92 kadın eğitim emekçisi yanıtladı: Kadın eğitim emekçileri neden sendikaya aktif katılamıyor?
Yapılan anket, kadın eğitim emekçilerinin sendikal hayattan uzak kalmasının temel nedeninin ev içi yükler ve dışlayıcı örgütlenme biçimleri olduğunu ortaya koyuyor.

Eğitim-Sen 3. Kadın Kurultayı’na hazırlanırken İstanbul 5 No’lu Şube Kadın Çalışma Birimi olarak bir anket çalışması yürüttük. Bu çalışmayı, kadın eğitim ve bilim emekçilerinin sendikal yaşama neden yeterince dahil olamadığı sorusuna, kadınların kendi deneyimlerinden yanıtlar üretmek için yaptık. Ankete katılan kadınların yaklaşık yüzde 29’u herhangi bir sendikaya üye değilken yüzde 30’u Eğitim-Sen üyesi olduğunu, yüzde 41’i ise başka sendikalara üye olduğunu ifade etti.

Toplam 92 kadın emekçiyle, farklı okullarda yüz yüze görüşmeler yaparak ve anketler aracılığıyla bu çalışmayı yürüttük. Ortaya çıkan tablo, yalnızca sayısal verilerden ibaret değil; sendikal örgütlenmenin bugün kadınlar tarafından nasıl deneyimlendiğine dair güçlü ipuçları barındırıyor. Bizim için en belirleyici sonuç, sorunun bireysel tercihlerden çok yapısal engellerle ilgili olduğunun bu kadar açık biçimde görünür hale gelmesiydi.

‘Sadece tavana bakmak istiyorum’

Anket yanıtlarında en çok karşılaştığımız gerekçe, ev içi yükler, çocuk bakımı ve okulun ağır iş yükü nedeniyle sendikal çalışmalara katılım gösterememe oldu. Kadınlar bu durumu çoğu zaman “vakit yetmemesi” olarak tarif etti. Ancak bu yetersizlik, kişisel bir eksiklikten çok, ev ve okul arasında sıkışan bir yaşamın sonucu olarak karşımıza çıktı. Bir öğretmen arkadaşımızın söylediği gibi, “Ev ve okul o kadar yoruyor ki bazen oturup sadece tavana bakmak istiyorum.” Bu ifade, kadınların sendikal faaliyetten neden uzak kaldığını anlatan en yalın ve çarpıcı cümlelerden biri oldu.

Sendikaya üye olmak yetmiyor

Eğitim-Sen üyesi olup sendikal faaliyetlere katılamadığını belirten kadınların büyük çoğunluğu, ev içi işler ve çocuk bakımı gibi sorumluluklar nedeniyle zaman bulamadığını ifade etti. Bu grupta az sayıda kişi, sendika içindeki gruplaşmaları ve grup dayatmalarını gerekçe olarak gösterdi. Bu dağılım, sendika içi sorunların varlığını kabul etmekle birlikte, kadınların sendikal yaşama katılımı önündeki temel engelin açık biçimde ev içi yükler ve zaman yoksunluğu olduğunu ortaya koydu.

Benzer bir tablo, başka sendikalara üye olan kadınların yanıtlarında da karşımıza çıktı. Bu grupta sendikal çalışmalara katılamayan kadınların yaklaşık yarısı, ev içi ve çocuk bakımına bağlı sorumluluklar nedeniyle zaman bulamadığını belirtti. Bunu, sendika faaliyetleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını söyleyenlerin oluşturduğu kayda değer bir oran izledi. Bu tablo, sendikal aidiyetler farklılaşsa da kadınların yaşadığı engellerin büyük ölçüde ortaklaştığını gösteriyor.

Sendikal faaliyet neden ‘ekstra iş’ gibi?

Bizim açımızdan bu sonuç, sendikal faaliyetin hâlâ “ekstra zaman” gerektiren, çoğu zaman akşam saatlerine ve şube binasına sıkışmış bir biçimde örgütlenmesinin kadınlar açısından ne kadar dışlayıcı olduğunu bir kez daha gösterdi. Kadınların yanıtları, sorunun yalnızca zaman bulamamakla sınırlı olmadığını; sendikal mücadelenin nerede ve nasıl kurulduğuyla doğrudan ilişkili olduğunu da ortaya koydu.

