GÜNÜN KADINI: Irkçılıkla mücadelenin inatçı sesi Josephine Baker
‘Siyah İnci’, ırkçılıkla mücadelenin inatçı sesi, kadın özgürlüğünün danstaki yansıması Josephine Baker ile tanışın…

Josephine Baker tam adıyla Freda Josephine McDonald Carson Baker, 3 Haziran 1906’da ABD’nin Missouri eyaletinin St.Louis şehrinde dünyaya geldi.


Anne ve babası küçük barlarda gösteriler yaparak geçimlerini kazanıyorlardı ama Josephine’nin babası onları terk etmesiyle zor olan yaşam koşulları daha da ağırlaştı.

 

Çocukluğu yoksullukla geçen Josephine, okulu bırakıp çalışmaya başladı.

 

13 ve 15 yaşında daha çocukken iki kısa süreli evlilik yaptı.

 

Çocuk yaşta çalışmak zorunda kalan ve evlenen Josephine buna rağmen hiçbir zaman maddi olarak bir erkeğe bağımlı kalmadı. Hep çalıştı ve gitmek istediğinde gitti.

 

Josephine pek çok şeye olduğu gibi ırkçılığa da henüz küçük yaşta maruz kaldı. Hayatı boyunca kendisini ‘maymun’ diyerek aşağılamaya çalışan güruhla mücadele etti.

 

Josephine, 16 yaşında Philadelphia’da bir dans topluluğuna girerek dansçılığa adım attı. Lakin onu tek bir meslek ile tarif etmek imkansız. Josephine’yi tanımlarken uzayan bir liste var: Şarkıcı, aktivist, dansçı.

 

Hayatının büyük bölümünü ırkçılığa karşı mücadeleye ayıran Josephine, 1920’lerde Parisli bir yapımcıdan aldığı teklif üzerine ABD’yi geride bırakarak memleketi haline gelecek Fransa’nın başkenti Paris’in yolunu tuttu.

 

Burada Champs Elysees Tiyatrosu’nda yer aldığı ‘La Revue Negre’ (‘Zenci Revüsü’) ile oldukça dikkat çekti.

 

Paris’te dansıyla öne çıktı Josephine, ayrıca Tropik Siren (1927), ZouZou (1934), Prenses Tam Tam (1935) ve Fausse Alerte (1940) isimli dört filmde de rol aldı.

 

1923’te rol aldığı ‘Shuffle Along’ müzikali sanat dünyasının kapılarını birer birer aralamasına olanak sağladı.

 

Yine de ırkçılık Josephine’nin peşini bırakmadı. Çünkü maalesef ABD’ye değil dünyaya özgü habis bir ur gibi ırkçılık. Josephine’nin Viyana’daki gösterisi ‘beyaz ırka hakaret’ olarak algılandı, Roma’da kiliseler Josephine’yi ‘ahlaksız şeytan’ olarak betimledi. Budapeşte’de ise ‘Afrika’ya geri dön’ denildi.

 

Ama bu nefret dolu davranışlar onun sadece mücadele azmini körükledi.

 

Irkçı olduğu bilinen kulüplerde sahneye çıkmayı daima reddetti.

 

Kazandığı başarıyı ABD’de de sürdürmek isteyen Josephine, New York’a dönerek dans gösterileri düzenledi. Ancak beklediği ve dilediği gibi olmadı Amerika macerası. Yine ırkçılık ve aşağılık davranışlara maruz kaldı. Çok geçmeden kendisini nispeten daha özgür hissettiği Paris’e döndü.

 

Josephine döndükten sonra Fransız sanayici Jean Lion ile evlendi ve Fransız vatandaşlığına geçti.

 

‘Siyah İnci’, ‘Bronz Venüs’ gibi tanımlamalarla anılmaya başlayan Josephine’nin ünü, ressam Pablo Picasso’ya kadar uzanmıştı. Öyle ki Picasso, Josephine’nin resmini çizdi.

 

Caz çağındaki cinsel özgürlüğü de simgeledi bu cesur kadın.


