Eğitim Sen 3. Kadın Kurultayının hazırlıkları, 2023 yılında yapılan 12. Olağan Genel Kurulda alınan kararın ardından, yaklaşık bir buçuk yıl önce başladı. Sendika bünyesinde yedi coğrafi bölge esas alınarak, şube kadın sekreterlerinden oluşan Bölge Düzenleme Kurulları oluşturuldu ve her bölgeden birer temsilci belirlendi. Bu temsilciler ile Merkez Yürütme Kurulu tarafından belirlenen kadın üyeler bir araya gelerek Merkezi Düzenleme Kurulu'nu (MDK) oluşturdular. Kurultayın altı ana başlığı şöyle belirlendi: Eğitim politikaları; istihdam biçimlerinin dönüşümü; aile, beden politikaları; savaş, göç, barış bağlamında kadın mücadelesi; eşitlik, özgürlük, laiklik mücadelesi; sendikal mücadelede kadın.
Bizler de Emek Hareketi olarak, bu kurultayın; eğitim emekçisi kadınların sorunlarını açığa çıkarması, bu sorunlara karşı en geniş kadın kitlesiyle birleşik bir mücadele örmesi için bir araç olacağı düşüncesiyle, hazırlık sürecini iş yerlerinde mümkün olduğunca yaygın ve kapsayıcı bir şekilde yürütme kararı aldık. Amacımız, kurultaya iş yerlerinde ulaşabileceğimiz en geniş kadın kesiminin iradesini yansıtmaktı. Belirlenen ana başlıklar doğrultusunda bulunduğumuz şubelere bağlı iş yerlerinde yüzlerce kadın emekçiyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik, anketler ve toplantılar yaptık. Sadece Eğitim Sen üyesi kadınları değil; farklı statülerde çalışan, sendikasız veya başka sendikalara üye kadın eğitim emekçilerini de sürece dahil ederek, gerçekleştirdiğimiz çalışmaları raporlaştırarak şubelerimize ilettik.
Kurultayın ilk günü, belirlenen başlıklar üzerine atölye çalışmaları düzenlendi. Bu atölyelerdeki tartışma ortamının olabildiğince kolektif olması; bir yıl boyunca yapılmış çalışmaların derinlemesine tartışılması, çözüm önerilerinin ve mücadele hattının belirlenmesi açısından büyük önem taşıyordu. Ancak karşılaştığımız manzara bu amaçtan çok uzaktı. Bir karar alma organı olmayan, fikirleri ortaya çıkarması gereken atölyelerde tartışmaların dayatmaya dönüşmesini yaşadık. Özellikle “Sendikal Mücadele ve Kadın” başlıklı atölyede çalışmalarında ciddi sorunlar yaşandı.
Bu başlığa ilişkin pek çok farklı ilden yüzlerce sendikalı-sendikasız kadın ile yaptığımız çalışmalar özetle şunları göstermişti:
• Kadın eğitim emekçileri sendikal çalışmaya ev angaryasından vakitleri kalmadığı için katılmadıklarını belirttiler. Bu, sendikanın ev angaryasının, bakım yükünün çözümünün toplumsallaştırılması için mücadele vermesi gerektiğini gösterirken bir yandan da sendikal çalışmanın sürekli şubeye, toplantıya, eğitime çağrılma gibi anlaşıldığını, iş yeri temelli bir sendikal çalışma algısının yaygın oluşmadığını da gösteriyor.
• Eğitim emekçilerinin, sendikaların sorunlarına çözüm olacağına ilişkin bir inancı, sendikadan bir beklentisi yok. Sendikalara ilişkin güvenin ciddi ölçüde zedelendiği görülüyor.
• Öğretmenlerin ezici çoğunluğu için sendikanın birincil ve vazgeçilmez işlevi, üyelerinin haklarını sonuna kadar savunmak ve onlara hukuki/psikolojik destek sağlamak (...)
Bu başlık altında oluşturulan atölyede, bu sonuçları dillendiren, sendikal örgütlenmeyi iş yerleri temelinden çıkaran anlayışa eleştiri yapan delegelerin ifadeleri atölye raporuna ısrarla yansıtılmadı. Tartışmalar "eş başkanlık", "kadın bütçesi" ve "kadın meclislerinin güçlendirilmesi" konularına sıkıştırılmaya çalışıldı. Kadın Kurultayı adeta mart ayında yapılacak Tüzük Kurultayında, kadın meclislerine bütçe ve eş başkanlık savunusuna basamak yapılmaya çalışıldı.
İş yerlerindeki kadın emekçilerin durumunu, taleplerini ve önerilerini almadan alınan kararların demokratik olmadığı, sınırlı sayıda kadının katılımıyla yapılan kadın meclisi toplantılarının kadın üyelerin iradesini yansıtmadığı, sendikanın görevinin kreş/bakımevi açmak değil; bunu kamusal bir hak olarak devletten talep etmek ve bunun için mücadele yürütmek olduğu gibi görüşler atölye raporuna yazılmadı. Rapora girmeyen görüşlerini kürsüde ifade etmek isteyen delege arkadaşımızın, masalara vurularak ve tahammülsüz tepkilerle engellenmeye çalışıldığına şahit olduk.
