Beden ve hazzı sakatlayan ‘kadın sünneti’: Neden?
Çoğu ülkede değişik formlarda uygulanan kadın sünneti, genel olarak 4-8 yaş aralığında yapılıyor.

Bugün dünyada yaklaşık 200 milyon kadının “kadın sünneti” olarak bilinen genital sakatlamaya maruz bırakıldığını, her yıl 3 milyondan fazla kadının risk altında olduğunu biliyor muydunuz?

Kadın sünneti (Female Genital Mutilasyon / FGM), klitorisin, vajinanın iç ve dış dudaklarının çıkarılmasını ve vulvaya ait iki tarafın birlikte dikilmesi veya zımbalanmasını içeren korkunç bir uygulamadır.

Peki neden? Kadınlar neden böyle bir uygulamaya maruz bırakılıyor? Gelin birlikte bakalım...

KADINLARI ‘ÜREME MAKİNESİ’ YAPMAK
Çoğu ülkede değişik formlarda uygulanan kadın sünneti, genel olarak 4-8 yaş aralığında yapılıyor. Bu yaş aralığı, kız çocuklarında kadın olmanın toplumsal karşılığının ayırdına vardığı bir dönem olması itibariyle önemli bir nokta.

Bu sakatlama sonrasında kadınlar kanama, şişme, mesane dolu olduğu halde idrar yapamama gibi sorunlarla karşılaşırken, ölü doğum yapma riski de artıyor... FGM geçiren kadınlarda travma, stres ve anksiyete bağlı olarak akıl sağlığı bozuklukları ortaya çıkabiliyor.

Bedenen ve ruhen sakatlık geçiren kadınların cinsel yaşamları ise olumsuz şekilde etkileniyor. Kadınlığa ilk adımı bir jiletle atan, günlerce bu kesiğin ağrısıyla kıvranan ve adet olmaya başladığında bu ağrıyı hiç azalmadan çeken kadın cinsel ilişkiye girdiğinde ne olur?


Sudan’ın ilk kadın cerrahlarından olan Nahid Toubia, FGM’nin kadın cinselliği üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor: “Kadınların cinsel haz alabilmesi -orgazma ulaşabilmesi- karmaşık bir süreçtir. Normal dış genital organın var olmasını, uygun hormonal uyarıcıları ve bireysel psikolojiyi içerir. Genital sakatlama kadın cinsel organının normal anatomisini değiştirerek cinsel doyuma erişmeyi kolay bir süreç olmaktan çıkarıyor. Erkeklerinkinden farklı olarak kadınların cinsel organları, işlevlerine göre ayrılmaktadır. Klitoris, sadece haz alma işlevi görmek üzere uzmanlaşmış kadın cinsel organıdır; hiçbir üreme işlevi yoktur. Vajina cinsel tepki için az miktarda duyusal kapasitesi olan bir üreme organıdır. Başka bir deyişle, genital sakatlamada, kadının cinsel organı sakatlanır, ama üreme organları sağlam kalır. Genital sakatlamaya uğramış kadınların birçoğu cinsel ketleme yaşadığından eşleriyle cinsel ilişkiye girme konusunda artık bir istek duymayabiliyor. Sonunda, erkekler için cinsel nesneler ve üreme araçları haline geliyorlar.”

UĞRUNA MİLYONLARCA KADININ HAYATI ZEHİR EDİLEN ZAR PARÇASI
Çeşitli kaynaklardan, Yunan tarihçilerden ve Herodotus (MÖ 425-484) ve Strabo (MS 64 - MS 23) gibi coğrafyacılardan bu sakatlamanın Nil boyunca Eski Mısır’da görüldüğünü öğreniyoruz.

Başlamasındaki temel gerekçe ise kadın kölelerin hamile kalmasını önlemek. Ayrıca bekaretin bir kanıtı olarak görülüyor; bakire olan ve olmayan köleler arasında fiyat farkı oluşuyor.

Bu uygulamayla kadının cinselliği denetim altına alınıyor; cinsellikten haz alması, kendi arzularıyla, “sahibinin” kontrolü dışında bir eylemde bulunması engelleniyor böylelikle. Peki, kadının cinselliğinin denetim altında olması neden bu denli önemli? Bir kadını, kızının bakire yani “iffetli” olduğunun işareti olarak, hayatı boyunca acı çekmesine neden olacak bu sakatlamayı yapmaya hangi toplumsal kural ikna etmiş olabilir? Bekaret zarını, yani genital organların gelişim sürecinden kalan bu minicik artığı, uğruna milyonlarca kadının hayatının tehlikeye atıldığı zar parçasını bu kadar önemli hale getiren sebep nedir?

