme iradesini gösteren kadınlar, dayatılan çözüm illüzyonuna ikna olmuyor. Çünkü kağıt üzerindeki o maddeler yas hakkı elinden alınmış, dili yok sayılmış, seçtiği iradeye kayyım atanmış bir halkın siyasal gerçekliğini ve demokratik taleplerini görmezden geliyor.
Kalıcı barış iktidarın insafına bırakılamayacak bir mesele
Taziye çadırlarında annelerin başlarına örttükleri o beyaz tülbentler sadece tutulan derin yası değil, aynı zamanda onurlu bir yaşam için bitmeyecek bir iradeyi simgeliyor. Çerçeve yasa tartışmaları bize gösteriyor ki bundan sonrası, Mecliste onaylanan ya da onaylanacak maddelerin çok ötesinde çetin bir sürece gebe. Eşitlik, adalet ve kalıcı bir barış, iktidarın kurduğu masaların insafına bırakılamayacak kadar hayati bir mesele.
Fotoğraf: MA
İlgili haberler
Barışın çerçevesini kim çizecek?
Barışın çerçevesini kim çizecek? Saray rejiminin çizdiği sınırlar mı, yoksa o sınırları aşacak olan kadınların, işçilerin ve emekçilerin kendi talepleri etrafında kuracağı ortak bir mücadele mi?
Barış ve demokratik çözüm için kadınlar müdahil olmalı
Birbirimizin hayatına değen ortaklıkları büyütmek; barış, eşitlik ve demokrasi talebini yalnızca beklenen bir sonuca değil, birlikte kurulan bir mücadeleye dönüştürmek için gerekli.
Açılım, kayyım, direniş: Çeyrek asırlık iktidarın Kürt kadınlarıyla imtihanı
AKP’nin çeyrek asırlık iktidarı boyunca ‘demokratikleşme’ söylemlerinden aşırı güvenlikçi politikalara uzanan zikzaklı çizgisi, Kürt kadınlarının yaşamında derin izler bıraktı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























