GÜNÜN PORTRESİ: Eşitlik ve adalet peşinde bir kadın işçi 'Adelheid Popp'
‘Adalet ve Eşitlik’ talebi yıllardır kadınların talebi olmaktan çıkmadı. Binlerce kadın tarih boyunca gerçek adalet ve eşitlik sağlanana kadar bu talep için mücadele etti, ediyor. Adelheid Popp gibi..

Kadınlar bugün olduğu gibi dün de ikincil işgücü olarak görüldükleri için çok çok kötü koşullarda işçilik yaptılar... Fakat, bu özel ezilme halinin bilincine varıp direnenler, bizlere daha iyi koşulları armağan ettiler. Avusturya Kadın Hareketi’nin işçi önderi Adelheid Popp’un yaşamı bunun en iyi örneğidir.
Adelheid Popp’u tanıyor musunuz? Genel olarak kadın hareketine, özel olarak da Avusturya Kadın Hareketi’ne ilginiz yoksa büyük ihtimalle tanımazsınız. Varsa, Alman dilinde kadınlara ait internet sitelerinin hemen hemen hepsinde kısa veya uzun bir yaşam öyküsü bulursunuz ona ait. Kadın işçi önderi olarak geçer ismi genellikle. Adelheid, 19. yüzyılın sonlarında dünyanın derin alt üst oluşlar yaşadığı bir dönemde, Viyana yakınlarında Inzersdorf’da 1869 yılında beş çocuklu bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Onun yaşamı, işçi sınıfının en sıradan kazanımlara erişmek için ne büyük sıkıntılardan, ne tür mücadelelerden geçerek geldiğini göstermek açısından çok anlamlı. Ayyaş ve asabi, sürekli karısını döven bir baba, gündelik hayatı idame ettirmek için kötü koşullarda çalışan mutsuz ve şefkatsiz bir anne. Adelheid’in çocukluğu ile ilgili iç burkucu anıları var: “Normal koşullarda büyüyen pek çok insan, yaşamları ağır darbelere uğradığı dönemlerde, mutlu ve tasasız gençlik günlerini hüzünlü bir minnettarlıkla anar ve ‘keşke her şey eskisi gibi olabilseydi’ diye iç geçirir. Bense, çocukluğumu başka duygularla anıyorum. Ne aydınlık bir nokta, ne bir güneş ışığı, ne de çocukluğuma eşlik eden anne sevgisi ve şefkatiyle dolu huzurlu bir yuva var hatırımda.” Küçük kız altı yaşındayken, babası kanserden yaşamını yitirir. Adelheid ve diğer dört kardeşi annenin yaşam mücadelesini desteklemek için çok küçük yaşlarda çalışmaya başlarlar. 1879 yılında annesi ile birlikte Viyana’ya taşınırlar. Elinde 4. sınıfa geçtiğine dair bir belge vardır, ama onun artık çalışma zamanı gelmiştir. 10 yaşında başlar işçilik serüveni...

