SES Mersin Şubesi olarak, 3. KESK Kadın Kurultayı'na hazırlanırken kadın sağlık emekçileriyle gerçekleştirdiğimiz nitel araştırma, sağlıkta dönüşümün yalnızca sağlık hizmetlerinin örgütlenme biçimini değil, kadınların çalışma ve yaşam deneyimlerini de köklü biçimde değiştirdiğini ortaya koydu.
Sağlıkta dönüşüm denildiğinde kamuoyunda çoğu zaman teknolojik gelişmeler, sağlık hizmetlerine erişimin artması, yeni hastaneler ve sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması akla geliyor. Ancak sağlık hizmetinin üreticileri olan sağlık emekçilerinin deneyimleri, dönüşümün asıl yüzünü gösteriyor.
SES Mersin Şubesi olarak gerçekleştirdiğimiz “Sağlıkta Dönüşümün Kadın Sağlık Emekçilerinin Çalışma ve Yaşam Deneyimlerine Etkisi: Emek Süreci, Toplumsal Cinsiyet ve Gündelik Deneyimler Üzerine Nitel Bir Araştırma” başlıklı çalışmamız, farklı hastanelerden 24 kadın sağlık emekçisiyle yapıldı ve yarı yapılandırılmış görüşmelere dayandı. Araştırmamız, kadın sağlık emekçilerinin sağlıkta dönüşümü nasıl deneyimlediğine; artan iş yüküne, performans baskısına, çalışma zamanının belirsizleşmesine, bedensel ve duygusal yıpranmaya, toplumsal cinsiyete dayalı bakım yüklerine, şiddete ve örgütlenmenin önündeki engellere odaklandı.
Araştırmamızın ortaya koyduğu tablo ise şu şekilde: Sağlıkta dönüşüm yalnızca sağlık hizmetini değil, sağlık emekçilerinin çalışma ve yaşamını da dönüştürüyor. Bu dönüşümün en ağır sonuçlarını ise kadın sağlık emekçileri yaşıyor.
Sağlık emekçisi kadınlar yoğun bir ‘yetişme’ baskısı altında
Çalışmamızın en güçlü bulgularından biri, sağlık emeğinin giderek yoğunlaşması. Artan hasta sayısı, personel eksikliği, performans uygulamaları, görev tanımlarının genişlemesi ve sürekli yeni işlerin ortaya çıkması, sağlık emekçilerini gün boyunca yoğun bir yetişme baskısı altında bırakıyor. Bir hemşire arkadaşımız çalışma koşullarını şöyle anlatıyor:
“Hemşirelerden beklentiler çok fazla. Aynı anda birçok işle uğraşmak zorunda kalıyoruz. Servislerin bütün işlerinin takibi bizde. Diğer meslek gruplarının yapmadığı işlerin takibini bile hemşireler yapıyor.”
Personel eksikliği kronikleşiyor. Görüşmelerde personel yetersizliği en fazla dile getirilen sorunlardan biri. Bazı birimlerde bir sağlık çalışanına 11-13 hastanın düştüğü, yoğun bakım ve servislerde çalışanların olması gerekenden çok daha fazla hastanın sorumluluğunu üstlendiği ifade ediliyor. Sorun yalnızca daha fazla hastaya bakmak değil. Sağlık emekçileri, hastaya ayırmaları gereken zamanı ayıramadıklarını ve mesleklerini istedikleri nitelikte yapamadıklarını söylüyor.
Araştırmamızda performans sistemine ilişkin, kadın sağlık emekçileri, performans uygulamalarının yalnızca ücretlendirmeyi değil, sağlık hizmetinin nasıl üretileceğini de belirlediğini ifade ettiler. Bir aile sağlığı çalışanı şöyle anlattı:
“Performans sebebiyle hastaya telefonla ulaşmaya çalışmak, ASM'ye çağırmak zorundayız. Gelmezse performans kesintisi olmaması için ayrıca evrak düzenliyoruz.”
Bir başka katılımcının sözleri ise dikkat çekici:
“Hasta odaklı değil, daha çok evrak odaklı çalışıyoruz.”
