Bir Türkiye panoroması olarak, Barbarın Kahkahası
Hepsi üzerinde çalışılmış, özenle kitaba dahil edilmiş ve gerçek hayatta karşılığı olan güçlü karakterlerle bezenmiş bir kitaptır Barbarın Kahkahası.

Sema Kaygusuz, 1972 Samsun doğumlu, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu bol ödüllü bir yazar. İlk öykü dosyalarıyla 1995 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü ve 1996 Gençlik Kitabevi Ödülü Sandık Lekesi adlı öykü kitabıyla 2000 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü ve Barbarın Kahkahası adlı romanıyla da 2016 Yunus Nadi Roman Ödülü gibi ödüllerin sahibi oldu.  

Edebi kariyerinden ziyade Sema Kaygusuz, babaannesi Dersim sürgünü ve babası bir sosyalist olduğu için cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa sık sık maruz kalmış bir yazar. Hal böyle iken yaşadıklarından da beslenerek ürettiği eserleri, okuyucu için oldukça dikkat çekici hale bürünüyor. Yüzünde Bir Yer adlı romanında bu otobiyografik öğeleri açıkça gözlemlerken, Barbarın Kahkahası için bunu söylemek zor. Çünkü burada Kaygusuz’un kendine özgü şiirsel anlatımı ‘kapalı’ olarak işlenmiş.

Ama yazar ileride, kendini her ne kadar uzak tutmak istese de bir şekilde esere dahil olduğunu bir röportajında söyleyecektir. Biz de sizleri, Barbarın Kahkahası’ndaki Sema Kaygusuz’u bulmak için bu yazıyı sonuna kadar okumak durumunda bırakıyoruz.

BİR İŞEME VAKASI İLE GELİŞENLER

Barbarın Kahkahası, Sema Kaygusuz’un 2015 yılında Metis Yayınlarından çıkan son romanı. Okuması kolay, sembolik olması bakımından anlamlandırılması ve incelenmesi zor bir eser. Bu zorluğu daha anlaşılır hale getirmek ve sembolleri irdelemek adına romanın içeriğinden kesitler sunarak ilerleyeceğiz.

“Ağaçlar ağaçlardan olur, biz uzaklardan…”

Olay zamanı, 18 Ağustos.

Olay yeri, Mavi Kumru Moteli.

Motel sembolik bir Türkiye, moteldeki misafirler de halkın her kesiminden birer örnek.

Olay, bir ‘işeme’ vakası.

Motel misafirlerinden Turgay bir gece denize uzun uzun işer, bu misafirlerce hoş karşılanmasa da o içini dökmüştür o gece denize. İlerleyen dört gün boyunca ise her gün, sırasıyla otelin havlularına, şezlong minderlerine ve motel misafirlerinden olan bir ailenin ipte asılı havlularına işeme eylemi devam eder. Ancak bu eylemi kimin gerçekleştirdiği bilinmez. Belli ki birileri Turgay’a öykünüyordur.

Ardından tüm bu olanlara otel misafirlerinin verdiği tepkiler ve bu misafirlerin kendi hayatlarına tanıklık etmeye başlarız.

Romanın genelinde işçi-patron, muhafazakâr-seküler, eş cinsel-homofobik, sığ-derin ve ben-öteki gibi özellikler taşıyan karakterler üzerinden bir toplum tahlili, dahası toplum eleştirisi yapılır.

Romanın çocuk karakteri Ozan ile başlarız hayatı sorgulamaya. Annesi Serpil’e karşı içinde büyüttüğü duyguları, zıpkını ile denize dalıp her defasında ölü bir hayvanı getirip annesinin önüne bırakarak açığa vurur. Ozan’ın öldürdüğü her canlı birer uzaklaşma vesilesi, aynı zamanda annesinin gövdesiyle başlayan dizgenin uzantılarıdır.

İhtiyar bilge karakterimiz Simin, motelin tüm debdebesinin dışında, sürekli bir şeyler yazdığı defteri ile sessiz bir karakterdir. Defterine yazdıklarını saymazsak tabii.

Şezlonglardan birinde Inger Christensen’den şiirler okuyan Eda, sevgilisi Ufuk ile girdiği aktivist cinsellik konuşması ile kadın okurları kendi bedenlerini sorgulamaya yönlendirir.

Sıra, iskeleyi kendilerine mekan edinen ve denize susan eş cinsel çiftimiz Melih ile İsmail’e gelir. Konuşurken aslında birbirlerini yeteri kadar dinlemedikleri için çıkan kavgaları ile bilinirler. Bir de Melih’in İsmail’e yakarışı ile; “Hangi derdimi hissedecek kadar yaklaştın ki bana?!”

Sahi, biz de en son ne zaman sevdiklerimizin ızdıraplarını anlayacak kadar yaklaştık onlara?

