Emperyalist savaşın gölgesinde: Rojava’dan Türkiye’ye uzanan hat
Saray rejimi, Rojava saldırılarını içerideki krizin üzerini örtmek için kullanıyor. “Sınır ötesi güvenlik” söylemiyle muhalefet susturulurken, savaş harcamaları emekçinin sofrasından çalınarak silaha

Geçtiğimiz yılın yükünü heybesinde taşıyarak gelen yeni yıl, daha ilk günlerinde yeni bir savaşın kapısının aralanmasıyla başladı. Cihatçı Heyet Tahrir el Şam güçlerinin 6 Ocak’ta Halep’in iki Kürt mahallesinde başlattığı saldırıların boyutu da nüfuz alanı da çok geçmeden giderek genişledi. Paris’te İsrail ile HTŞ arasında varılan anlaşmanın ardından başlayan saldırılar süresince Halep, Haseke ve Rakka’da 170 binden fazla insan zorla yerinden edilirken binlerce sivil katledildi.

Milyonlarca insanı bir biçimiyle etkileyen ve ilgilendiren ancak neredeyse oldubittiye getirilen bu gelişmeler, Suriye’nin kendi iç dengeleriyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir tablonun parçası olduğunu gösteriyor. Bölgesel sıkışmanın içinde yer alan ve Türkiye’de Kürt sorununun da düğümlendiği yer olan Rojava; petrol ve doğal gaz sahaları, tarım alanları ve enerji-ulaşım hatlarıyla uzun süredir küresel sermayenin iştahını kabartan bir bölgeydi. Haliyle emperyalist paylaşım hesapları ve bölgesel güç dengeleri bakımından da kilit bir nokta durumunda.

Gerileyen hegemonya, derinleşen savaş

ABD emperyalizminin Suriye’deki varlığı ise bu çerçevede ele alınmalı. ABD emperyalizminin Rojava’ya ve genel olarak Suriye’ye dönük politikası, yalnızca bölgesel bir tercih değil; dünya ölçeğinde yaşadığı gerilemenin de bir ürünü. Ekonomik, askeri, siyasi ve ideolojik düzlemde gerilediği bir dönemde ABD; bölgedeki tüm aktörleri kendi siyasal çıkarlarına uygun bir denklemde birleştirmeyi, Rusya’nın askeri ve diplomatik etkisini sınırlamayı, İran’ın bölgesel nüfuzunu geriletmeyi ve Çin’in enerji ve ticaret hatları üzerinden bölgeye yerleşmesini engellemeyi planlıyor. Bu durum, ABD’yi daha saldırgan ama aynı zamanda daha esnek ve pragmatik hamlelere yöneltiyor.

2014’te IŞİD’e karşı mücadele ekseninde Suriye’de Kürtlerle askeri iş birliği kuran ABD, bugün SDG ile ilişkisini geri çekerek Erdoğan iktidarı tarafından da desteklenen IŞİD kalıntısı HTŞ ile kendi emperyalist çıkarlarına uygun bir siyasal denklemi yeniden kurmaya başladı. Bu politika değişikliği, ABD’nin Kürtleri “korumaktan vazgeçmesi” değil; Kürtlerin siyasal ve toplumsal kazanımlarını açık bir pazarlık konusu haline getirmesi olarak okunmalı. Bölgedeki çelişkilerden yararlanarak Kürt halkının mücadelesini kendi stratejisi içinde araçsallaştıran ABD, emperyalist çıkarlar söz konusu olduğunda bu kazanımları nasıl feda edebildiğini bir kez daha gösterdi.

Bugün gelinen noktada, ABD’nin geçmişte güya savaştığı ancak bugün açıkça el sıkıştığı HTŞ ise ABD’nin bölgesel dizaynında en kullanışlı aparatı. HTŞ, uluslararası alanda meşruiyet kazanma arayışı doğrultusunda emperyalist güçlerle kurduğu ilişkiler çerçevesinde kendisinden beklenen siyasal ve askeri adımları sistematik biçimde hayata geçiriyor.