Bu anlatımlar, sağlık hizmetinde hızın ve sayısal hedeflerin öne çıkmasının bakım emeğinin niteliğiyle çeliştiğini gösteriyor bizlere. Sağlık çalışanları bir yandan daha fazla hastaya ulaşmaya, daha fazla işlem yapmaya ve daha fazla kayıt tutmaya zorlanırken, diğer yandan hastaya ayırabilecekleri zamanın azaldığını ifade ediyorlar.
Çalışma zamanı öngörülemiyor
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de yalnızca çalışma saatlerinin uzunluğu değil, çalışma zamanının öngörülemez hale gelmesi. Nöbetler, ani görevlendirmeler, başka birimlere gönderilme, izin günlerinde göreve çağrılma ve çalışma programlarının sık sık değişmesi, kadın sağlık emekçilerinin yaşamlarını planlamalarını zorlaştırıyor. Bir hemşire bu durumu şu sözlerle anlatıyor:
“Boş günlerime sevinemiyorum. Her an bir yere desteğe çekilme ya da nöbete çağrılma düşüncesi aklımdan çıkmıyor.”
Bu durum kadınların aileleriyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla ve sosyal yaşamlarıyla ilgili plan yapabilme olanaklarını da ortadan kaldırıyor. İzin var ama kullanılamıyor. Görüşmelerde yıllık izin, mazeret izni, sağlık nedeniyle izin ve saatlik izin kullanımı konusunda da çeşitli sorunlar dile getiriliyor. Sağlık emekçisi bir kadın bu durumu şu sözlerle aktarıyor:
“Hiç izin kullanmadan 13 gün çalıştım.”
İzin hakkının kullanılamaması yalnızca dinlenme hakkının ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda çalışanların kendi zamanları üzerindeki denetimlerini kaybetmelerine neden oluyor.
İş hastanede bitmiyor tabi ki. Kadın sağlık emekçilerinin anlatılarında işin mesai bitiminde sona ermediği görülüyor. Çalışanlar hastaneden çıktıktan sonra da ertesi günün işlerini, yetişmeyen görevleri ve yaşanan sorunları düşünmeye devam ediyor.
“Mesai sonrasında evde bile ertesi günün işlerini düşünmeye devam ediyorum.” “İşten eve gelince iş dışı yaşam kalmıyor.” “Hayatımızın çoğu hastanede geçiyor.”
Bu nedenle araştırmada öne çıkan temel kavramlardan biri de “zaman yoksulluğu.” Kadınlar; dinlenme, sosyalleşme, aileleriyle birlikte olma ve kendilerine ayırabilecekleri zamanı kaybediyor.
7/24 kreş çalışma hayatının temel koşulu
Sağlıkta dönüşümün kadınlar üzerindeki etkisini anlamak için iş yerindeki çalışma koşullarına ev içindeki yükü de eklemek gerekiyor. Kadın sağlık emekçileri hastanede yoğun bir çalışma gününün ardından evde bakım, çocuk, ev işleri ve aile sorumluluklarıyla karşı karşıya kalıyor:
“Evde her şeye yetişmeye çalışmak zaten zor, hastanede ağır ve yoğun şartlarda çalışmak çok zor.” “İş yerinde yorgun çıkınca çocuklarla ve evimizle yeterince ilgilenemiyoruz. Yapmamız gereken işleri erteliyoruz ve her şey üst üste birikiyor. Yorgun, bitkin ve mutsuz oluyoruz.”
Tek ebeveyn olan bir katılımcı ise çalışma yaşamı ile bakım sorumluluklarının nasıl iç içe geçtiğini ise şöyle ifade etti: “Yalnız yaşayan ve çocukları ile yalnız ilgilenen bir anneyim. Evde yaşadığım sorunlar ile iş yerindeki yük birleşince mutsuzluk, yorgunluk ve sürekli ayakta kalmaktan dolayı bel ve diz ağrıları oluyor.”
