Mekiye Akyel, kendisine uzun yıllar şiddet uygulayan İsa Güç’ten 17 Ekim 2024’te boşandıktan bir gün sonra çocuklarını görmek için gittiği Siirt’te kayboldu. Akyel’den o günden beri haber alınamazken 2026 Şubat’ında İsa Güç ve iki kişi daha Mekiye Akyel’i kasten öldürme şüphesiyle tutuklandı. Akyel’in ablası Halime Pilğir, uzun yıllar şiddet gören ve sığınmaevindeyken dahi yakılmakla tehdit edilen kardeşinin akıbetini öğrenmek, sorumluları açığa çıkarmak için mücadele ediyor; devlet kurumlarının kadınları korumakta yetersiz kaldığını da kendi yaşadıklarıyla anlatıyor.
Halime Pilğir’in anlattığına göre Akyel henüz 17 yaşındayken görücü usulü evlendirildi. Pilğir, Akyel’in ölen ablasının kimliğiyle nüfusa kaydedildiğini ve bu nedenle resmi kayıtlarda yaşının olduğundan büyük göründüğünü belirtti. Pilğir, Akyel’in kendisini evlendikten üç ay sonra arayarak üzerine “kuma” getirileceğini söylediğini ve sekiz yıl boyunca süren evliliğinde de Güç ailesinin birçok kez buna yeltendiğini anlattı.
Bu sekiz yıl boyunca Akyel’in hem İsa Güç’ten hem de Güç’ün anne, babası ve kardeşinden şiddet gördüğünü belirten Pilğir, kardeşinin kolunun kırıldığını ve sığınmaevine kaçtığını anlattı. Siirt’teki sığınmaevine yerleşen Akyel, burada da sürekli tehditlere maruz kaldı.
Sığınmaevinde tehdit: ‘Orada koruma diye bir şey yok’
Akyel’in Siirt’teki kadın sığınmaevine yerleşmesinin ardından da tehditlerin sürdüğünü anlatan Pilğir, İhsan Güç, Hüseyin Güç ve Şahin Güç’ün sığınmaevinin çevresinde araçla dolaştığını ve kardeşini öldürmekle, yakmakla tehdit ettiğini söyledi. Pilğir, sığınmaevinde kalan diğer kadınların da bu tehditlere tanık olduğunu belirtti. Sığınmaevinin adresinin Güç ailesi tarafından nasıl öğrenildiğini sorduğumuzda ise Pilğir, “Orada sır diye bir şey yok. Koruma altında diye bir şey yok” dedi.
Tehditlerin sürmesi üzerine Akyel’in başka bir sığınmaevine geçmek için talepte bulunduğunu ve Batman’da bir sığınmaevine gönderildiğini belirten Pilğir, Akyel’in burada iş bulduğunu ve çocuklarını da yanına alabilmek için para biriktirmeye başladığını belirtti. Ancak boşanmanın gerçekleşmesiyle birlikte şiddetin ve tehdidin dozunun arttığını vurguladı.
Boşandıktan sonra da tehdit ve baskı
Pilğir’in anlattığına göre Akyel ve Güç boşandıklarında, İsa Güç ve ailesi Akyel’i babasının evine bir araba konvoyuyla bıraktı. İsa Güç, Akyel’in babasına “Ailem seni ve Mekiye’yi öldürecek” diye fısıldadı.
Boşanmanın ardından üç gün boyunca Akyel’in babasının evinde kaldığını ve bu süre zarfında İsa Güç’ün Akyel’i arayarak barışmak istediğini belirttiğini söyleyen Pilğir, Akyel bunu reddedince Güç’ün Akyel’i çocuklarla tehdit ettiğini söyledi: “Çocukları dövüp ses kayıtlarını Mekiye’ye atıyor. Mekiye de dayanamıyor. ‘Ben gideceğim’ diyor.” Pilğir, yola çıkmadan önce babasının Akyel’den İsa Güç’ü aramasını istediğini ve Güç’ün Akyel’e telefonda Veysel Karani’ye gelmesini, çocukları oraya getireceğini söylediğini belirtti. Ancak o günden sonra Akyel’den haber alınamadı. Akyel’in İsa Güç ve ailesi tarafından öldürüldükten sonra yakıldığı düşünülüyor.