Saray rejiminin Rojava hesabı

Savaş siyasetini rejimin dayanaklarından biri haline getiren Saray rejimi ise Rojava’da emperyalizmin taşeronu olarak bu saldırıların siyasal, askeri ve ideolojik zeminini aktif biçimde besleyen aktörlerden biri. Bölgesel pazarlıklardan pay kapmak ve Suriye’nin geleceğine dair masalarda söz sahibi olmak kadar; bu meseleyi içeride kendi iktidarını tahkim etme, derinleşen ekonomik buhranın, yoksulluğun ve toplumsal hoşnutsuzluğun üzerini savaş ve güvenlik politikalarıyla örtbas etme ihtiyacıyla da birleştiriyor. HTŞ saldırılarıyla eş zamanlı biçimde bölgeye askeri sevkiyatlar gerçekleştirmesi, iktidar sözcülerinin HTŞ’ye yönelik açık ya da örtük tebrikleri ve “gerekirse destek” mesajları; sürecin tesadüfi değil, planlı ilerlediğini ve 2014’te IŞİD kuşatması sırasında izlenen çizginin devam ettiğini gösteriyor. “Sınır ötesi güvenlik” söylemiyle Kürtlerin Rojava’daki varlığını hedef alan savaş siyaseti; aynı zamanda içeride baskıyı artırmanın, muhalefeti susturmanın ve emekçi halkın taleplerini “beka” söylemiyle bastırmanın aracı haline geliyor. Tüm bunlar içeride Kürt sorununa dair yürütülen sürecin sınırlarını da açık ederken, Rojava’da silah doğrultan bir iktidarın içeride “barış” eli uzatmayacağını da gösteriyor.

Savaş hattı hepimizin hayatına değiyor

Yarın hangi hesapların devreye sokulacağı, çatışmaların yeniden nüksedip nüksetmeyeceği ve emekçi halkların daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalıp kalmayacağı belirsiz. Ancak şunu biliyoruz ki emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin işçi ve emekçilere, ezilen halklara yönelik sınır ve zaman tanımadan sürdürdüğü savaş, cephelerdeki çatışmalarla sınırlı değil. Emperyalist savaş siyasetinin emekçi halkın sofrasına nasıl yansıdığını; silaha ayrılan her kaynağın mutfaktan, ücretlerden ve yaşamdan nasıl eksildiğini gözlemlememiz mümkün.

Savaş ve güvenlik politikaları derinleştikçe, bütçenin yönü de değişiyor: Ücretler, sağlık, eğitim, kreş ve bakım hizmetleri gibi kamusal ve sosyal harcamalar için ayrılması gereken kaynaklar kısılırken savaş sermayesine, silahlanmaya ve savaş harcamalarına aktarılan pay büyüyor. Bu tercihin bedelini ise başta kadınlar olmak üzere düşük ücretlerle çalışan, güvencesiz işlere mahkum edilen işçi ve emekçiler ödüyor. Savaş politikaları, içeride daha fazla baskı ve şiddetin de bir vesilesi haline gelirken aynı zamanda şoven, gerici ve milliyetçi iklimi de besliyor. Saç örgüsü, bir kutuplaştırma aracına dönüşebiliyor.

Rojava’da Kürt halkına dönük sürdürülen savaş ile Türkiye’de işçi ve emekçilerin hayatını altüst eden siyaset, aynı bütünün parçaları olarak karşımıza çıkıyor. Yani olup biteni “uzakta yaşanan” bir dış politika başlığı olarak ele almak mümkün değildir. Barış, demokrasi ve özgürlük talebi; emek ve geçim mücadelesinden, kadınların yaşam hakkı savunusundan ve halkların eşitlik mücadelesinden ayrı düşünülemez. Emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin kurduğu bu savaş düzenine karşı, bulunduğumuz her yerde itirazı büyütmeli; içeride ve dışarıda insanca bir yaşamda ısrar etmeliyiz. 

Fotoğraf: MA

İlgili haberler
İran’da kadınlar üç cepheye karşı mücadele ediyor

‘İranlı kadınlar geçmişin ve bugünün yaralarının kaynaklarının dünün monarşisi, bugünün molla rejimi ve her zaman batı emperyalizminden kaynaklandığını biliyor.’

Emperyalizm cehennemi

‘Kadınların bu kadar araçsallaştırılması, metalaştırılması ve nesneleştirilmesi emperyalist yağma ve sömürünün tamamlayıcı pratiğidir. Sermaye; kadınları bedenen ve ruhen aşağılamadan hiçbir savaşa gi

Dosya| Emperyalist kuşatmaya karşı enternasyonal bakış

Dünyada emperyalizme karşı mücadele hattını örmek kadınların yıllardır deneyimlediği ve nesilden nesile miras bıraktığı bir gereklilik olarak önümüzde duruyor.


Editörden