Sağlık emekçisi kadınların içine sıkıştırıldığı bu ağır yükün karşısında ise kreş yalnızca bir ihtiyaç değil, eşit bir şekilde çalışma hakkının önemli bir koşulu. Kadın sağlık emekçileri, 24 saat esaslı sağlık hizmeti sunulan kurumlarda çocuk bakımının da bu çalışma düzenine uygun biçimde örgütlenmesi gerektiğini ifade ettiler:
“Hastanelerde kreş olmaması en büyük sorunlarımızdan.” “7/24 kreş olması gerekiyor ancak yok.”
Çalışma düzeni kadınların bedenlerini ve sağlıklarını etkiliyor
Kadın bedeni çalışma düzeninin yükünü taşıyor. Araştırmamız, sağlıkta dönüşümün kadın sağlık emekçilerinin yaşadığı bedensel sorunların sonuçlarını da görünür kıldı. Uzun süre ayakta kalma, ağır iş yükü, düzensiz uyku, nöbetler ve dinlenme sürelerinin yetersizliği kadın sağlık emekçilerinin bedenlerini, sağlıklarını doğrudan etkiliyor.
“11-12 hastaya bir hemşire bakıyoruz. Bel fıtığı ve venöz yetmezlik şikayetleri başladı.” “Eve geldiğimde şiddetli ağrı atakları, hareket kısıtlılığı, gerginlik ve sabrımda azalma gözlemliyorum.”
Kadınların çalışma koşullarında, kadın bedeninin özgül ihtiyaçlarının da yeterince dikkate alınmadığı görülüyor:
“Regli çok ağır geçen bir kadın olarak en büyük sorunum, bu halde 24 saat nöbet tutmak zorunda olmak.”
Sağlık çalışanı sistemden kaynaklı sorunların muhatabı haline geliyor
Araştırmamızda sağlıkta şiddet de önemli bir başlık oldu. Sözlü şiddet, hakaret, tehdit, bağırma ve psikolojik baskının birçok kadın sağlık emekçisi açısından günlük çalışma yaşamının bir parçası haline geldiği görülüyor.
“Sözel şiddet neredeyse her gün. Tehdit. Ruhsal şiddet.” “Neredeyse her mesai gününde bağırma, ses yükseltme ve kırıcı söylemlerle karşılaşıyorum.” “Çoğu zaman sağlık çalışanı, sistemden kaynaklanan sorunların muhatabı haline geliyor.”
Randevu sorunları, yoğunluk, personel yetersizliği ve sağlık hizmetindeki organizasyon sorunları hastalarla sağlık çalışanlarını karşı karşıya getirirken, sağlık emekçileri sistemin sorunlarının görünen yüzü haline geliyor. Kadın çalışanlar ayrıca toplumsal cinsiyet nedeniyle daha fazla değersizleştirilme ve saygısızlıkla karşılaştıklarını ifade ediyor. Bir görüşmeci, “Erkek hemşirelerle kıyaslandığında bazı hastalar tarafından daha az ciddiye alındığımı hissediyorum” derken, bir başka katılımcı kadın sağlık çalışanlarının tehdit, hakaret ve saygısızlığa daha fazla maruz kaldığını düşündüğünü belirtiyor.
Sağlıkta dönüşümün sendikal örgütlenme üzerindeki etkisi
Araştırmamızın önemli sonuçlarından biri de sağlıkta dönüşümün sendikal örgütlenme üzerindeki etkisi. Kadın sağlık emekçileri sorunların farkında. Çalışma koşullarını, personel eksikliğini, izin sorunlarını, şiddeti ve değersizleştirilmeyi açıkça ifade ediyorlar. Ancak mücadele etmek için gerekli zaman ve enerjinin giderek azaldığını söylüyorlar.
“Sendikaya katılım, toplantıya katılım bunları yaptığımız zaman, yani birini yapsak diğeri kalıyor.” “İş yoğunluğu nedeniyle toplantılara veya ortak çözüm süreçlerine katılmak da her zaman kolay olmuyor. Ve en önemlisi birlikte hareket etmekte zorlanıyoruz, bazen yalnız kalıyoruz.”
