Barış özlemi, savaşın, hayatın sıradanlığını bozduğu yerde büyüyor. Yıllarca süren çatışmanın ardından silahların susması, kurulan taziyeler, tutulan yaslar… Ve bütün bunlara rağmen barışta ısrar. Bugün Kürt sorununda yeni bir aşamadan söz edilirken barışa duyulan özlemi ve bu ihtiyacın nedenini yeniden hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.
Uzun süre devam eden tartışmaların ardından Kürt sorununda yeni bir aşamaya geçildi. Silahların bırakılması ve çatışmasızlık yönünde atılan adımların ardından Çerçeve Yasa’nın kabulüyle birlikte bazı başlıklar yasal düzenlemeye kavuştu. Yasanın nasıl hayata geçirileceği, komisyonların nasıl çalışacağı, tahliye başvuruları ve yasanın kapsamına ilişkin tartışmalar ise sürüyor.
Çerçeve Yasa’nın kabulü elbette yıllardır beklenen bazı adımların önünü açması bakımından önemli. Ancak yasanın kendisine ve sürecin bütününe iktidarın nasıl yaklaştığı da ortada: Kürt sorununu ortaya çıkaran siyasal, tarihsel ve toplumsal nedenlerden çok, terör ve güvenlik başlıklarını öne çıkardı. Yasanın içeriğinin uzun süre kamuoyundan gizlenmesi, sürecin muhataplarıyla dahi son ana kadar paylaşılmaması ve düzenlemeden yararlanmanın birçok şarta bağlanması rejimin sunduğu çözümün, kendi çizdiği sınırlar içinde şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Yasa önemli bir aşama olsa da Kürt sorununda demokratik çözümün inşası için kat edeceğimiz yol uzun.
Yasanın eksikleri, Kürt halkının taleplerine sağır kaldığı düzenlemeleri, nasıl uygulanacağı bir yana, saray rejiminin geleceğine ilişkin anayasa ve seçim hesaplarını sürdürdüğü, bölgede ise savaşın ve güç dengelerinin değiştiği bir dönemde, Çerçeve Yasa’nın bundan sonraki siyasal gelişmeler içinde nereye oturacağı sorusu da önümüzde duruyor.
Siyasal alan daralıyor
Çerçeve Yasa ile birlikte Saray rejiminin “sivil anayasa”, “darbe anayasasından kurtulma” başlıklarıyla gündeme taşıdığı anayasa tartışması, bugün yasal düzenlemelerle aynı dönemde yeniden karşımıza çıktı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, Çerçeve Yasa’nın kabulünün ardından mevcut siyasi iklimin yeni ve sivil bir anayasa için uygun olduğunu söylemesi, yeni anayasa sürecinin başlatılması gerektiğini ifade etmesi, bu iki başlığın iktidar tarafından birbirinden kopuk ele alınmadığını gösteriyor.
İktidarın anayasa değişikliğini gündemde tutması kendi siyasal geleceğine dair arayıştan bağımsız değil. Anayasa meselesinin bir tarafında seçim hesabı olsa da sorun yalnızca Erdoğan’ın yeniden aday olup olmayacağı değil. Siyasal alanın daraltıldığı, operasyonların devam ettiği ve antidemokratik uygulamaların sistematik hale geldiği düzende rejimin nasıl sürdürüleceği, baskının nasıl kalıcılaşacağı da bu hesabın içinde.
Demokratik alanın daraltılması yönündeki ısrarın bölgedeki gelişmelerle de bağı var. ABD-İran Savaşı’yla birlikte dengelerin yeniden değiştiği bu denklemde Suriye’de SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonunun tamamlandığı, ardından SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak varlığının sona erdiği açıklandı. Suriye’deki Kürtlerin siyasi haklarının nasıl güvence altına alınacağı, Kürtçenin eğitim ve kamusal hayattaki yeri ve savaş yıllarında kazanılan hakların nasıl korunacağı ise tartışılıyor. Bir tarafta Türkiye’de Kürt sorununda çözüm yeniden tartışılırken diğer tarafta Kürtlerin bölgedeki kazanımlarının nasıl yeniden tanımlanacağı emperyalist ülkelerin çıkar ve ihtiyaçları doğrultusunda belirleniyor.
Kadınların hafızası yol gösterici
Saray rejiminin ve bölgedeki güçlerin kendi hesaplarını yaptığı bu tabloda, yıllardır savaşın ve çatışmanın sonuçlarıyla yaşayanların ne düşündüğü ise ayrı bir yerde. Kürt kadınlarının barışa ilişkin sözünü ve beklentisini yalnızca bugünkü gelişmeler üzerinden değil, yıllardır biriken mücadele ve deneyimleriyle birlikte düşünmemiz gerek. Çünkü yıllarca süren çatışmanın, kayıpların, zorunlu göçün, inkarın, yoksulluğun içinden geçen kadınların barıştan beklentisi, bütün hafızanın içinden şekilleniyor.