Delegeler söz almaya çekindi
Farklı görüşlere gösterilen bu tahammülsüzlük ve iş yerlerine dayalı çalışmaların görmezden gelinmesi, kurultayı bir sendika toplantısı olmaktan çıkardı. Kurultay, delegelerin özgürce söz alabildiği ve tartıştığı değil; sınıf sendikacılığı anlayışını "yok sayan" bir anlayışın hakim olduğu bir platforma dönüştü. Nitekim delegelerin bir kısmı için üyesi oldukları sendikanın kurultayında “sınıf sendikacılığı” önergesinin reddedilmiş olması, “hayal kırıklığı ve umutsuzluk” şeklinde ifade edilen duygusal bir kopuşa neden oldu. Bazı kadın delegeler, yaratılan gergin ortam nedeniyle söz almaktan çekindi, yaptıkları çalışmaları anlatmaktan geri durdular.
Tartışma uzayınca, “kurultaydan bütünlüklü bir sonuç bildirgesiyle çıkılmasının önemli olduğu” söylenerek eş başkanlık ve kadın bütçesi gibi tüzük değişikliği gerektiren önergeler geri çekildi; bu konuların tüzük kurultayı tartışmalarında ele alınması kararlaştırıldı. Ancak, kurultay sırasında hazırlanan sonuç bildirgesinde, kadınlara yönelik çalışmalar yine tartışmalı olan "kadın meclisleri" üzerinden tarif edildi. Bildirgedeki bu ifadeye yönelik itirazlarımız ve "kadın meclisleri" ibaresinin çıkarılması ya da yanına "iş yerlerindeki en geniş kadın emekçi kesimini/kadın komisyonlarını" eklenmesi önerimiz, "tüzükte var, tartışılamaz" denilerek reddedildi. Sonuç bildirgesi, salonda kalan az sayıdaki delegenin oylamasına sunularak ve itirazlarımız dikkate alınmadan kabul edildi.
Sendikamızı güçlendirmek için ne yapacağız?
Kadın emekçilere yönelik tüm çalışmanın, eylem ve etkinlik karar süreçlerinin, sendikal faaliyetin bütününden ve sendikanın olağan karar mekanizmasından koparılması; bu konuda tüm yetkinin “tartışılamaz” bir biçimde kadın meclislerine, üstelik bütçe yetkisiyle bırakılması kadın eğitim emekçilerinin sendikanın toplam çalışmasından ve gündeminden kopmasına yol açmaktadır. Katılımı sınırlı, temsiliyeti belirsiz; bir toplantısına katılanın bir sonrakine gelme ya da alınan kararların hayata geçirilmesi ve çalışmaların yürütülmesi konusunda sorumluluk üstlenme zorunluluğu olmayan bir yapıya hem karar hem de bütçe yetkisi vermek, demokratik işleyişe tamamen aykırıdır.
Kurultaya hazırlanırken yaptığımız çalışmalar da, kurultayın kendisi de gösterdi ki kadın mücadelesini biçimsel temsiliyetlere indirgeyen bir anlayışla savunulan, sınırlı sayıda kadın üyenin/yöneticinin karar aldığı yapılar işlemiyor. Konfederasyonlar arasında kadın üye oranı en düşük olanın KESK olması durumunun nasıl aşılacağı gibi hayati konuları tartışmaktan imtina etmek de ne yazık ki bu gerçeği örtemiyor.
Oysa bizim demokratik, kapsayıcı ve mücadeleci bir anlayışla hareket eden sendikalara ihtiyacımız var. İş yerlerini odağa alan, emekçi kadınları karar süreçlerine aktif biçimde katan, kadınların sendikal harekete katılımı önündeki engelleri aşmaya odaklanan bir mücadele programı oluşturmadan kadın mücadelesini büyütmek mümkün değil. Kurultayda yaşanan tablo, önümüzdeki süreçte emekçi kadınların sesini yükseltmek için mücadeleyi sendikalarımızın büyüyeceği tek zemin olan iş yerlerinden başlayarak ilerletmemiz gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.
Emek Hareketi nedir, kimdir?
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
92 kadın eğitim emekçisi yanıtladı: Kadın eğitim emekçileri neden sendikaya aktif katılamıyor?
Yapılan anket, kadın eğitim emekçilerinin sendikal hayattan uzak kalmasının temel nedeninin ev içi yükler ve dışlayıcı örgütlenme biçimleri olduğunu ortaya koyuyor.
Eğitim Sen Kadın Kurultayından emekçilerin gerçeğine: Sendikal mücadelede uyarı zili
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, sembolik başlıklarla yetinen değil, kadınların gerçek yaşamlarından beslenen ve onların örgütlü gücünü açığa çıkaran bir sendikal mücadeledir.
Eğitim Sen Kadın Kurultayına giderken: Mülteci öğrenciler görünmez kılınıyor
Sanırım bu süreçte bizi en çok değiştiren şey, yıllardır mülteci öğrencilerle çalıştığımız halde aslında bu konuda çok da yeterli bilgiye sahip olmadığımız gerçeğiyle karşılaşmaktı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