Tarihsel kayıtlara baktığımızda görüyoruz ki, bekaret konusu oldukça çetrefilli ve derin. Freud bu karmaşa ile ilgili şöyle diyor: “Bir kadını elde etmeye çalışan bir adamın, kadının bekâretine verdiği büyük değer öylesine köklü ve barizdir ki bizden bunun nedenlerini açıklamamız istense neredeyse aklımız karışır.”
Özel mülkiyet ve devletin biçimlenişi ile kadının ikincilleştirilmesi, bunun akabinde kadın bedeninin denetim altında tutulup cinselliğe erişimin kısıtlanması birbiri ile ilişkilidir. Devletin bir karakolu olarak görev yapan aile kurumu mülkiyetin de korunması için kolları sıvayacak ve bu nedenle doğan çocuğun babasının kim olduğu yahut bilinilirliği önemli hale gelecektir.


Hanne Bank’ın Bekaretin El Değmemiş Tarihi isimli kitabında ilgili bölüm şu şekildedir: “Arkeologlar, ataerkillikle mülkiyetin ikiz gelişiminin yaklaşık olarak M.Ö. 8500’den 2600’e kadar süren Cilalı Taş Devri zamanında insanın toplumsal yapılarının ögeleri olarak ortaya çıktığını tahmin etmektedir. Araştırmacıların oluşturduğu kuramlara göre, insanlar göçebe yaşamdan çiftçiliğe geçiş yaptıkça, üretmek ya da yararlı hale getirmek için çaba sarf ettikleri şeyleri ifade etmek için mülkiyet üzerinden düşünmeye başladılar: Benim arsam, benim tarlam, benim ineğim... Benim kadınım, benim çocuğum. Sahiplik fikriyle ataerkillik fikrinin birleştirilmesi ya da üyelerin baş erkekle olan ilişkilerine dayanarak toplumsal grupların düzenlenmesi, baba mirası fikrinin ya da babanın mallarının cocukları tarafından miras alınması fikrinin doğması için uygun altyapıyı oluşturmuştur. İşte bekâret de tam buraya oturuyor.”

Burada belirtmekte fayda var ki sorunun özü erkeğin içindeki sahip olma dürtüsü yahut kişisel olarak kadın üzerinde denetim kurma isteği değil; özel mülkiyetin ortaya çıkması ve yeni sistemle birlikte şekillenen ataerkil aile yapısıdır.

Sorunun kökenini tarihsel ve ekonomik sebepler olarak kabul ettiğimizde bu sebeplerin erkeklerin dünyasında nasıl tezahür ettiği de netleşmeye başlıyor. Çocuğun babasının bilinebilir olması, cinselliğin bir güç gösterisi ve bekareti bozulan bir kadının kirlenmiş olduğu görüşü ve aynı zamanda durumu meşrulaştırmak adına sürekli üretilen bir ahlaki savunma...

Kadın sünnetine maruz kalan kadınlar ile yapılan röportajlarda bazı kadınların bunu içselleştirdiği ve gerçekten bu uygulamanın kendisini iffetli bir kadın yaptığına inandığını görmekteyiz. Hem küçük yaştaki kızına bu uygulamayı yapan annenin hem de uygulama ile kadının ahlaki yönden daha gelişmiş bir birey olduğunu savunan kadınların rızasının nasıl üretildiği önemli bir mesele. Burada önerebileceğimiz ilk çözüm, kadının bedeni ile ilgili üretilen tüm ahlaki yargıların, iffetli olabilmesi adına yapılan uygulamaların arkasındaki iktidar ilişkilerini, ataerkil sistemi fark etmesi ve bu bilinçle hareket etmesidir. Bu önemli çağrı, meselenin özüne arkasını döndüğümüzde yetersiz bir girişim haline gelir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kadınların tahakküm altına alınışının tarihsel ve ekonomik kökleri ile mücadele edilmediği, bu kökler ortadan kaldırılmadığı müddetçe tahakküm şekil değiştirerek var olmaya devam edecektir.

KAYNAKÇA
https://www.theguardian.com/society/2014/may/16/what-is-female-genital-mutilation-circumcision-us
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5422681/
http://www.who.int/reproductivehealth/publications/fgm/articles/en/
https://gh.bmj.com/content/2/4/e000467
https://data.unicef.org/wp-content/uploads/2015/12/FGMC_Brochure_Lo_res_1613.pdf
Kadın Sünneti: Kültürel Dayanakları ve Yol Açtığı Sorunlar, Senem Soyer
Bekaretin El Değmemiş Tarihi, Hande Blank
Dünya’nın Kökeni Vajina, Jelto Drenth
Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik, Pınar İlkkaracan

İlgili haberler
‘İki satırlık adamları musallat etmeyelim ömrümüze...

“İki satırlık adamları ömrümüze musallat etmemek” için satırlarca yazdığımız direnç hikayelerimize v...

Ne yoksulluk, ne sömürü, ne şiddet...

Bugün kadınların kendi hayatları üzerinde her türlü şiddetten azade olarak karar verebilme mücadeles...

Dünya kadınlarının krize karşı mücadele deneyimler...

Ekim ayı sayımızda dünya kadınlarının kriz karşısında yaşadıkları sorunları ele almıştık. Bu sayımız...