Ayrımcılığa karşı bir okuma-yazma hikayesi
Suriye’den savaş nedeniyle Türkiye’ye gelen, Türkiye’de de türlü ayrımcılığa maruz kalanlardan biri Asel. Kağıtlara yazılan yazıları okuyabilmek için Türkçe okuma-yazma öğreniyor.

Asel ile Türkan’ın evinde tanıştık. Henüz 13 yaşında. Beş altı yıl önce Suriye’deki savaş nedeniyle ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelmiş. Annesi ve babasıyla Gazi Mahallesi’nde yaşıyor.
Asel’in çok düzgün Türkçesi hemen dikkati çekiyor. Aile Kürt ama birbirleriyle genelde Arapça konuşuyorlar. “Türkçeyi nasıl öğrendin” diye soruyorum. “Çalıştığım yerlerde öğrendim” diye yanıtlıyor. Suriye’deyken sadece babası çalışırmış. Babasının taksi şoförü olarak kazandığı paranın kendilerine yettiğini söylüyor. Burada ise inşaat işçiliği yapıyor ve elbette kazandığı ile tek başına evi geçindirmesi mümkün olmuyor. Gazi Mahallesinde 1+1 eve 700 lira kira veriyorlar.
“Suriye’de kalsaydım okula devam etmek isterdim” diyor Asel, “Burada ise okumak yerine çalışıp aileme yardım etmek istedim.”

ATÖLYEDE BİRÇOK ÇOCUK İŞÇİ ÇALIŞIYOR
Asel, annesiyle birlikte mahallede bir tekstil atölyesinde singer-overlokçu olarak çalışıyor. İşyerinden ve çalışma koşullarından bahsediyoruz biraz. “Benim gibi küçük yaşta başka işçiler de var atölyede. En küçüğü 8 yaşında, savaşta babalarını kaybetmiş üç erkek kardeş var mesela. Kuzenim de bizim atölyede çalışıyor. Daha başka çocuklar da var, Suriyeli hep. Ama hepsiyle konuşmuyoruz. Kimi konuşmak istemiyor.”
Çalışma saatleri çok uzun; sabah sekizden akşam yedi buçuğa kadar sürüyor. Bazen sekize, dokuza kadar çalıştıkları da oluyor. Aldıkları ücrete yemek dahil değil. Yemek işini de öğle arasında eve giderek çözdüklerini belirtiyor. “Türkiye’de çalışma koşulları çok zor. İşyerinde biriyle konuşamıyoruz bile. Paydosa 15 dakika kala lavaboya gitmek istediğimizde göndermiyorlar” diyor.
Suriyelilerin Türkiye’de karşılaştığı ayrımcı tutumlar çok üzüyor Asel’i. “Burada ne işiniz var, gidin kendi ülkenizde yaşayın” gibi sözlerle karşılaştıklarını söylüyor. İşyerinde karşılaştığı ve onu çok etkileyen bir olayı aktarıyor sonra: “Çocuk işçilerden birine, işyerinin sahibinin kardeşi ve makinecilerden biri bir iş getirmesini söyledi. İşçi de ‘Bir saniye’ dedi. ‘Sen nasıl bir saniye dersin’ diye çocuğu dövdüler. Gözünü morarttılar. Annem kurtardı ellerinden. Afganistanlı, Pakistanlı işçiler ise sadece güldüler, izleyerek.”

ANLAMADIĞIMDA KENDİMİ KÖTÜ HİSSEDİYORDUM
Türkçe okuma yazmayı öğrenme çabasının nedenini soruyorum. “Bazı kişiler Türkçe bilmediğim için kağıda yazılar yazıyordu, sonra da ‘Bak üzerinde yazıyor, oku’ diyorlardı. Ben başkalarına okutmak zorunda kalıyordum, onlar da bir süre sonra beni başlarından savmaya başladı. Bu nedenle okuma yazmayı öğrenmek istedim. Okuma yazmayı öğretecek kimse yoktu, öğrenmek açısından umudum da yoktu, çünkü Arapçayı bile o kadar iyi bilmiyordum” diye konuşuyor.
Evinde buluştuğumuz Türkan öğretmiş ona Türkçe okuma yazmayı. Öğrendikten sonra kendine güveninin geldiğini belirten Asel, başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: “Bir gün eczaneye ilaç almaya gittik. Eczaneye bir Suriyeli geldi. Eczacı ile anlaşamadılar tabii. Ben orada tercümanlık yaptım. Bu beni çok mutlu etti. İnsanlara yardımcı olmanın çok güzel olduğunu öğrendim. Öğrendiğim şeyleri başkası ile de paylaşmak istiyorum. Karşı taraf bir şey söylediğinde sen onu anlamadığın zaman insan gerçekten kendini çok kötü hissediyor. Ben bunu çok hissettim. O yüzden insanlara yardımcı olmak istiyorum.”

UTANMAYACAK MISIN BİZİMLE GEZERKEN!
Ona Türkçe öğreten Türkan teyzesiyle nasıl tanıştıklarını soruyorum. Türkan anlatıyor: “Evlerimiz cam cama bakıyor. Camı açınca apartmanın ara boşluğundan kötü kokular geliyordu. Temizlemeye indim ben de. Temizlerken kadının biri camı açtı ve çok güzel kokulu bir çöp poşeti attı aşağı. Tabii Türkçe konuşamıyordu, ben teşekkür ettim ona, oradan bir yakınlık doğdu. Zaman içinde camdan cama konuşmaya başladık. Asel’i çağırıyordum arada eve. Asel ve ailesiyle birlikte dışarı çıkıyor, parka gidiyorduk. Bir gün ‘Haydi parka gidelim’ dediğimde Asel bana, ‘Türkan teyze hiç utanmayacak mısın bizimle gezerken’ dedi. Çalıştığı yerlerde bazı insanlar onlara selam vermemek için yolunu değiştiriyor, kötü davranıyormuş...” Asel giriyor araya, “Türkan teyzeyi o zaman tanımıyordum, sadece bizi mutlu etmek için öyle bir şey yaptığını düşünüyordum.”
Türkan, Asel’in isteği üzerine, öğretmen arkadaşlarından da yardım alarak, Türkçe okuma yazmayı öğretmeye başlamış ona. Her gün evlerine gitmiş. Bazen okuma parçalarının fotoğrafını çekip gönderiyormuş Türkan’a. Sonra da okuduğu parçanın ses kaydını... Türkan da fotoğrafla ses kaydını takip ederek Asel’in yanlışlarını düzeltiyormuş.
Şimdi de Asel’in annesi, Türkan’la sohbet edebilmek için Türkçe öğreniyor.
İlgili haberler
15 yaşında mülteci bir işçi: Emine

Çocuk o daha. Çağlayan’da taş dizimi yaptığı atölyede onun kadar uzun saatler çalışmaya büyük bir in...

Türkiye'de mülteci kadın olmak

Ülkelerindeki savaş başta olmak üzere insanlık dışı yaşam koşulları yüzünden göç yollarına düşen mül...

Suriyeli Meryem: O sözlerin gerçeğini bir de bizde...

Keyfimden mi buradayım ben? Suriye’de yaşam çok zorlaşmış. Nasıl gideyim? Hiçbirimiz memnun değiliz...