Kadın kadının yurdu mu, kurdu mu?
Bir genç kadın, başka bir genç kadının bastırılmış hayallerini anlar. Bir işçi kadın, başka bir işçi kadının alın terini hisseder....

Bir söz vardır; yıllardır kulaktan kulağa dolaşır: “Kadın kadının yurdudur.” Ne kadar güven dolu, ne kadar şefkatli bir cümle… Kadının, kadına sığınak olabileceğini, omuz olabileceğini, en çok da kadının kadını anlayabileceğini anlatır. Çünkü bir kadının gözyaşını en iyi bir başka kadın görebilir. Bir kadının yükünü en iyi bir başka kadın hissedebilir. Ama hayatın gerçeği her zaman bu sözle örtüşmüyor. Zaman zaman kadın kadının yurdu olmak yerine, birbirine zarar verebiliyor. Bir kadın başka bir kadının açığını kollayabiliyor, hemcinsinin başarısına sevinmek yerine gölge düşürebiliyor. Bir kadın başka bir kadının açığını kolluyor ve fırsat bulduğu an yaralayabiliyor. Bir kadın, diğerinin her sözünden kötü niyet çıkarmaya çalışabiliyor. 

Oysa hepimiz biliyoruz ki bu tablo tesadüf değil. Ataerkil düzen, kadınların el ele vermesinden korkar. Kadınların yan yana durmasından, dayanışmasından, güç olmasından ürker. Çünkü bilir ki kadınlar birleşirse, zincirleri kırar. İşte bu yüzden kadın kadına rakip gösterilir. Hemcinsin, senin yol arkadaşın değil, düşmanın gibi tanıtılır. Ve acı olan şu ki erkek egemen zihniyetin öğretileri, kadın eliyle yine bir başka kadına uygulanır ve kadın, farkında olmadan ataerkil zihniyetin en sadık bekçisi haline gelir. Ama hiç düşünüyor muyuz? Biz birbirimizin aynası değil miyiz? Aynı yükleri sırtlanmadık mı? Aynı önyargılardan geçmedik mi? Aynı haksızlıklara uğrayıp aynı mücadeleleri vermedik mi? Öyleyse neden kendi başımıza geldiğinde kabullenemeyip üzüldüğümüz şeyleri, bir başka kadın yaşadığında normalleştiriyoruz? Aynı haksızlığa biz maruz kaldığımızda yıkılıyoruz, öfkeleniyoruz ama sıra bir hemcinsimize geldiğinde çoğu zaman sessiz kalıyor, hatta bazen suçlayan tarafa geçiyoruz. İşte burada ataerkil düzenin en güçlü tuzağına düşüyoruz.

Kadının acısını, en iyi kadın bilir. Bir anne, başka bir annenin yorgunluğunu görür. Bir genç kadın, başka bir genç kadının bastırılmış hayallerini anlar. Bir işçi kadın, başka bir işçi kadının alın terini hisseder. O halde neden birbirimize merhem olmak yerine yara açıyoruz? Neden birbirimize nefes olmak yerine nefesimizi kesiyoruz? 

Unutma: Kadın kadının kurdu olduğunda, en çok erkek egemen düzen kazanır. Çünkü kadınlar birbirini yerken, asıl zincirleri kıracak güç yok olur. Ama kadın kadının yurdu olduğunda, işte o zaman gerçek bir devrim başlar. Kadın kadına omuz verdiğinde yük hafifler. Kadın kadının başarısını alkışladığında umut büyür. Kadın kadına inandığında özgürlük kapısı aralanır. Ve belki de dünya, kadınların birbirine yurt olduğu gün bambaşka bir yer olur.

Fotoğraf: Özgün Ekim Baran Türker


Editörden