Jandarma ‘Onlar çok iyi insanlar’ dedi
Akyel’in kaybolmasının ardından ailesinin jandarmaya başvurduğunu anlatan Pilğir, kendisinin de daha sonra jandarmayla yaptığı bir görüşmede karşılaştığı tutumu şöyle aktardı:
“Bana jandarma ne demiş olabilir? ‘Onlar çok iyi insanlar.’ Ben de ‘Kusura bakmayın da nereden biliyorsunuz?’ diye sordum. ‘Biz o köye gidip geliyoruz’ dediler. Ben de ‘Siz benim evimin içindeki sorunu biliyor musunuz, evimin içindeki şiddeti bilebilir misiniz?’ diye sordum. Onlar da ‘Bilemeyiz’ diye yanıt verdi.”
Pilğir, babasının Akyel kaybolduktan sonra yaptığı ilk başvuruda da jandarmanın İsa Güç’ün söylediklerini yeterli gördüğünü anlattı. İsa Güç’ün jandarmaya Akyel’in Batman’a gittiğini, orada evlendiğini ve bir çocuğu olduğunu söylediğini aktaran Pilğir, bu anlatımın araştırılmadığını vurguladı. “Bir e-Devlet’ine baksalar, kadının bir hastane girişi, eczane girişi var mı diye araştırsalar…” diyen Pilğir, ilerleyen süreçte de jandarmanın kendisine “Bizi Ankara’ya neden şikayet ediyorsunuz” denilerek sitem ettiğini söyledi ve ekledi: “Herkes işini yapsın madem. Halime hanım meraklı değil dilekçe yazmaya.”
Hâlâ iddianame yok
Akyel’in kaybolmadan önce kendisine savcılık kararıyla koruma almak, hatta kimliğini değiştirmek istediğini söylediğini anlatan Pilğir, buna rağmen kardeşinin korunmadığını söyledi.
Halime Pilğir, 9-23 Şubat tarihleri arasında ATV’de yayınlanan Müge Anlı’nın programına kardeşi için kayıp başvurusuyla çıktı. Bu süreçte içinde bir şüphe olduğunu, ancak ilk aşamada Akyel’in öldürüldüğünü düşünmek istemediğini belirtti. Pilğir, televizyon programına çıktıktan sonra soruşturmanın hızlandığını ve kısa süre içinde art arda “kasten öldürme şüphesiyle” tutuklamaların geldiğini söyledi. Ancak aradan geçen süreye rağmen dosyada kendilerine yeterli bilgi verilmediğini belirtti.
Şubat ayında şikayetçi olduğunu söyleyen Pilğir, dosyada gizlilik kararı bulunduğunu ve hâlâ iddianame hazırlanmadığını ifade etti.
'Koruma kararı sadece kağıt üzerinde kalıyor'
Akyel’in kaybolmasının ardından kendisinin de tehdit edildiğini anlatan Pilğir, tehditlerin sosyal medyada ve canlı yayınlarda sürdüğünü, kendisiyle haber yapan gazetecilerin de tehdit edildiğini belirtti. Defalarca karakola ve savcılığa başvurduğunu, sonunda Siirt Başsavcılığının devreye girdiğini ve tehdit edenler hakkında uzaklaştırma kararı bulunduğunu belirtiyor.
Ancak koruma kararlarının kadınları korumaya yetmediğini savunan Pilğir, savcıyla yaptığı görüşmede yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Sekiz dokuz aydır söylüyorum, neden sesimi duyuramadım? Bunun için hashtag mi olmam gerekiyordu? Koruma kararı çıkartıyorum ama kendime mi, eşime mi, çocuklarıma mı çıkartayım? Tehdit edenleri içeri koysanıza dedim.”
Akyel’in dosyasında tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan kişilerin kendisini tehdit ettiğini belirten Pilğir, “Şimdi ben neye koruma kararı çıkartayım? Devlet onları dışarı bırakıyorsa, insanları öldürüp yakanları dışarı bırakıyorsa ben kimden korunacağım?” diye sordu.
‘Bunlar yüzünden adli tıpçılık oynadım’
Akyel’in bulunması için mücadele eden Halime Pilğir, bu süreçte devletin yapması gereken işleri de kendisinin üstlenmek zorunda kaldığını söyledi.
“Bu caniler yüzünden ben adli tıpçılık oynadım, savcılık oynadım, avukatlık oynadım, araştırmacılık oynadım” diyen Pilğir, kardeşinin kemiklerinin hangi koşullarda yanabileceğini, ne kadar sürede tanınamaz hale gelebileceğini sabahlara kadar araştırdığını anlattı. “Bunlar hukuk mu?” diye soran Pilğir, savcıya da şunları söylediğini aktardı: “Herkes işini layıkıyla yapsaydı ben bunları oynamak zorunda kalmazdım.”
