Yaraya merhem, karanlığa ışık oluyoruz
‘Ekmek ve Gül’ün kadınları susmuyor. her yeni sayıyla birlikte ekmeğe de güle de sahip olmanın mümkün olduğu bir hayatın umudunu büyütüyorlar.’

Ekmek ve Gül ile tanışan kadınlar, coğrafyanın kıyısında akıp giden zamana teslim olmuyor. Bacılarının göğsüne saplanan paslı hançeri çıkarmak için zamanla savaşıyor Ekmek ve Gül’ün kadınları.

Günlerle yarışan her kadın, türlü zorlukları göğüslüyor. Çocuklarını bu tehlikeli sistemin kapısının ardında bırakarak yola çıkıyor; emeğin terine çarpan her deli rüzgara direniyor.

Ekmek ve Gül dergisi ise; karanlık kapıların ardında kalan sırların, açlığın nefessiz bıraktığı küçük bedenlerin, kadınların ve çocukların hakikatine ses veriyor.

Bacılar her geçen ay “Acaba?” diyerek umudu büyütüyor, güneşe doğru yol alıyor. Her ay en az bir kadının hikayesi dergimizde yer alıyor. Bir kadın, çalışma koşullarının ağırlığı içinde fabrikanın kapısına yaklaşan servisi gördüğünde, geride bıraktığı çocukların yüreği açlıkla biraz daha üşüyor. Ama her tan yeri aydınlandığında açlık biraz daha geriliyor, karanlık biraz daha dağılıyor.

Kadınlar, haykıran çocukların sesini duyurabilmek için aldıkları derin yaralarla adalete sesleniyor. Bazen Tanrı’ya sığınıp koşulların düzeleceğine inanıyorlar. O yaralı ve kederli kadınların yüzlerinde çizgiler çoğalıyor, gözlerindeki ışık kederden sönüyor.

Ama Ekmek ve Gül’ün kadınları susmuyor. Birbirlerinin sesine ses, yarasına merhem, karanlığına ışık oluyor. Çünkü her yeni sayıyla birlikte ekmeğe de güle de sahip olmanın mümkün olduğu bir hayatın umudunu büyütüyorlar.

Fotoğraf: pixelshot/Canva pro


Editörden