Çocuklarımın geleceği için kaygılanmadığım bir ülke istiyorum
'İşe giderken çocuklarımı evde yalnız bırakmak, çalışırken kameradan çocuklarımı kontrol etmek istemiyorum. Bir şey oldu mu kaygısıyla yaşamak istemiyorum.'

Ben 34 yaşındayım. Biri bu yıl birinci sınıfa, diğeri üçüncü sınıfa başlayacak iki çocuk annesiyim. Size bir işçi ve çocuklarının geleceği için kaygılanan bir kadın olarak yazıyorum. Okullar açılıyor. Benim için okulun açılması yeni masrafların başlaması demek. Daha okul başlamadan nasıl karşılayacağımızı düşünmeye başladık. Bir de “bağış” adı altında alınan paralar var. Bu yıl ne kadar isteyeceklerini bilmiyorum. Hem bağış diyorlar hem zorunlu tutuyorlar. 
Ben çalışıyorum. Eşim de çalışıyor. Yine de çocuklarımın eğitim ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyoruz. Biz çalışıyoruz ve yine de geçinemiyoruz. Üstelik benim çalışma koşullarım da kolay değil. Vardiyalı çalışıyorum. Bazen uykudan uyandığımda hangi vardiyada olduğumu düşünüyorum. Zihinsel olarak çok yoruluyorum. Tek vardiyada çalışmak istiyorum ama bunun için kolaylık sağlanmıyor. “Çalışmıyorsan çıkabilirsin” deniyor. Çıkarsam başka iş bulabilecek miyim bilmiyorum. İşsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir yerde işimi kaybetmekten korkuyorum.
Asıl korkum ise çocuklarım. Ben işe gittiğimde çocuklarımı evde yalnız bırakıyorum. Bırakacak kimsem yok. Evde küçük bir kameramız var. İş yerinden çocuklarımı kameradan izliyorum. Bir yandan çalışıyorum, bir yandan telefondan çocuklarıma bakıyorum. Yemeklerini ve sularını hazırlıyorum. Televizyonu açıyorum. Mutfağa girmemelerini söylüyorum. Çocuklarım günde 8-10 saat yalnız kalıyor. Bunu hiçbir anne istemez. İşteyken sürekli “Güvendeler mi? Başlarına bir şey gelir mi?” diye düşünüyorum. Bir deprem olsa çocuklarıma ne olacak diye korkuyorum. 

Çalışmak sadece işe gitmek değil 

Kadınların özgür olduğu, istediği işte çalışabildiği söyleniyor. Evet, ben de çalışıyorum. Ama çalışmak sadece iş yerine gidip gelmek değil ki… Çocuklara bakıyoruz. Yemek yapıyoruz. Evi temizliyoruz. Sonra işe gidiyoruz. Hem ev hem iş… Dinlenmeye zamanımız kalmıyor. Çalışmak istemediğim için değil, çalışma koşullarının insan gibi yaşayabileceğimiz şekilde düzenlenmesini istediğim için bunları söylüyorum.
Çocuğu olan kadınların kreş hakkı olmalı. İş yerlerinde ücretsiz kreş olmalı. Okula giden çocuklarımız için okuldan sonra gönderebileceğimiz, güvenli, ücretsiz kültür, eğitim ve sanat alanları olmalı. Bir de çocuklarımın beslenmesini düşünmek istemiyorum artık. Devletin bunu yapabilecek gücü olduğunu düşünüyorum. Her çocuğa okulda ücretsiz, sağlıklı bir öğün yemek verilebilir. Bugün çocuklara bir kumanya mı çıkaramıyorlar? Her gün çocuğumun beslenme çantasına ne koyacağımı düşünmek istemiyorum. “Bunu da nasıl alacağız?” diye hesap yapmak istemiyorum. Çocuklarımızın eğitim hakkı ailelerin gelirine bağlı olmamalı. Çocuklarımızın karnının tok olması, defterinin kaleminin olması bir lüks değil.
Kendime de yetemiyorum. Bütün bu sorunlar içerisinde boğuluyorum. “Düşsem çocuklarıma kim bakacak?” diye düşünüyorum. “Kendine gel Melek” diyorum. Kalkmak zorundayım. Çocuklarım, bir an önce büyüsünler, başlarının çaresine baksınlar istiyorum. Bunu söylemek bile içimi acıtıyor. Çünkü çocuklarımın çocukluğunu yaşamasını istiyorum. 
Hayatımın büyük bir bölümünü çalışarak geçireceğimi biliyorum. Saçımı tarayacak vakit bulamadığım için saçımı kazıdım. Artık bu kadar yükün altından kalkamıyorum. Biraz da kendimi kötü hissettiğim için kazıdım saçlarımı.
Sadece çocuklarım için daha iyi bir hayat istiyorum. Okula aç gitmelerini istemiyorum. İşe giderken çocuklarımı evde yalnız bırakmak, çalışırken kameradan çocuklarımı kontrol etmek istemiyorum. “Bir şey oldu mu?” kaygısıyla yaşamak istemiyorum. Çocuklarımın eğitimini ve beslenmesini karşılayabildiğim bir hayat istiyorum. Çocuklarımın geleceği için kaygılanmadığım bir ülke istiyorum. Biz çalışıyoruz. Biz üretiyoruz. Ve artık insan gibi yaşamak istiyoruz.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden