Nebat Bukrek, ikinci romanı İsimsizler'de çocukların bireysel ihtiyaçlarını görmeyen eğitim anlayışını, çocuklara yönelen şiddeti ve cinsiyet eşitsizliğini bir öğretmenin yaşamı üzerinden anlatıyor. Disleksi nedeniyle çocukluğunda şiddet gören Pınar öğretmenin hikayesi, yalnızca travmanın bir kişinin gelişimi, geleceği üzerindeki etkilerini değil, çocukların farklılıklarını yok sayan eğitim sisteminin eleştirisini de içeriyor.
‘Öğretmenimi öldürdüm’
Roman, 1967 yılında yedi yaşındaki Pınar'ın bir kış gecesinde yaşadıklarıyla açılıyor. Disleksi nedeniyle sesli okumakta zorlanan Pınar, bunu anlamaya çalışmak yerine onu cezalandıran bir öğretmen ile karşı karşıya kalıyor. "İsimsiz" öğretmenin Pınar’ın diline batırdığı iğne onun için yalnızca fiziksel bir yara bırakmıyor. Pınar’ın içinde, derinlerde bir yerde anlaşılmamanın, örselenmenin ve bir kız çocuğu olarak değersiz görülmenin izlerini de bırakıyor. Pınar'ın ise bu şiddete ve yarattığı duygulara karşı bulduğu çözüm, çocuk aklı ile yarattığı kendine has dünyasında öğretmenini öldürmek oluyor.
Çocuklukta açılan bu yara, Pınar'ın ileride nasıl bir yetişkine dönüşeceğini, nasıl bir öğretmen olacağını belirleyen en önemli deneyim. Pınar öğretmen, yıllar sonra tahtanın önünde dikilerek çocuklara bakarken onların eksikliklerini değil; ihtiyaçlarını görmeye çalışan ve sınırlı kaynakla bu ihtiyaçları karşılamaya çalışan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Öğretmenlik yılları
2004 yılında birinci sınıfları devralan Pınar öğretmenin sınıfında birbirinden farklı yaşam deneyimlerine sahip çocuklar var. Hiperaktivitesi nedeniyle sınıfta durmakta zorlanan Umut, fiziksel ve zihinsel engellerle yaşayan ve senelerdir birinci sınıfı tekrarlamak zorunda kalan Kasım, babasını iş cinayetinde kaybettikten sonra ailenin yükünü omuzlamak zorunda kalan Hasan... Bukrek, Pınar öğretmenin bu çocuklarla yaşadıklarını anlatırken çocukları "problemli" ya da "başarısız" olarak değil, çeşitli ihtiyaçları olan çocuklar olarak anlatıyor. Bu anlatı oldukça önemli. Çünkü roman, çocukların eğitim hayatında ya da toplumsal yaşamda karşılaştıkları zorlukları ne onların bireysel eksiklikleri ne de ailelerinin hataların sonucu gibi anlatıyor. Onların hayatını zorlaştıranın, çocukların doğal olarak sahip olduğu çeşitli ihtiyaçlara cevap üretemeyen eğitim sistemi olduğunu gösteriyor. Pınar'ın öğrencileriyle tek tek ilgilenmesi, dinlenme saatlerinden vazgeçmesi ya da onlarla özel zaman geçirmesi çocukların ihtiyaçlarına özel bir biçimde yaklaşmanın olumlu bir örneği olarak sunuluyor. Ancak roman, Pınar’ın fedakarlığını normalleştirmiyor; aksine öğretmenleri buna mecbur bırakan sistemi görünür kılıyor. Bu sistem ve sistemin çocuklara nasıl yaklaştığı, kitapta isimsiz bir müfettiş karakteriyle de somutlaşıyor.
Sistemin sorunu kadınların üzerinde yük
İsimsizler yalnızca çocukları ve öğretmenleri anlatmıyor; özel gereksinimli çocukların ailelerini, özellikle de anneleri görünür kılıyor. Umut'un annesi, oğlunu farklı okullara götürmek zorunda kalan, öğretmenlerin ve diğer velilerin ön yargılarıyla mücadele eden bir kadın. Çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamayan bir eğitim sisteminin yükünü tek başına sırtlanıyor. Bu yükü sırtlanırken Pınar öğretmenle kurdukları dayanışma ise onun sırtındaki yükü biraz da olsa taşınabilir kılıyor.
Bugün de özel gereksinimli çocukların bakımından eğitimine kadar uzanan sorumlulukların büyük bölümü kadınların omuzlarında. Veli toplantısında diğer veliler Umut hakkında olumsuz konuşurken ya da Pınar öğretmenle konuşurken yaşadığı kaygı, binlerce kadının her gün yaşadığı ortak deneyimin bir parçası olarak çıkıyor karşımıza.
Tekil fedakarlıklar yeterli mi?
Roman, bir öğretmenin iyi niyetinin çocukların hayatlarında neleri değiştirebileceğini açıkça gösterirken bunun tek başına yeterli olamayacağını gerçeğini de atlamıyor. Pınar öğretmenin cebelleştiği tüm sorunları ve çocuklara dair duyduğu umudu okurken, bu çaba sadece öğretmenlerin tekil tekil tutumlarıyla sınırlı kalmamalı diye düşünüyorsunuz ve “Acaba başka türlüsü mümkün mü” diye soruyorsunuz kendinize.
Bugün öğretmenlerin düşük ücretlere, idari baskılara ve bilimsellikten ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak eğitim politikalarına mahkum edildiği; çocukların yoksullukla, eğitim sistemi içindeyken dahi eğitimden mahrum kaldıkları; kadınların ise hayatta kalmak ve hayatta tutmak için mücadele ederken çocuklarının tüm sorumluluklarının üzerilerine bindirildiği bir dönemde İsimsizler, çocukların ihtiyaçlarını merkeze alan eğitimin neden herkes için bir hak meselesi olduğunu yeniden vurguluyor. Nebat Bukrek roman boyunca süren yalın ve anlaşılır anlatımıyla birlikte, bir yandan da öğretmenlerin, ailelerin ve çocukların ancak birbirlerine yaslanarak ayakta kalabileceğini gösteriyor.
Kolaj: Canva pro
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