Motelin çatısından gökyüzünü izlerken esrar içen garsonumuz Alikâr var bir de.

“Ben meğerse inancımın karşısına babamı dikmişim inzibat gibi. Dinimin sahibiymiş babam. Ona bir şey olunca bana da oldu. Kafamı paranteze aldım, babam benden çekilince kafamın dışına bir parantez yerleşti” diyerek anlatmıştı, moteli terk ettiği sabahın gecesinde içindekileri.

Hepsi üzerinde çalışılmış, özenle kitaba dahil edilmiş ve gerçek hayatta karşılığı olan bu güçlü karakterleri okuyucuya sunduktan sonra, Sema Kaygusuz’un “dünyevi ve öfkeli bir metin” dediği Barbarın Kahkahası’na bir de yazarın gözünden bakalım.

“Sanıyor muyuz ki herkes kendisinin kendisidir?”

SUÇ, SUÇLU, SINIFSALLIK...

Kaygusuz pislik ile hijyenik olanın paradoksu olarak “sidik” imgelemini seçmiştir. Sidik binlerce yıllık bir şifa aracıdır aslında (Arı sokmalarından yılan zehirlenmesine, yüz maskesinden yanık tedavisine kadar...). Bu paradoksu bize bu şekilde sunarken “Zihnimdekileri ancak kara bir mizahla anlatabilirdim.” diyor yazar.

Babasına yaranmak için avcılığa merak salan Ozan’ın hatırlattığı öldürücü yaşam şehvetine, “barbar” anlamını yükleyerek, muziplikle nokta koyar.

Simin... Romanın kilit karakteri. Okurken yer yer “İşeyen Simin mi?” ya da “Simin otobiyografik bir öğe mi?” diye düşündürmüştür. Öyle ki yazar bir röportajında onun için, “Simin beni çok zorladı ama yazara çok güçlü bir eşlikçi” ve “Simin benim huyum” diyerek ve tüm bu soruların cevabını vermiş olacaktı.

Eda konusuna gelindiğinde, yazarın kendi yarattığı ve konuşturduğu karaktere, Teessüf Reçetesi başlıklı yazısında karşıt düşünce geliştirip, onu eleştirmesini okuruz.

Melih ile İsmail’in diyaloglarında, günümüzde insanların başkalarının anlattıklarından ortak bir kelime çekip, hemen kendi başına gelenleri anlatmaya koyulmaları, “aynı temayı” kullanmaları eleştirilir.

“Hayvanların arasında bile yalnız kaldım” derken Alikâr’ın muhafazakâr değerleriyle sarsılan ilişkisini sorguladığı bir resmini çizer bize.

İşeme olayının sorumlusu olarak işten atılan bahçıvanı işlerken, ortada bir suç varsa, bu suçu sınıfsal ayrımın en alt tabakasındaki kişilere yıkma eğilimimize tanıklık ederiz. Ve kendi içimizde yaşadığımız ikiyüzlülük serilir gözler önüne…

Kitabın sonunda, daha önce fener balığı, kaplumbağa ve yılan avlayarak gelen Ozan, son kurbanı ile çıkıp gelir. İlk karşılaştığı gün Ozan’ın, onun ferasetinden bir parçayı alıp yüreğine koyduğu, yazarın “arsızlıkların zanlısı” diye nitelediği keçi ile…

Bu bağlamda Şevval Şahin’in Açık Radyo’da sunduğu Günün ve Güncelin Edebiyatı konulu podcastte, “Romanda Sema Kaygusuz nerede idi?” sorusuna; “Metinde ölü olarak sunulan keçi bendim, tavrımı belli etmem gerekiyordu” cevabını veriyor olacaktı Kaygusuz.

İleride ‘kalvados’ olacağını bilen tüm çürük elmalara selam olsun.

Aaa unutmadan, bu karışık Türkiye panoroması sonrası iyi gider dedik, Sema Kaygusuz’un sevdiği müziklerden iki tavsiye bıraktık:

Fiona Apple-Extraordinary Machine

Olaur Arnalds-Near Light


İlgili haberler
‘Bu Roman Olmuş Şeylerin Romanıdır’ ve Suat Derviş

Suat Derviş’in, ‘Bu Roman Olmuş Şeylerin Romanıdır’ eseri, bir dokuma fabrikasında sömürülen, bütün...

Sandık Lekesi

Sema Kaygusuz öyküleriyle yakın geçmişe götürür bizleri. Okurunu şaşırtan, sürprizli öyküler değildi...

GÜNÜN KİTABI: Aramızdaki Ağaç

Sema Kaygusuz’un düzyazılarını bir araya getirdiği, 21 yazıdan oluşan kitabı Aramızdaki Ağaç Metis K...