Kadınlar sendikanın ne yaptığını bilmiyor

Anket sırasında sıkça karşılaştığımız bir başka durum da sendikanın ne yaptığına dair bilgi eksikliğiydi. Özellikle sendika üyesi olmayan ya da sendika çalışmalarına aktif olarak katılamayan kadınlar, faaliyetlerden haberdar olmadıklarını söylediler.

Bu sonuçlar birlikte okunduğunda, sendikal katılım sorununun yalnızca üyelikle ya da çağrıyla çözülebilecek bir mesele olmadığı açık biçimde görülüyor. Üye olan, olmayan ya da farklı sendikalara üye olan kadınların neredeyse tamamı için temel engel aynı yerde duruyor: kadınların gündelik yaşamını kuşatan ev içi angarya ve bakım yükü.

İş yeri temelli bir örgütlenme mümkün

Tam da bu noktada iş yeri temelli örgütlenme ihtiyacı belirginleşiyor. Kadınların sendikal yaşama katılımını artırmanın yolu, sendikayı iş yerlerine, kadınların gündelik hayatının içine taşımaktan geçiyor. İş yeri temsilcilikleri, iş yeri toplantıları, çalışma saatleriyle uyumlu örgütlenme biçimleri ve kadınların iş yerinde çalışmaya katılabildiği mekanizmalar, bu tablonun değişmesi açısından hayati önem taşıyor. Kadınların sendikayla kurduğu ilişki merkezi yapılardan çok, günlük çalışma hayatının içinde güçlenebiliyor.

Aynı zamanda kadınların ev içi yüklerinin bireysel bir mesele olmadığını; kamusal hizmetlerin yetersizliğinin bir sonucu olduğunu bu çalışmada bir kez daha gördük. Kreş, bakım hizmetleri ve güvenceli çalışma koşulları, kadınların sendikal mücadeleye katılımını doğrudan etkileyen başlıklar olarak karşımıza çıktı ve sendikal mücadelenin merkezinde yer alması gerektiğini bir kez daha hatırlattı.

Bu anket çalışmasıyla, kadınların sendikaya neden gelmediğinden çok, sendikanın kadınlara neden ulaşamadığını tartışmaya açmak istedik. Kadınların anlattıkları bize şunu açıkça gösterdi: Örgütlenme sorunu, kadınların isteksizliğinden değil; sendika çalışmasının bugünkü yaygın biçiminden kaynaklanıyor. Kadınların sözünü, zamanını ve emeğini merkeze alan, iş yerlerinden güç alan bir sendikal hat kurulmadıkça, sayılar artsa bile gerçek bir katılımın sağlanması mümkün görünmüyor. Bizim açımızdan bu çalışma, yalnızca bir durum tespiti değil; sendikal mücadeleye dair birlikte düşünmeye çağıran bir başlangıç.

Görsel: Burcu Yıldırım

İlgili haberler
Eğitim Sen Kadın Kurultayından emekçilerin gerçeğine: Sendikal mücadelede uyarı zili

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, sembolik başlıklarla yetinen değil, kadınların gerçek yaşamlarından beslenen ve onların örgütlü gücünü açığa çıkaran bir sendikal mücadeledir.

Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayı'na doğru Ankara'da eğitim emekçileri buluştu

Ankara 3 No’lu Şube’de düzenlenen atölye çalışmasında kadınlar, aile politikaları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tartışarak, özgürlük, eşitlik ve örgütlü mücadele çağrısı yaptı.

Eğitim Sen Kadın Kurultayına giderken: Mülteci öğrenciler görünmez kılınıyor

Sanırım bu süreçte bizi en çok değiştiren şey, yıllardır mülteci öğrencilerle çalıştığımız halde aslında bu konuda çok da yeterli bilgiye sahip olmadığımız gerçeğiyle karşılaşmaktı.


Editörden