SINIF VE KADIN MÜCADELESİNE GİDEN YOL
Önce hizmetçi, sonra terzi, daha sonra da fabrika işçisi olarak çalışır. 12 saatlik ağır çalışma koşullarında sağlığı sık sık bozulur ve iş değiştirmek zorunda kalır. En büyük zevki kitap okumaktır. “Kentin kenar mahallesinin sahafından, boğazımdan kıstığım iki Kreuzer (o zamanki para birimi) karşılığında ödünç alabildiğim her şeyi okurdum” diyor anılarında. 13 yaşında, yaşından büyük gösterdiği için bakır fabrikasında işçiliğe başlar. Genellikle kız çocuklarının çalıştırıldığı, kötü ısınan dikiş, düğme atölyelerinden kurtulduğu için sevinçlidir. Fakat bir süre sonra sağlığı bozulur, bu işin zehirle eşdeğer olduğunu söyler doktorlar ona. Sürekli bayılır, doktora gitmesine rağmen kendini toparlayamaz, işten çıkmak zorunda kalır ama sağlık sorunları devam eder. Baygınlıkların kaynağı tespit edilemediği için psikiyatri kliniğine yatırılır. Hastane günlerini sever: “O güne kadar en iyi yaşadığım günlerdi bunlar, bütün insanlar bana iyi davranıyordu, günde üç öğün yemek yiyordum, tadını hiç bilmediğim et ve hoşaf vermişlerdi bana.” Hastaneden çıktıktan sonra bir süre iş arar ve cam zımpara fabrikasında işe girer. 15 yaşındadır. Burada kendisinden çok büyük bir yöneticinin tacizine uğrar. Adamın bütün kızlara aynı biçimde davrandığını görünce dayanamaz, işten ayrılır. Anne ve ağabeyi durumu bilmelerine rağmen sebatkâr olmamakla, tembel olmakla suçlarlar onu. Fakat onun yaşama karşı bir duruşu, kendi doğruları vardır. Epey sıkıntıdan sonra büyük bir fabrikada iş bulur. İlk sosyal demokrat gazeteyi, kendisi de politik olan diğer ağabeyinin arkadaşı bir işçiden alır. Çok geçmeden de gazeteye abone olur. Gazeteyi içer adeta: “Teorik makaleleri anlayamamıştım. Ama işçi sınıfının acılarını anlıyor, kavrıyordum. Bunların ışığında kendimi değerlendirmeyi, katlandığım her şeyin tanrı yazgısı olmadığını, tersine toplum düzenindeki eşitsizliklerden kaynaklandığını öğrendim.” İşçi hareketi tarihini okur, öğrendiklerini çevresine anlatmaya başlar. Çok iyi bir işçi olmaya özen gösterdiği için dikkatleri çekmesine rağmen kimse ona bir şey yapamaz. Bir gün gazetesinde kadın sorunu hakkında bir makale okur ve çok etkilenir. Sosyalist harekette bir kadın olarak bir şeyler yapmak ister, ama sosyalist siyaset erkek işi olarak görülmektedir genellikle. 1889’da ağabeyiyle ilk katıldığı siyasi toplantıda, konuşmacıların sadece erkeklere seslendiğini, kadınlara seslenmediğini fark eder. Bunu takip eden toplantılarda da durum değişmez, hiç kimse kadın işçilerin sorunlarından bahsetmemektedir. Yıllardır çalışan ve kadın işçilerin yakıcı koşullarını yakından bilen biri olarak bu durum onu rahatsız eder. 1891’de ilk kez kadınların çok az olduğu bir toplantıda, kadın işçilerin sorunları üzerine konuşur, sosyalist işçilerden kadınların seslerine kulak vermelerini ve onları eğitmelerini talep eder. Büyük ilgi toplar, bundan sonra çeşitli toplantılarda defalarca kadın işçilerin sorunlarını irdeleyen konuş- malar yapar. Bu arada polisin de ilgisini çekmekte gecikmez: “Genel bir ilgi odağı haline gelmiştim. Gazetelerde yaptığım konuşmalardan söz ediliyor; polis, toplantılarda işçilerin sömürülmesine ve hizmetçilerin şiddete maruz kalmasına ilişkin verdiğim bazı örneklere dayanarak yaptığım suçlamalar konusunda ifademi almak üzere karakola çağırıyordu.” Genel olarak sosyalist propaganda da yapar, ama en hoşuna giden konu kadın işçilerin durumlarıdır. Çünkü bu alanda kendi deneyimlerini ve bilgilerini de anlatma fırsatı vardır. Onun çektikleri de diğer işçi kadınların çektiklerinin aynısıdır. Şöyle yansır bu durum anı defterine: “Çalışmamı böylesi zor koşullar altında yürüttüğüm için, sözlerimdeki gerçeklik daha yakıcı bir biçimde hissediliyordu. Kendimin de çektiği had safhadaki yokluk, sözlerimden sezilebiliyordu. Başkalarını bütün engelleri aşma konusunda harekete geçirmeye çağırdığımda, bu boş bir söylem olmazdı. Çünkü kendimde aynı güçlükteki engellere, maddi yoksunluğa ve annemin bana çektirdiği ruhsal eziyetlere karşı sürekli bir mücadele halindeydim.”

