Günümüzün ağır ekonomik koşullarında tek başına çocuk büyütmek son derece zorlayıcı bir süreç. Güçlü bir sosyal devlet desteğinin varlığı bu zorlukları büyük ölçüde hafifletebilirdi; ancak yüksek enflasyon, maaş-gider dengesizliği ve artan yaşam maliyetleri, tüm bu ağır yükü tek ebeveynin omuzlarına bırakıyor.
Örneğin 60 bin TL ücret alan bir ebeveynin yalnızca kiraya 30 bin TL ödediği bir düzende; çocuğun eğitim, beslenme ve sosyal yaşam ihtiyaçlarını karşılamak neredeyse imkansız hale geliyor. Özel okul, sosyal aktiviteler ve temel yaşam masrafları üst üste konulduğunda toplam gider, çoğu zaman gelire denk düşüyor ya da geliri aşıyor.
Boşanma sürecine yalnızca bireysel bir ilişki sorunu olarak bakmak eksik bir yaklaşım olacaktır. Birçok durumda boşanma, taraflardan birinin aile bütünlüğüne ve ortak yaşam sorumluluklarına yeterince sahip çıkmamasıyla da doğrudan ilişkilidir. Aile kavramının temelinde yer alan ortak giderlerin paylaşımı, çocuğun sorumluluğunun birlikte üstlenilmesi ve ev içi emeğin ortaklaştırılması gerçekleşmediğinde, evlilik kurumu sürdürülemez bir hale geliyor.
Bu kırılma noktasında tüm sorumluluk çoğu zaman tek ebeveyne, ağırlıklı olarak da çocuğun bakımını üstlenen anneye kalıyor. Üstelik bu durum yalnızca ekonomik bir yük getirmekle kalmıyor; aynı zamanda çocuğun beslenmesi, eğitimi, sosyal gelişimi ve vatandaşlık bilinci kazanması gibi birçok alanı kapsayan bütünlüklü bir yaşam sorumluluğuna dönüşüyor.
Oysa ayrılık sonrası süreçte ebeveynlik sorumluluklarının adil bir şekilde paylaşılması, çocuğun refahı ve gelişimi açısından kritik önem taşır. Bu paylaşım gerçekleşmediğinde ise süreç, kadın için çok daha ağır ve yıpratıcı bir mücadeleye dönüşüyor.
Boşanmayı "anormal" bir durum olarak değil, belirli koşullar altında ortaya çıkan toplumsal ve insani bir gerçeklik olarak görmek gerekir. Eğer ebeveynlerden biri çocuğun temel ihtiyaçlarına yeterince katkı sunmuyorsa, devletin tam da bu noktada devreye girerek sosyal politikalarını güçlendirmesi şarttır. Her çocuğun ve bireyin eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi temel haklara eşit şekilde erişebilmesini sağlamak, sosyal devletin asli sorumluluğudur.
Bugün 1 litre sütün 70 TL, bir kalıp peynirin 300 TL olduğu bir ülkede temel beslenme ihtiyaçlarını karşılamak dahi tek ebeveynli bir hane için ciddi bir mücadeleye dönüşüyor. Bu nedenle yaşananlar yalnızca bireysel bir aile meselesi olarak görülemez, doğrudan bir sosyal politika meselesi olarak ele alınmak zorundadır.
Fotoğraf: Pexels
İlgili haberler
Nafakayı sosyal yardıma dönüştürmelerine karşıyım, hakkımız yok edemezler
‘İki çocuk okutuyorum, ev kira ve asgari ücretle çalışıyorum, bu şartlarda nasıl geçinebileceksek? Nafaka verildi. İki çocuğa 500 TL uygun gördüler. Tabii onu da alamıyorum. Ödemiyor.’
Saat ücretiyle çalışıyor, çocukların nafakasını alamıyorum
Şiddet nedeniyle eşinden ayrılan, yaşadığı şehri değiştiren bir kadın güvencesiz çalışırken, çocuklarının nafakasını da alamıyor. Her gün artan geçim derdiyle baş etme çabasını anlatıyor.
Nafaka tartışmalarında nereden nereye?
Nafaka tartışması bir “ekonomik düzenleme” meselesi değil, kadınların Medeni Kanun’la elde ettikleri temel haklara yönelik sistematik bir müdahalenin parçası.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