Sorunların defalarca dile getirilmesine rağmen çözüm üretilmemesi ise umutsuzluğu büyütüyor. Bir katılımcının kullandığı ifade oldukça çarpıcı: “Çalışma koşullarını dile getirdiğimizde bir çözüm bulamadığımız için tekrar tekrar söylemek istemiyoruz. Çünkü cevap hep aynı oluyor. Yani öğrenilmiş çaresizlik.”
Böylece sağlıkta dönüşüm örgütlenme ve mücadele zamanını da daraltıyor.
Kadın sağlık emekçileri ne talep ediyor?
Araştırmamızın en önemli sonucu şu: 24 kadın sağlık emekçisiyle yapılan görüşmelerden ortaya çıkan ortak tablo, sağlıkta dönüşümün etkilerinin birbirinden bağımsız sorunlar olarak ele alınamayacağını gösteriyor. Artan iş yükü; personel eksikliğini, performans baskısını, zaman üzerindeki denetimin kaybını, ev içindeki bakım yükünün artmasını, şiddete maruz kalmayı ve örgütlenmenin zorlaşmasını birbirine bağlayan bir zincir oluşturuyor. İş yerindeki yoğunlaşma, yaşam alanının daralmasına neden oluyor. Kadın sağlık emekçileri daha fazla çalışırken; kendilerine, ailelerine, çocuklarına, arkadaşlarına ve sendikal mücadeleye ayırabilecekleri zaman giderek azalıyor.
Bu araştırma, sağlıkta dönüşüm tartışmasının yalnızca hastaneler, teknolojiler, hizmet modelleri ve performans göstergeleri üzerinden yürütülemeyeceğini gösteriyor. Çünkü sağlık hizmetinin merkezinde insan emeği var. Ve bu emeğin büyük bölümünü kadınlar taşıyor. Kadın sağlık emekçileri, hastaların bakımını, sağlık hizmetinin sürekliliğini ve sistemin aksayan yönlerini büyük ölçüde kendi emekleriyle ayakta tutarken; aynı zamanda bakım yükünü de sırtlanmak zorunda kalıyor. Bu nedenle sağlıkta dönüşümün kadınlar açısından bedeli; zamanın, bedenin, emeğin ve yaşamın giderek daha fazla çalışma sisteminin ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi.
Kadın sağlık emekçileri ise bu sorunlara karşı insanca çalışma koşulları, güvenceli istihdam, yeterli personel, güvenli çalışma ortamı, gerçek anlamda kullanılabilen izin ve dinlenme hakkı, 7/24 ücretsiz kamusal kreş, şiddetten uzak bir çalışma yaşamı ve kendi çalışma koşulları üzerinde söz sahibi olabilecekleri demokratik bir çalışma düzeni istiyorlar.
Bu araştırmadan, kadın sağlık emekçilerinin sözlerinden ortaya çıkan en güçlü mesaj ise şudur: Sağlıkta dönüşüm, sağlık emekçisinin yaşamını yok sayarak sürdürülemez. Dönüşen yalnızca sağlık hizmeti değildir. Kadınların çalışma, yaşama, dinlenme ve mücadele etme biçimleridir.
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
3. KESK Kadın Kurultayı’na giderken: Sağlıkta dönüşüm kadın sağlık emekçilerini nasıl etkiledi?
Sağlık emekçisi kadınlar Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı yalnızca sağlık sistemindeki değişiklikler olarak değil; gündelik yaşamlarının her alanına yayılan bir dönüşüm olarak deneyimliyor.
Kadınlar için anadilde sağlık hakkı neden hayati?
3. KESK Kadın Kurultayı öncesi SES Elazığ Şubesinde sağlık emekçisi kadınlar anadilde sağlık hakkının sağlık emekçisi kadınlar ve sağlık hizmeti alan kadınlar için ne kadar önemli olduğunu araştırdı.
Bir anketin gösterdikleri: Büro iş kolunda kadın emekçiler ne diyor?
'Mesele, sendikayı kadın emekçilerin bulunduğu iş yerlerinden başlayarak, onların sözüne, deneyimine ve iradesine dayanarak kadın emekçilerle birlikte yeniden kurmaktır.'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN























