Kapitalist sistemin derinleşen “yönetememe” krizi, dünyanın dört bir yanını militarist bir kuşatmayla yeniden tanzim ediyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO Zirvesi öncesinde Ekmek ve Gül’ün ev sahipliğinde düzenlenen “Savaşa ve NATO’ya Karşı Uluslararası Kadın Buluşması”, hem sıcak savaşın yarattığı yıkımı sonuna kadar yaşamış hem kilometrelerce uzakta savaşların bedelini ödeyen kadınları bir araya getirdi. Gazeteci, sendikacı, demokratik kitle örgütlerinde, sosyalist partilerde faaliyet gösteren kadınlarla sürdürdüğümüz tartışma geniş bir yelpaze içeriyordu.
Tartışmalarımızın ortaya koyduğu gerçek şuydu: Emperyalist odakların paylaşımları uğruna ateşlenen her mermi, yalnızca cephedeki yaşamları söndürmüyor aynı zamanda işçi ve emekçi kadınların sofrasındaki ekmeği küçültüyor, kamusal hakları tasfiye ediyor ve hak kayıplarını genişletiyor. Yüzü aşkın kadının katılımıyla gerçekleştirdiğimiz buluşma bugün enternasyonal kadın mücadelesine neden ihtiyaç duyduğumuzu gözler önüne serdi.
Yıkım, ölüm, göç…
Webinarın ilk oturumunda, savaşın doğrudan fiziksel yakıcılığını yaşayan Ortadoğu coğrafyasına odaklandık. Suriye ve Lübnan deneyimlerini aktaran gazeteciler Abir Naeseh ve Youmna Fawaz’ın anlatıları, savaş koşullarının sermaye için ucuz ve güvencesiz bir "yedek işgücü" yaratma mekanizmasına dönüştüğünü gösterdi. Suriye’de derinleşen yoksullukla birlikte kadın emeğinin tamamıyla kayıt dışı alana itilmesi, çocuk yaşta zorla evliliklerin bir hayatta kalma stratejisi olarak dayatılması ve 2011-2025 yılları arasında 9 bin kadın ile 4 bin 500 kız çocuğunun zorla kaybettirilmesi, emperyalist- kapitalist barbarlığın bir sonucu olarak çarpıcıydı.
Benzer şekilde Lübnan’da 2019’dan bu yana süren ekonomik çöküşün savaşla birleşmesi, kadınları iradesizleştirerek karar mekanizmalarının dışına itiyor. Bugün Lübnan’a karşı sürdürülen saldırı İsrail’in sınır genişletme programının bir parçası olarak ABD’nin himayesinde ilerliyor. Yıkılan evler, çöken ekonomi, tehdit ve gelecek kaygısı özellikle kadınlar açısından birçok açmazı ortaya seriyor. Gazeteci Fawaz’ın “Savaş sadece evini kaybetme ve yurdundan olma değil, tüm hayatını ve kimliğini etkiliyor” ifadesi bu yüzden etkileyici bir yerde duruyordu.
Webinar’da çarpıcı örneklerden de bahsedildi. Göç yollarında tecavüz ihtimaline karşı aylık hormon iğneleriyle bedenini korumaya çalışan, eşinin ölümünü ispatlayamadığı için en temel kamusal yardımlara ve mülkiyet haklarına erişemeyen kadınların gerçekliği; savaşın bir "insan öğütme makinesi" olarak işlediğini kanıtlıyor.
Dilvin’in hikayesi
Burada bir parantez açmak isterim; geçtiğimiz hafta hayatını ehliyetsiz bir sürücünün çarpması sonucu kaybeden Suriyeli ressam Dilvin Ali, bu sürecin en acı, en gerçek örneğiydi. Işık dolu gözleri, umdu ve direnci ile özellikle kadınların hayatlarını tuvale söküyordu. Göç ve yeni bir yaşam kurma omuzlarına ağırlık yapsa da savaş sonrası HTŞ yönetiminin ele geçirdiği Suriye’ye dönemiyordu. “Oraya gidersem herşey biter. Resim, özgürlük, yaşam…” diyordu. Dilvin’in derin hayatını kısa cümlelere sığdırmak ne mümkün ama Dilvin’in yaşamı bu coğrafyada yaşayan kadınların bir özetiydi.
Avrupa’da NATO yıkımı
Savaşın sadece bombaların düştüğü coğrafyaları değil, o bombaları üreten ve finanse eden emperyalist ülkelerdeki emekçileri de vuran bir "iç cephe" saldırısı olduğu, buluşmanın ikinci oturumunda netlik kazandı. İngiltere Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Yöneticisi Louise Regan’ın aktardığı 4,5 milyon çocuğun yoksulluk girdabında olması, emperyalist bütçe tercihlerinin doğrudan sonucu. Okullardaki ücretsiz öğlen yemeklerinin dahi kesilerek silah tekel ve konsorsiyumlarına bütçe olarak aktarılması, militarizmin yeniden üretim maliyetini işçi sınıfa, özellikle de bakım yükünü sırtlayan kadınlara ödettiğinin en somut kanıtı olarak aktarıldı. Bununla sınırlı değil. Kapitalist NATO devletleri tüm bu süreci gerici-sağcı politikaları örmek için de kullanıyor.
