GÜNÜN PORTRESİ: Yaşamı sanata dönüştüren Helen Keller
Bakan körler, duyan sağırlar ve konuşan dilsizlerle dolu bir dünyada Helen Keller yaşamı sanat biçimine dönüştürmüş olağanüstü bir insandır.

Helen Keller 1880 yılında ABD - Alabama’da çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ancak 19 aylıkken ateşli bir hastalığa yakalandı. Hayatından umut kesilmişken yaşama tutunan Helen, bu hastalığın izlerini ömür boyu taşıyacaktı. Çünkü hastalık bebeğin görme ve duyma yeteneğini de beraberinde götürmüştü.

Sonraki yıllar Helen ve ailesi için oldukça zordu. Ancak aile pes etmedi. Yapılan kontroller her ne kadar tedavinin imkansız olduğunu ortaya koysa da onlar Doktor Alexander Graham Bell‘e başvurdular. Telefonun mucidi olan Dr. Bell, işitme engelli çocukların eğitilmesine adamıştı kendisini… Bell’in önerisi ile Helen, Anne Sullivan adlı bir öğretmen ile çalışmaya başladı. Bundan sonrası bir öğretmenin karanlığa ve sessizliğe hapsolmuş bir çocuğun hayatında neler değiştirebileceğinin hikayesidir…

Sullivan, Helen’e öğretmek istediği nesneleri önce eline veriyor, tanımasına yardımcı oluyor, sonra da avucunun içine nesnenin adını harflerle yazıyordu. Bu oyun, Helen’in içindeki öğrenme isteğini alevlenmişti. Devamında, Helen körler için özel bir yazı yöntemi olan kabartma Braille Alfabesi’ni öğrendi. Önünde yeni bir dünya açılmıştı; durmadan okuyordu. Şimdiki yeni hedefi ise konuşabilmekti.

Devamında aldığı yeni dersler ile en sonunda anlamlı insan sesleri çıkarabilmeyi öğrenecek, gerçek anlamda hiçbir zaman anlamlı konuşamayacak olmasına karşın, bir kaç kelime edebilir hale gelecekti.

1893 yılında Latince öğrenmeye başladı ve kısa zamanda Latince kitap okuyup anlar duruma geldi. 1894 yılında New York’taki Wright-Humason Sağırlar Okulu’na gitmesi kararlaştırıldı. Bu okulun seçilme nedeni, dudak okumayı çok iyi öğretmesiydi. Helen, okulda kaldığı iki yıl süresince matematik, coğrafya, Fransızca ve Almanca öğrendi.

Sevgili Bayan Sullivan yine Helen’in yanındaydı. Derslerde anlatılanları Helen’in avucuna yazarak ona çevirmenlik yaptı. Okunması gereken kitap ya da makaleleri Braille Alfabesi’yle yazıp Helen’in kolayca izleyebileceği duruma getirdi.

Üniversiteye gitmek en büyük dileğiydi. Uzun ve yoğun çalışmalardan sonra 1900 yılının sonbaharında bu düşü de gerçekleşti. Üniversiteye giriş sınavında soruları Helen’e çeviren, eğitim süresince yanından bir an bile ayrılmadan yardımına koşan, onu sınavlara hazırlayan yine Anne Sullivan’dı.

Helen, 1904 yılında üniversiteden başarıyla mezun olurken, dünyada ilk kez üniversiteyi bitiren görme ve işit­me engelli biri olarak tarihe geçti. Ayrıca onun gibi görme ve işitme özürlü birinin beş dil biliyor ol­ması da inanılacak gibi değildi.

Üniversiteye devam ederken Helen bir taraftan da yaşamını anlattığı ilk kitabını yazdı. “Yaşam Öyküm” (The Story of My Life) adını verdiği kitap onun ülke çapında ünlenmesine yar­dımcı oldu. Helen’in yaşamı kısa zamanda tüm dünyanın ilgisini çekti.

Zaman içinde kitabın yayımlanmasını sağlayan tanınmış sosyalist eleştirmen John Albert Macy ile çok iyi dost oldular ve bu dostluk Anne’nin onunla evlenmesi ile devam etti. Artık üçü bir arada yaşıyorlardı.

John sayesinde Helen sosyalist düşünce ile tanıştı ve konu ile ilgili makaleler yazmaya başladı. 1913’te Sosyalizm hakkındaki makalelerini “Кaranlığın İςinden” adlı kitabında topladı.

Sonraki yıllarda yaşamları konferans gezileriyle, makale ve ki­tap yazmayla dolu dolu geçti. İkili bir vodvil ( toplumsal sorunları mizahi bir yaklaşımla hicveden tiyatro türü) sahnelemeye başladı. Bu gösteri tüm dünyada çok ilgi çekti. Bu vodvil turnelerinde kazandıkları paraları “Amerikan Görme Engelliler Vakfı”na bağışladılar.

Helen Keller, bütün hayatını ve gelirini kör çocukların öğrenimi ve yetiştirilmesi için harcadı. 1931‘de körlere yardım için kurulan bir cemiyete verilmek üzere bir milyon dolar yardım topladı. Daha sonra iki milyon dolarlık sermayesi olan Helen Keller Fonu’nu kurdu.

Anne Sullivan’ın 1936 yılında ölümü Helen Keller için yıkıcı bir kayıp oldu. Ancak o yine de çalışmalarına devam etti. Helen Keller, yaşamı boyunca görme ve duyma eksikliğinin kendisine bir engel oluşturmasına kesinlikle izin vermedi ve her dakikasını dolu dolu yaşayarak, gören görmeyen herkese örnek oldu.

Helen Keller, 1964’te ABD’nin en büyük sivil madalyası olan “Özgürlük Madalyası”nı aldı. 1 Haziran 1968’de yani 88 yaşındayken yaşama veda etti.

Helen Keller yaşamı parmak uçlarında hissederek yaşarken, fiziksel engelleri olmamasına rağmen “görmeden, duymadan” yaşayanlara şöyle sesleniyordu:

“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı göreceksiniz.”

Kaynak: matematksel.org


İlgili haberler
GÜNÜN PORTRESİ: Dorothea Dix

Amerika’da akıl hastalarına daha insani ve modern tedavi yöntemlerini sağlamak için uzun uğraşlar ve...

GÜNÜN PORTRESİ: Karoline von Günderrode

19. yy’da “Romantik dönemin ‘Sappho’su” diye anılan Günderrode’nin şiirleri, düz yazıları ve oyunlar...

GÜNÜN PORTRESİ: Komün günlerinin yürekli savaşçısı...

Hiçbir siyasal erkin insanların mutluluğunu sağlayamayacağına inanan bu kadın, ilk proletarya diktat...