Kadınların kaybolduktan ya da öldürüldükten sonra ailelerinin kendi soruşturmalarını yürütmek zorunda bırakılmasına tepki gösteren Pilğir, kardeşinin bulunmasını ve olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını istedi.
‘Kardeşimin bir mezarı olsun istiyorum’
Akyel’in kaybolmasının üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen ailesi hâlâ onun akıbetini bilmiyor. Halime Pilğir ise bu süreçte hem kardeşini aramayı hem de kadın cinayetlerinde adalet arayan diğer ailelerle dayanışmayı sürdürüyor. Pilğir’in talebi ise şu: “Kardeşimin bir mezarı olsun istiyorum.”
Akyel’in akıbetinin aydınlatılması, varsa sorumluların ortaya çıkarılması ve dört çocuğunun güvenliğinin sağlanması için yürütülen mücadelenin takipçisi olmak ise aileyle birlikte tüm kadın hareketine düşüyor.
Mekiye Akyel’in hikâyesi, kadınların şiddetten kaçabilmek için sığınmaevlerine başvurmasının tek başına yeterli olmadığını; koruma kararlarının uygulanmadığı, tehditlerin ciddiye alınmadığı ve ilk başvuruların gerektiği gibi soruşturulmadığı durumda kadınların şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya kalmaya devam ettiğini bir kez daha gösteriyor.
Aramalar yeterince yapılmıyor
Halime Pilğir’in avukatı Gurbet Bilbay, Akyel kaybolduktan bir buçuk sene sonra başlayan araştırmalarda, bir buçuk yıl boyunca Akyel’e ait herhangi bir kimlik hareketi olmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine İsa Güç’ün ifadesinde Akyel hakkında hiçbir şey bilmediğini söylediğini ve çelişkili ifadeler verdiğini belirtti. Soruşturma sürerken baz istasyonu verilerinde Akyel’in telefonunun en son sinyal verdiği yerde İsa Güç, babası ve kayınbiraderinin de aynı yerde sinyal verdiğinin, daha sonra sinyallerin kesildiğinin ortaya çıktığını belirtti. Bilbay, “Biz bunu merak ediyoruz. Bunların kimlik hareketi, yani hiçbir şekilde baz istasyonu sinyal vermedikten sonra Mekiye ile bunlar sonra nerelere gittiler? Akabinde köyden insanlar şunu söylüyorlar, o evin sabaha kadar tandırı yandı. Bir evde sabaha kadar tandır yanmaz. Hatta orada şunu diyorlar, çok kötü bir kokuydu, büyük ihtimalle kızı yaktılar. Çünkü kızı, kızı sokakta tehdit etmişler. ‘Sen bizi aldattın. Hıhı. Biz seni özlanacağız’ diye ve bu seti şahit olan, duyan insanlar var ve orada zaten bunun gibi birkaç tane kadın kaybolmuş” dedi.
JAK ekiplerinin kullanılması yönünde talepte bulunduklarını belirten Av. Bilbay, “Ancak bu talebimiz gerçekleşmedi. Arama çalışmaları devam ediyor ancak Mekiye’nin cansız bedeni bulunmadığından dolayı kovuşturma sürecine geçemiyoruz. Cesetsiz bir cinayet söz konusu olduğu için failler ceza alacaklar mı gibi bir endişemiz var” dedi. Gülistan Doku soruşturmasını örnek veren Av. Bilbay, “Biliyorsunuz, daha önce gömüldüğü bazı yerleri ortaya çıkardılar. Hastane kayıtları falan silmişti ama bizde bu da çıkmıyor. Ve aramalar da yeterince yapılmıyor, bizim düşüncemiz. Çünkü bizde bir JAK ekibi çalışmıyor ve JAK ekibi sadece Ankara’da varmış” dedi. Cesetsiz cinayetler konusunda yasal bir değişiklik yapılması gerektiğini vurgulayan Av. Bilbay, “Biz bir itiraf gelirdi diye düşünüyorduk fakat cansız beden bulunmadığı için itiraf gelmiyor. Biz istiyoruz ki Gülistan Doku gündemdeyken, Mekiye’nin öldürüldüğü ortaya çıkmışken cesetsiz cinayetlerle ilgili iyi bir düzenleme yapılsın” dedi.