Yunanistan Komünist Kurtuluş Örgütü’nden (NAR) Olivia Ciouvara’nın vurguladığı gibi, Türkiye karşıtı şovenist propaganda, halkı NATO askeri harcamalarına ikna etmek için bir levyeye dönüştürülüyor. Üniversitelerin şirketleştirilerek askeri teknolojilerin Ar-Ge merkezleri haline getirilmesi ve güvencesizliğin derinleşmesi, egemenlerin savaşa hazırlık sürecinde aileyi ve toplumu sosyoekonomik olarak yeniden dizayn ettiğini gösteriyor. Ciouvara'nın işaret ettiği "kamu hizmetleri, kadın hakları, savaş karşıtlığı ve güvenceli çalışma taleplerini birleştiren bir grev" tartışması, sınıf hareketinin sermayenin topyekûn saldırısına karşı geliştirmesi gereken topyekûn yanıtın ipucunu veriyor.
Almanya’dan gazeteci Gefion Göttler’in aktardığı AfD örneği ise yükselen sağın ve milliyetçiliğin işlevini özetliyordu: Sermaye, bütçe kesintilerine ve emperyalist siyasete yönelen sınıfsal öfkeyi, mülteci düşmanlığı ve misojini (kadın düşmanlığı) ile zehirleyerek toplumu bölüyor. Ancak buna rağmen, 8 Mart ve öğrenci hareketlerinde silahlanma bütçelerine karşı yükselen itiraz, genç kuşakların emperyalist çıkarların payandası olmayı reddettiğini gösteriyor.
NATO’nun ileri karakolu Türkiye
Emek Partisi Milletvekili ve Ekmek ve Gül Yayın Kurulu Üyesi Sevda Karaca’nın konuşması, meselenin Türkiye ayağını ve NATO Zirvesi’nin sınıfsal anlamını bütünlüklü bir çerçeveye oturttu. Türkiye’nin NATO içindeki konumu Afrika’dan Kafkasya’ya uzanan hatta sermaye birikimi alanları açmayı hedefleyen aktif bir alt-emperyalist rol olduğu Türkiyeli kadınlar açısından da önemli bir yerde duruyor.
Örneğin Sudan ve Somali gibi bölgelere gönderilen askeri güçlerin ardında yatan gerçek, oradaki yeraltı kaynaklarının, madenlerin ve bu alanlardaki yoğun kadın ve çocuk emeği sömürüsünün güvence altına alınmasıdır. Türkiye egemen sınıfı, NATO mızrağının ucu olarak dünyanın öbür ucundaki emekçilerin sefalete sürüklenmesi ve sömürüsüne ortaklık ediyor. Türkiye’de ise temel kamusal hizmetleri, sağlık ve eğitimi felce uğratan, ana bakanlıkların bütçelerini katbekat aşan devasa askeri harcamalar ve silahlanma yarışıdır.
Çözüm enternasyonal sınıf dayanışmasında
Aslında berraklaşan tablo şu oldu: Farklı ülkelerden kadınların katılmasına rağmen, emperyalist saldırganlığa karşı kadınların çıkarları ortak, düşmanları birdir.
NATO savaş örgütü, en temel sendikal ve siyasi örgütlenme hakkına, kadınların güvenceli bir gelecek kurma iradesini doğrudan hedef alıyor. Savaşın çarklarını kıracak olan tek güç ise sınırları aşan, kadınların eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve barış talebini anti emperyalist ve anti kapitalist bir hatta birleştiren enternasyonal mücadeledir.
Fotoğraf: Unsplush
İlgili haberler
NATO Zirvesi öncesi siyasi partilerden NATO'ya karşı mücadele çağrısı: 'Savaşın yükü kadınların omzuna yıkılıyor'
Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenmesi planlanan NATO liderler zirvesi öncesi EMEP, TÖP, EHP ve TİP'ten yöneticiler, NATO’nun savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
Savaşa ve NATO’ya karşı uluslararası kadın buluşması gerçekleşti
Ekmek ve Gül olarak, yüzü aşkın kadının katılımıyla 'Savaşa ve NATO’ya Karşı Uluslararası Kadın Buluşması' webinarını gerçekleştirdik. Savaşın kadınların yaşamına etkilerini ve mücadeleyi konuştuk.
NATO zirvesi öncesi Ankara’da 209 kişi gözaltına alındı: Doç. Dr. Emel Memiş ve Yıldız Tar gözaltında
NATO zirvesi öncesinde Ankara’da getirilen eylem yasağının ardından düzenlenen ev baskınlarında, aralarında Doç. Dr. Emel Memiş ve gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu 209 kişi gözaltına alındı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