Kadınlar yalnızca kayıpların ve yıkımın yükünü taşımadı. Savaş politikalarının, kolluk şiddetinin, cezasızlığın, zorunlu göçün ve inkarın doğrudan hedefi oldular. Yerinden edilerek, diline ve kimliğine yönelik baskıyla, güvencesiz ve düşük ücretli işlere mahkum edilerek yaşadılar. Bütün bunların içinde hem yaşamanın hem de itiraz etmenin yollarını aradı; örgütlendi, mücadele biriktirdi.
Kadınların biriktirdiği mücadele, bugün güçlü barış ısrarının kaynağı. Bu ısrar, yaşananların unutulmasından değil; neyin bedelinin ödendiğini bilmekten doğuyor. Yeni cenazelerin, göçlerin ve yıkımların yaşanmadığı bir hayat istedikleri kadar; korkmadan konuşabildikleri, kimlikleri ve dilleriyle yaşayabildikleri, iradesinin tanındığı ve şiddetsiz, güvenli ve güvenceli bir yaşam da istiyorlar. Bu nedenle çözüm beklentisi silahların susmasından ve infaz düzenlemelerinden çok daha ötesinde bir anlam taşıyor. Haliyle bugün karşılarına çıkan gelişmelere de temkinli yaklaşıyorlar. Neredeyse iki yıldır devam eden süreç kısmen bir beklenti yaratsa da gelinen nokta, Çerçeve Yasa’nın sınırları, ülkedeki ve bölgedeki gelişmeler, neden daha kapsamlı bir demokratik adım atılmadığı sorusunu da canlı tutuyor.
Kadınlar barışı birlikte kuracak
Bu temkin çok anlaşılır. Ancak süreci yalnızca izlemek, yıllardır biriken deneyimi ve itirazları kenarda bırakmak anlamına gelir. Hayatımıza dair hangi kararların alınacağı, hangi hakların güvence altına alınacağı beklenmemeli, kadınların sözünü büyütmesi, taleplerini ortaklaştırması ve tartışmaya müdahil olması gerekiyor.
Saray rejimi ve emperyalist güçler kendi hesaplarını yaparken bu hesapların ortasında demokratik çözümün ve barışın olup olmayacağının belirleyicisi, Kürt halkı başta olmak üzere kadınların, gençlerin, demokrasiden yana olan herkesin örgütlü sözü ve mücadelesi olacak. Bu gücü büyütmediğimiz sürece rejimin kendi siyasal geleceğini güvence altına alma arayışının ağır sonuçlarını hayatın her alanında yaşayacağız.
Bu gücü nereden bulacağız? Kürt illerinde yıllardır savaş, baskı ve yoksulluk karşısında kadınların biriktirdiği mücadele deneyimi ile Türkiye’nin dört bir yanındaki kadınların eşitlik, özgürlük, güvenli ve güvenceli yaşam mücadelesi arasında bağ kurarak. Kadınların birbirine tutunarak kurduğu dayanışmadan; işçilerin ve emekçilerin ortak taleplerinden, eşitlik ve demokrasi için yan yana gelenlerin örgütlü gücünden. Hayatlarımızı, demokrasinin, barışın ve çözümün çerçevesini iktidarın belirlediği sınırlara bırakamayız. Barışa ve demokrasiye duyduğumuz ihtiyaç kadar, onun için söz söylemeye, yan yana gelmeye, mücadeleyi büyütmeye dünden daha fazla ihtiyacımız var. Birbirimizin hayatına değen ortaklıkları büyütmek; barış, eşitlik ve demokrasi talebini yalnızca beklenen bir sonuca değil, birlikte kurulan bir mücadeleye dönüştürmek gerek.
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Açılım, kayyım, direniş: Çeyrek asırlık iktidarın Kürt kadınlarıyla imtihanı
AKP’nin çeyrek asırlık iktidarı boyunca ‘demokratikleşme’ söylemlerinden aşırı güvenlikçi politikalara uzanan zikzaklı çizgisi, Kürt kadınlarının yaşamında derin izler bıraktı.
Dağ fare doğurdu...
Devlet her türlü demokratik zemini, grevleri, direnişleri yasaklıyor, gazeteleri, kitapları sansürlüyor ama barıştan bahsediyor…
Kürt kadınlar, taziye çadırları ve çerçeve yasa
Çerçeve yasa tartışmaları bize gösteriyor ki bundan sonrası, Meclis’te onaylanan ya da onaylanacak maddelerin çok ötesinde çetin bir sürece gebe.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