 

Kadının bedenine yönelik baskı ve ırkına yönelik ayrımcılığa karşı mücadelenin hep en önünde yer aldı. Kardeşliğe inandığını söyledi bıkıp usanmadan. İçinden geldiği gibi giyinip içinden geldiği gibi dans etti.

 

Josephine’nin biseksüel olduğu ve ressam Frida Kahlo’yla da bir ilişki yaşadığı ise hayatını kaybetmesinin ardından öğrenildi.

 

Josephine, II. Dünya Savaşı geldiğinde Fransa’yı işgal eden Almanya Nazi ordusuna karşı direndi.

 

Fransız Direnişi için çalışan Josephine, ajan görevi üstlenerek zaman zaman mesajları taşıdı zaman zaman ise önemli dökümanları. Teğmenliğe kadar yükseldi.

 

Direniş güçleri için yapmış olduğu hizmetlerden dolayı, General Charles De Gaulle’ün elinden Lothring Nişanı almaya hak kazandı.

 

Savaş sürecinde 1941 yılında Marakeş’te bulunurken bebeğini düşüren Josephine bunun sonucunda karın zarı iltihabı geçirdi.

 

Lion’dan boşanmış olan Josephine, 1947’de Fransız orkestra şefi Jo Bouillon’la evlendi.

 

Josephine’nin artık biyolojik çocuğu olamayacaktı ama o daha geniş ve değerli bir aile kurdu kendine. Bu ailenin adını da ‘Gökkuşağı Kabilesi’ koydu.

 



“Farklı etnik grupların ve dinlerin çocuklarının hâlâ kardeş olabileceğini” kanıtlamak isteyen Josephine, pek çok farklı etnik gruptan çocuğu evlat edindi. Kız, erkek, siyah, beyaz, Yahudi, Katolik, Müslüman…

 

Bu çocukların arasında Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya’daki savaşlarda ailelerini kaybedenler de vardı.

 

Josephine, 1950’li yıllarda ABD’ye döndüğünde Sivil Haklar Hareketi’ne destek verdi. Siyahlar ile beyazları ayıran uygulamaları protesto etti. Eylemlere katıldı, konuştu, eşitsizliğe duyduğu öfkeyi haykırdı.

 

Fidel Castro ile tanışıp, konuştu. 1963’de Siyahi İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik’in (NAACP) düzenlediği ve Martin Luther King’in de katıldığı Washington’daki yürüyüşte üniformasıyla yer aldı.

 

Maddi durumu giderek kötüleşmeye başlayan Josephine zamanla tüm mal varlığını kaybetti. Les Milandes’te aldığı araziye ailesi için ev, çiftlik, park, otel ve gece kulübü kurmuştu. Ancak zamanla kazandıkları giderlerini karşılamamaya başladı.

 

Reddediliş ve ırkçılıkla mücadele ile geçen uzun yılların ardından Josephine, 1973’te New York’taki Carnegie Hall’da performans sergiledi ve ayakta alkışladı.

 

Tarih Nisan 1975’i gösterdiğinde Josephine, 50. sanat yılını Paris’teki Bobino Tiyatrosu’nda düzenlenen bir etkinlik ile kutladı. Geceye oyuncu Sophia Loren ve Monaco Prensesi Grace de dahil olmak üzere pek çok ünlü isim katıldı.

 

Josephine bu heyecanlı geceden günler sonra 12 Nisan 1975'te kanama nedeniyle hayatını kaybetti.

 

İlgili haberler
GÜNÜN BELLEĞİ: Tyra Hunter’i transfobi ve ırkçılık...

7 Ağustos 1995 günü Tyra Hunter adlı trans kadın geçirdiği trafik kazası sonrası tedavi edilmedi. Ty...

GÜNÜN BELLEĞİ: Güney Afrikalı kadınlardan ırkçılığ...

9 Ağustos 1956 günü, siyahların hareket özgürlüğünü kısıtlamayı amaçlayan geçiş yasalarının kaldırıl...

GÜNÜN DOSTLUĞU: Maruz kaldıkları ırkçılığın bir ar...

Irkçılık iki kadının yaşamını birleştirdi. Filipinli Jelina Haines ve Avustralya’nın Ngarrindjeri ka...