Tarih bize faşizmin sadece askeri postallarla, öğrenilmiş alışkanlıklarla değil; mutfaktaki tencerenin kaynamamasıyla, fabrikadaki kölelik koşullarıyla, kadını eve bağımlı kılan aile politikalarıyla örüldüğünü gösterdi. Ancak tüm bu saldırıların karşısında siper olan, barikatları güçlendirenler de kadın işçiler oldu. Peki, neden bu kadar saldırı karşısında barikatların vazgeçilmezleri kadın işçiler oldu? Şimdi biraz bu satırlara sığdırabildiğimiz kadarıyla bunun nedenlerini ve sonuçlarını konuşalım.
Faşizme karşı mücadelenin kıvılcımı
Kadın işçiler, iş yerinde kapitalist sömürünün en ağır koşulları içinde çalışırken evde de ev içi angaryanın yükünü sırtlanırlar. Bu koşullardan istifade eden faşizm, kadınlara anneliğin kutsallığından bahsederken aynı zamanda onları ucuz ve güvencesiz iş gücü olarak çalıştırmak ister. İşte tüm bu baskı ve sömürü koşullarında kadın işçiler, faşizme karşı mücadelede en ön saflarda yer alırlar. Çünkü onlar için bu mücadele, hayatta kalabilme ve düzeni değiştirebilme mücadelesidir. Kendi bedenine, emeğine ve geleceğine sahip çıkan kadın işçi, faşizmin toplumu teslim alma politikasının tam karşısında durur.
Hitler Almanya'sında Nazi rejimi başta kadını çocuk-mutfak-kilise üçgeninin içine hapsetmek istedi. Ancak savaşın çıkmasıyla birlikte erkekler cepheye gidince kadınlar üretim bantlarına gitmek zorunda kaldı. Üretim bantlarında bir şekilde aynı kaderi paylaşan kadın işçiler, fabrikalarda gizli direniş ağları ördü. Özellikle Berlin ve Ruhr bölgesindeki mühimmat fabrikalarında çalışan kadın işçiler, hem zorunlu çalışma koşullarına hem de Nazi rejiminin baskısına karşı yavaşlatma eylemleri ve sabotajlar gerçekleştirdi. Tüm bu baskı koşullarının karşısında kadınlar, yan yana gelmenin ve seslerini güçlendirmenin bir yöntemini buldular.
Faşizm genellikle militarizmi, erkek egemenliğini ve kadını kamusal alandan tasfiye etme siyasetini dayatır. Ancak bu durum, kapitalist çarkların dönmesi için kadın emeğine duyulan ihtiyaç gerçeğini ortadan kaldırmaz. Tarihsel olarak savaş dönemlerinde ya da ekonomik krizlerin en derinleştiği anlarda fabrikalarda, tarlalarda, dokuma atölyelerinde üretimi devam ettirenler hep kadınlardı. Örneğin, Mussolini İtalya’sında ya da Franco İspanya’sında gizli grevleri örgütleyen, fabrikalarda sabotaj ağları kuran, direnişçilere lojistik sağlayanlar yine kadın işçilerdi. Kadın işçi, üretimin merkezinde yer alması nedeniyle faşizmin ekonomik ve toplumsal damarlarını kesebilecek stratejik bir güce sahiptir. Çünkü evin içine itmeye çalıştıkları kadınlar, bir yandan da faşizme karşı mücadele kıvılcımını taşıyanlar olmaktaydı.
Kadın işçiler mücadele başında: Grevler, fabrika işgalleri…
Mussolini İtalya'sında Turin ve Milano gibi sanayi kentlerindeki tekstil ve metal işçisi kadınlar, rejimin ekonomik politikalarına ve savaşa karşı ilk büyük direnişin fitilini ateşledi. 1943 yılının mart ayında Fiat fabrikalarındaki ve Torino'daki tekstil atölyelerinde çalışan binlerce kadın işçi; açlığa, sefalete ve savaşa karşı grev ilan etti. Bu grevler, İtalya genelinde milyonlarca işçinin katıldığı devasa bir patlamaya dönüştü. Mussolini rejimi bu direnişi durdurmak için tutuklamalara ve sürgünlere başvursa da direniş hareketinin fitili bir kere ateşlenmişti.
Franco İspanya'sında da benzer bir dönem yaşandı. İspanya İç Savaşı döneminde ortaya çıkan Özgür Kadınlar hareketinin temelini kadın işçiler ve köylüler oluşturuyordu. Onlar sadece cephede faşist milislere karşı tüfekle savaşmayıp, Barselona'nın ve Madrid'in terk edilmiş fabrikalarını işgal ederek kendi denetimlerinde üretime geçirdiler. Gıda kıtlığına karşı mahalle komiteleri kurdular, fabrikalarda okuma yazma kursları açtılar. Onlar için ekmek üretimi ile özgürlük mücadelesi asla ayrı düşünülemezdi. Faşizme karşı durmak, hem sermayenin hem de kilisenin kadına biçtiği kölelik rollerini paramparça etmek anlamına geliyordu.
Üstelik bu hareketler, kadın işçilerin mücadelesiyle birlikte bize şunu da gösterdi: İşçi sınıfının birer parçası olan kadınların ve erkeklerin omuz omuza vermesi, hem işçi sınıfının sömürü çarklarını kırmasını sağlayacak hem de kadınların kendilerine dayatılan rollerden kurtulup özgürleşmesinin önünü açacaktı.
‘Hem ekmeğimizi alacağız hem de yaşamımızı var edeceğiz’
Bugün de Hitler'e, Mussolini'ye, Franco'ya karşı atölyelerde, mahallelerde ve barikatlarda direnen kadınların mirası tüm canlılığıyla önümüzde duruyor. Sömürüyü köklemeye, haklarımızı gasbetmeye çalışanlara, aileyi ve kadını koruyacağını söyleyen politikalarla hayatımızı dar etmeye kalkışanlara karşı kadın işçilerin mücadelesi hayati bir önem taşıyor.
Faşizm kadını eve, erkeğe ve sermayeye bağımlı kılmak ister; çünkü bilir ki kendi emeğine sahip çıkan, fabrikada omuz omuza veren ve "Asla boyun eğmeyeceğiz" diyen kadın işçiler bu düzenin yıkılmasının başlangıcıdır. Bu yüzden bugün de dün olduğu gibi: Hem ekmeğimizi alacağız hem de yaşamımızı var edeceğiz. Omuz omuza yürümeye devam edeceğiz!
Fotoğraf: Wikimedia commons_ public domain_ yugoslavyada antifaşist yürüyüşte kadınlar
İlgili haberler
Dosya: Faşizm, yayılan karanlık ve kadınlar
Bu dosyada faşizmin kadınları nasıl konumlandırdığını, onları rejimin yeniden üretiminin parçası haline getirmek için hangi araçları kullandığını tartışıyoruz.
Faşizmin ‘makbul’ kadını
‘Faşist rejimler kadınları yüceltirken aslında özgürleştirmediler. “Makbul kadın” ideali, kadınların haklarını genişleten değil, onları ulusun ve sermayenin ihtiyaçlarına tabi kılan siyasal projeydi.’
Makbul kadın, muti gençlik: Faşizmin geçmişinden günümüze kız çocuklarını kuşatma stratejileri
‘Kız çocuklarını rejimin gelecekteki taşıyıcıları olarak gören ve onları sadece belirli kalıplara sıkıştıran anlayışlara karşı; kadınların eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi hayatidir'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























