Geleceğe yazılan bir direniş mektubu
Yaşam alanlarını jeotermal ve maden şirketlerinin talanına karşı savunan köylüler, Çepanik Ovası'nda başlattıkları çadır nöbetini günlerdir sürdürüyor.

Umudun, direnişin, sevginin ve dayanışmanın ilmek ilmek örüldüğü bir coğrafyadan sesleniyorum. Bu mücadele; dağlarımıza, toprağımıza, su kaynaklarımıza ve bu coğrafyada yaşayan tüm canlılara duyduğumuz derin bağlılıktan doğuyor. Eşit ve adil bir yaşam umuduyla, kendi topraklarımızda kendi geleceğimiz için direniyoruz.

Yaklaşık beş yıl önce köyüme geri döndüm. Burada hayvancılık yapıyor, doğayla iç içe bir hayat sürdürüyorum. Bahçemde büyüttüğüm ağaçlar, kapımızın önünden akan buz gibi su, hayvanlarım ve bu topraklarla kurduğum bağ benim yaşamımın parçası oldu.

Buraya ilk geldiğimde bana hep, "Neden geri döndün?" diye sordular. Cevabım hep aynıydı: "Doğduğum topraklarda yaşamak ve burada ölmek için..." O zamanlar kastettiğim, ömrümü tamamlayıp bu toprağa huzurla karışmaktı. Bir şirketin gelip doğamızı, suyumuzu ve yaşam alanlarımızı parça parça yok etmeye çalışması değildi.

Türkiye’nin dört bir yanında doğayı tehdit eden projelerle karşı karşıyayız. Madenler, jeotermal sahalar, enerji projeleri ve doğaya zarar veren uygulamalar yaşam alanlarımızı tehdit ediyor.

Biz bu mücadeleye, jeotermalin ne olduğunu tam olarak bilmeden; sadece toprağımızı koruma duygusuyla başladık. Ocak ayının dondurucu soğuğunda, kar altında, kapanan yolları aşarak köylere ulaştık. Zorlu şartlara rağmen geri adım atmadık.

Çepanik Ovası bizim için sadece bir arazi değildir. Orası geçmişimizin, anılarımızın ve kültürümüzün taşıyıcısıdır. Berivanların izleri, çobanların emeği, atalarımızın hatıraları o ovada yaşamaya devam ediyor. Hiçbir rant hesabı bin yıllık bir hafızayı silemez.

Bu mücadele birkaç kişiyle başladı; köy kahvelerinden evlere, cemevlerinden meydanlara yayıldı. Bugün binlerce insanın ortak sesi haline geldi. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla herkes bu toprakların geleceği için omuz omuza duruyor.

62 gündür sondaj alanının karşısında kurduğumuz çadırlarda nöbet tutuyoruz. Çadırlarımızın önünde çocukların kahkahaları yükseliyor, gençler spor yapıyor, türküler söyleniyor, sofralar paylaşılıyor. Bir bardak çayın sıcaklığında yorgunluğumuzu unutuyor, halaylarımızla ve dayanışmamızla umudu büyütüyoruz. "Coğrafya kaderdir" derler. Bizim kaderimiz bu dağlar, bu ovalar ve bu topraklardır. Biz kaderimizden kaçmıyor, ona sahip çıkıyoruz.

Çocukların neşesi, çobanların kaval sesi, Çepanik Ovası’nın hafızası ve bu coğrafyada yaşayan tüm canlılar için söz veriyoruz: Asla vazgeçmedik, asla vazgeçmeyeceğiz.

Fotoğraf: Derya Dursun

İlgili haberler
Varto'da JES’e karşı çadır nöbetinde kadınlar şirket için 40. gün helvası kavurdu

Varto’ya bağlı Çalıdere köyünde Amerikan menşeli Ignis Enerji tarafından yapılmak istenen Jeotermal Enerji Santraline (JES) karşı başlatılan çadır nöbeti 40. gününde.

Varto’da JES projesine karşı mücadele: Kurulan sofralarda, yapılan sohbetlerde, çekilen halaylara

Bir kadın muhtarın imza baskısını duyurmasıyla başlayan süreç, Varto’da geniş bir direnişe dönüştü.


Editörden