Açılım, kayyım, direniş: Çeyrek asırlık iktidarın Kürt kadınlarıyla imtihanı
AKP’nin çeyrek asırlık iktidarı boyunca ‘demokratikleşme’ söylemlerinden aşırı güvenlikçi politikalara uzanan zikzaklı çizgisi, Kürt kadınlarının yaşamında derin izler bıraktı.

14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AKP, geçtiğimiz haftalarda 25 yılı geride bıraktı. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde tek başına iktidar olmasının ardından iktidarını bugüne değin sürdüren AKP’nin siyasal yaşamı da çeyrek asra tekabül ediyor. Bu yazıyla, tam da bir sürecin içerisinden geçerken, son çeyrek yüzyılda AKP iktidarında Kürt kadınları açısından bir bütün olarak toplumsal yaşamdaki başlıca değişikliklerin neler olduğunu -inişler ve çıkışlarıyla- hatırlamaya çalışacağız.

AKP’nin ilk yılları ve demokrasi rüyası

AKP iktidarının yaklaşık ilk on yıllık döneminde liberallik ve özgürlükçülük adları altında “açılımlar” yapıldığını biliyoruz. Bu yıllarda, 2004 Türk Ceza Kanunu değişiklikleri ile ceza kanunu eskiye göre daha modern bir hale getirildi ve çeşitli cinsiyetçi, ayrımcı ifadelerin yasa metninden kaldırıldığı bir reform yapıldı. Ama bunun özgürlükçü AKP’nin bir lütfu değil, esas olarak kadınların uzunca bir süre mücadele ederek vesile olduğu bir değişiklik olduğunun altını çizmek gerekir.
Diğer yandan 90’lı yılların aşırı güvenlikçi ve kaotik atmosferinde yer bulan inkar siyasetinin yerine, Kürt halkının ve dilinin varlığının yüksek sesle ifade edilebildiği, Kürtçe üzerindeki sınırlandırmaların kısmen kaldırıldığı, özellikle kültür alanında Kürtçenin daha rahat kullanılabildiği, TRT’de Kürtçe yayının başladığı ve bu yolla Kürtçenin artık özgürce konuşulabileceği gibi bir yanılsamaya toplumun ikna edilmeye çalışıldığı bir süreç yaşandı. Ama öte yandan kamusal yaşamda ve kamu hizmetlerinde Kürtçenin bilinçli olarak hiç yer bulmadığı gerçeği de orta yerde duruyor. Yeri gelmişken Fatma Altınmakas’ı da analım. Muş Malazgirt’te evli olduğu erkeğin erkek kardeşi tarafından tecavüze uğrayan Fatma, polise başvurmuş; ancak Kürtçe tercüman olmadığı için şikayeti doğru düzgün alınamamıştı. Tecavüz faili bu nedenle serbest kalmış, Fatma daha sonra evli olduğu Kazım Altınmakas tarafından katledilmişti. Bir Kürt kadını için ana dilinde kamu hizmetine ulaşamamanın sonucu buydu.
Bu dönemde belediyeler üzerinden hayata geçirilen kadın danışma merkezleri, kadın sağlığı alanındaki çalışmalar, kadın istihdam projeleri, kadına yönelik şiddetle mücadele faaliyetleri ve kadın araştırma merkezleri kadın hareketinin ısrarlı mücadelesinin meyveleriydi. Aynı zamanda gelecekte daha kurumsallaşacak olan Kadın Politikaları Daire Başkanlıklarının da arka planını oluşturuyordu ve kadınlar açısından çok kıymetliydi.