MÜCADELE HER DAİM DEVAM...
Kızının Avusturya Sosyalist Hareketi içindeki konumundan habersiz annesi, onun bir an evvel evlenip çocuk sahibi olmasını arzulamaktadır. Adelheid’in en büyük isteği de annesinin kendisini anlaması, onunla öğünmesidir, ama yaşlı kadını ikna etmek çok zordur... Friedrich Engels, A. Bebel, annesine onun sosyalist hareket içindeki yerini anlatmak üzere evlerine gelirler. Sonuç pek değişmez... Bu arada A. Popp sosyalizmin önderlerinden F. Engels’in devrim için çok önemli gördüğü, Arbeiterinenzeitung (Kadın İşçiler Gazetesi) editörlüğüne getirilir. 1894 yılında partinin muhasebe işlerine bakan ve gazeteyi çıkaranlar arasında bulunan kendinden 20 yaş büyük Julius Popp’la evlenir. Julius, Adelheid’in çabalarını destekleyen iyi bir eştir. Adelheid parti faaliyetleri çerçevesinde konuşmalara katıldığında, ‘çocukları bırakıyorum’ diye üzülür, ama eşi ona her seferinde şu yanıtı verir: “Kişisel olarak ve çocuklar için yanımda kalmanı istiyorum, ama yoldaşın olarak hiçbir engelin, seni sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoymasına izin vermesini istemiyorum.” 1897 yılında ilk çocuğunu dünyaya getirir, 1902 yılında ikinci bebeğine hamileyken Julius Popp yaşama veda eder. Adelheid, eşine karşı büyük sevgi ve saygı besler evlilikleri boyunca, onun ölümü ile büyük üzüntü yaşar, ama davaya karşı sorumlulukları vardır: “Hiç kimse için kusursuz bir mutluluk olmadığı’ düşüncesinden güç bulmaya çalışıyordum. Ve sosyalizm bana öyle çok şey vermiş, yaşamıma öyle büyük bir anlam katmıştı ki, kendimde birçok badireyi karamsarlığa düşmeden atlatacak gücü bulabiliyordum. Büyük bir davaya tutkuyla hizmet etmek, insana o kadar büyük bir huzur veriyor, yaşama öyle büyük bir anlam kazandırıyor ki, yılmadan çok şeye katlanmak mümkün olabiliyor. Bunu kendi yaşadıklarımdan öğrendim.” Eşinin ölümünden sonra Adelheid’in maddi durumu çok kötüleşir, iki oğlu da büyüyemeden Birinci Dünya Savaşı sırasında bir grip salgınında ölürler. 1919 yılında ilk kadın parlamenter olarak parlamentoya girer. Gruplarının bütün kadın politikasını o yönlendirir. Bunların arasında evlilik reformları, eşit işe eşit ücret, kürtaj yasasının gözden geçirilmesi de vardır. 1933 yılında yaş nedeniyle kendini politik faaliyetlerden geri çeken Adelheid Popp, 1939’da beyin kanaması sonucu yaşama veda eder.

Kaynaklar Bir Kadın İşçinin Gençliği, Adelheid Popp, Evrensel Basım Yayın, 22 Temmuz 2006, İstanbul
*Yazı Petrol –İş Kadın Dergisinin 20. sayısından alınmıştır.

İlgili haberler
Aykırı Bir Kadın: Mary Wollstonecraft

18. yüzyılın aykırı kadını Mary Wollstonecraft ile tanışın. Mary, Fransız devriminin tanığı bir kadı...

GÜNÜN MÜCADELESİ: Pantolon

Kadınlar pantolon giymek için bile çok uğraşmışlar. Erkekler gibi “ata biniyoruz” diye hızla rahat k...

Bilimde kadınların ayaklarına takılan taş: MATİLDA...

Bilim kadınlarının yaptıkları çalışmalara verilmesi gerekenden daha az kredi verildiğini tanımlamak...