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da özellikle kadın cinayetlerinin soruşturma süreçlerinde daha fazla sorun yaşandığını belirten Av. Bilbay, ahbaplık ilişkilerinin, devlet kurumlarının ihmallerinin ve kadınların toplumda bulundukları eşitsiz konumun daha ağır olmasının bu süreci etkilediğini vurguladı.
Çocuklar neden babaya verildi?
Akyel’in dört çocuğu ise annelerinin kaybolmasının ardından babaları İsa Güç’ün yanında kaldı. Çocukların neden babalarında kaldığına ilişkin kendilerine net bilgi verilmediğini belirten Pilğir, velayetin mahkeme kararıyla mı yoksa başka bir yolla mı babaya bırakıldığını bilmediğini söyledi. Pilğir, çocuklar için de koruma talebinde bulunduğunu ve çocukları yanlarına almak için mücadele ettiklerini belirtti.
Bu süreçte bir pedagogun çocukların bulunduğu ortam için “mutlu” değerlendirmesi yaptığını aktaran Pilğir ise Akyel’in kaybolmasının ardından canlı yayına çıkan ve İsa Güç ile imam nikâhlı olduğunu söyleyen başka bir kadının, kendisinin ve çocukların o evde şiddet gördüğünü iddia ettiğini söyledi.
‘Orada kanun diye bir şey yok'
Pilğir, Akyel’in kaybolduğu Karakaya köyünde daha önce de dört kadının öldürüldüğünü ve kadınların yakıldığını iddia etti.
Bu kadınlardan Saynur Süyüncü’nün ölümünden önce kocasının ailesi tarafından öldürüleceğini söyleyerek şikâyetçi olduğunu anlatan Pilğir, köy muhtarının Sayanur’un şikâyetini geri çektirdiğini ileri sürdü.
“İlk günden beri söylüyorum: Orada kanun diye bir şey yok” diyen Pilğir, Süyüncü’nün öldürüldüğü gün Akyel’in kayınpederinin evin arka tarafından koşarak kaçtığını görenler olduğunu iddia etti. Ayrıca kayınpederinin başka bir ortamda bir kadını evini yakarak öldürdüğünü anlattığını, bu sözleri kız kardeşinin de duyduğunu belirtti.
Pilğir, bu iddiaların tamamını soruşturma kapsamında verdiği ifadelerde de anlattığını söyledi ve ekledi: “Dört tane kadın orada yakılarak öldürülüyorsa kimse kusura bakmasın, o köyde kimse iyi değil” dedi.
Saynur Süyüncü’ye ne olmuştu?
Siirt’in Karakaya köyünde, 10 Nisan 2021’de 27 yaşındaki Saynur Süyüncü yaralı hâlde bulundu. Ağır yanık yaraları olan Süyüncü, daha sonra Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Yanık Ünitesinde tedavi altına alındı. Ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Süyüncü, 11 Nisan’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Baykan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Süyüncü’nün daha önce eşi H. Süyüncü’nün kardeşlerinden şiddet gördüğü ve Baykan Jandarma Komutanlığına şikâyette bulunduğu öğrenildi.
Süyüncü, 10 Nisan günü ise evinde benzin dökülerek yakılmış hâlde bulundu. Olayın yaşandığı gün evde sekiz yaşındaki çocuğu ve eşi bulunan Süyüncü, ağır yaralı olarak Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan müdahalenin ardından Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Yanık Ünitesi Servisine kaldırılan Süyüncü yaşamını yitirdi.
Fotoğraf: Bianet (Solda Mekiye Akyel, sağda Halime Pilğir)
İlgili haberler
Doku ailesi avukatı Ali Çimen ile konuştuk: ‘Gülistan Doku dosyasında karanlık ilişki ağı ortaya çıktı’
Gülistan Doku cinayetine dair soruşturma sürerken “karanlık ilişkiler ağı” ortaya çıkmaya devam ediyor. Doku Ailesi Avukatı Ali Çimen soruşturmanın detaylarını anlattı.
Siirt’te yakılarak öldürülen kadının ölmeden önce karakola başvurduğu ortaya çıktı
Siirt’te yakılarak öldürülen Saynur Süyüncü’nün sistematik şiddete maruz kaldığı ve jandarma karakoluna giderek, eşinin erkek kardeşlerini şikayet ettiği ortaya çıktı.
Urfa | 13 yaşındaki çocuk babası tarafından yakılarak öldürüldü
Urfa’da Ahmet Mohmmad Dwla, zorla evlendirilmeyi kabul etmeyen 13 yaşındaki kızını yakarak öldürdü.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