KCK operasyonları ve çözüm süreci

AKP iktidarının ilk on yılının sonlarına doğru otoriterleşmenin sinyalleri verildi. 2009 yerel seçimlerinde BDP’nin Kürt illerinde güçlü çıkmasının ardından başlayan “KCK Operasyonları”, binlerce siyasetçi, belediye başkanı, avukat ve sivil toplum temsilcisinin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla ilerledi. Bu, Kürt siyasal hareketi bakımından büyük bir baskı ve yıldırma operasyonu olmanın yanı sıra, özgün kadın çalışmalarının ve bu çalışmaların ürünleri olan, kadınlara biraz da olsa nefes aldırabilen alanların daralması sonucunu doğurdu.
AKP’nin karnesinde KCK Operasyonlarının hemen ardından, 2013-2015 yıllarını kapsayan dönem için Kürt sorununda bir çatışmasızlık ve müzakere dönemi de yer buldu. Bu dönemde her ne kadar nihayete erememiş bir çözüm tartışması olsa da özellikle çatışmasızlığın gündelik yaşamdaki etkisi açık bir biçimde görülüyordu. Kadınlar açısından, çok kısa da olsa barışçıl bir iklimde olmanın etkileri olumluydu. Bu dönemde kentlerdeki güvenlik kaygısının azalması, kültür sanat etkinliklerinin çok daha yaygın şekilde gerçekleştirilmesi gündelik hayatı yeni ve daha modern bir biçimde organize etmeye yaradı. Bunun yanı sıra çatışmasızlık ikliminde Kürt illerindeki belediyeler başta olmak üzere kadına yönelik şiddetle mücadele, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların siyasete ve sivil topluma daha aktif katılımının önündeki engellerin kaldırılması ekseninde önemli tartışmalar yapıldı ve adımlar atıldı. Belediyelerde bulunan Kadın Politikaları Daire Başkanlıklarının kurulması da bu döneme denk geldi. Bu daire başkanlıkları kadınların ihtiyaçlarının ve sorunlarının tartışıldığı, buna uygun politikaların uygulanmaya çalışıldığı önemli alanlar oldu.
Bu dönem aynı zamanda kadınların gündelik yaşamındaki savaş baskısının azaldığı, kadın örgütlerinin, platformların, inisiyatiflerin kadınlarla daha rahat yan yana gelip tartışmalar yürütebildiği, kadınların politikada aktif birer özne olmalarının kolaylaştığı bir evreydi.

AKP gittikçe otoriterleşiyor

2014 ve sonrası döneme girildiğinde ise çözüm sürecinin sonlandırıldığı, başlayan çatışmaların şehirlerin göbeğinde yaşandığı günlere geçildi. Bu süreçte sivillerin de öldürüldüğü kayıt altına alındı. Aynı dönemde IŞİD tarafından birbiri ardına bombalı saldırılar ile kitlesel katliamlar yapıldı.
Hemen ardından ise 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi ile temel hak ve özgürlükler, temel kamu hizmetlerine erişim ve sivil siyasal alan peşi sıra daralmaya başladı. 
Güvenlik politikaları yaşamın her alanında belirleyici oldu. Sivil siyaset alanı adeta nefes alamaz hale getirildi. Belediyelere atanan kayyımlar ilk iş olarak Kadın Politikaları Daire Başkanlıklarını, kadın merkezlerini kapattı. Çatışma ve göç arttıkça kadına yönelik şiddet daha da görünmez hale geldi. Kadınların on yıllar içerisinde elde ettikleri kazanımlar birer birer budanmaya başlandı.
Bu süreci anlatmak için belki de Gülistan Doku’yu hatırlamak, tablonun en net biçimiyle ortaya konmasını sağlayacaktır. Bugün ortaya saçılıp dökülenler gösteriyor ki, tam da bu dönemde genç bir kadın, kayyım vali ve onun çevresinde yer alan alay komutanından il sağlık müdürüne varıncaya kadar kentin neredeyse tüm yetkili isimlerini içine alan adeta çeteleşmiş iş birlikçiler tarafından katledilip kaybedilmiş. Bu olayı ne dönemin aşırı güvenlikçi politikalarından bağımsız ele alabiliriz ne de AKP’nin Kürt kentlerine kayyım olarak atadığı valilerin sahip oldukları sınırsız yetkilerden.

‘Yeni çözüm süreci' ve günümüz

Bugüne gelindiğinde yeniden “çözüm müzakereleri”nin sürdüğü, üstelik bu süreçte PKK’nin kendini feshettiği ve çeşitli yasal garantilerin tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bir yandan böylesi bir süreç ilerlerken diğer yandan memlekette her türden antidemokratik uygulamanın normal hale geldiği, popüler tabiriyle bir yumuşak monarşi iklimi hakim. Kalıcı bir çatışmasızlık halinin kadınlar açısından da son derece olumlu olacağını söylemek gerekir. Ancak otoriter muhafazakarlıkla karakterize olan ve kadınların yasal kazanımlarının birer birer budanmaya çalışıldığı böyle antidemokratik bir dönemde, salt AKP politikaları ile kadınların yaşamının daha iyiye gitmeyeceği de aşikâr…

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Barış ve demokratik çözüm için kadınlar müdahil olmalı

Birbirimizin hayatına değen ortaklıkları büyütmek; barış, eşitlik ve demokrasi talebini yalnızca beklenen bir sonuca değil, birlikte kurulan bir mücadeleye dönüştürmek için gerekli.

Dağ fare doğurdu...

Devlet her türlü demokratik zemini, grevleri, direnişleri yasaklıyor, gazeteleri, kitapları sansürlüyor ama barıştan bahsediyor…

Kürt kadınlar, taziye çadırları ve çerçeve yasa

Çerçeve yasa tartışmaları bize gösteriyor ki bundan sonrası, Meclis’te onaylanan ya da onaylanacak maddelerin çok ötesinde çetin bir sürece gebe.


Editörden